BAŞBAKAN ERDOĞAN SURİYE'YE GİTTİ...

2009-12-23 · Kategori: siyaset

 

BAŞBAKAN ERDOĞAN SURİYE'YE GİTTİ...


AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Sayın Ahmet Türk'ün yapmış olduğu açıklama, bana göre çok çok talihsiz bir açıklama'' dedi. Başbakan Erdoğan, Suriye'ye gidişi öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, gezisine ilişkin bilgi verdi, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi'nin Başbakanlar Eş Başkanlığı'ndaki birinci toplantısına katılmak üzere Şam'a ziyaret gerçekleştireceklerini ifade etti.

Görüşmelere 9 bakan ile 200 civarında iş adamının katılacağını belirten Başbakan Erdoğan, daha önceki toplantılar sonrasında Türkiye ve Suriye arasında vize muafiyetinin sağlandığını, iki ülke bakanlarının da tek bir kabine gibi yoğun çalışma sergilediklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan, ziyaretinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Suriye Başbakanı Naci Itri ile de özel görüşmeler yapacağını ifade ederek, işbirliğinin temel hedefinin; köklü toplumsal tarihi ve kültürel bağlara sahip olunan Suriye ile gelişmekte olan ilişkilerin kurumsal çerçeveye oturtulması olduğunu ifade etti. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Gaziantep-Halep demir yolunun açılışının yaptığını söyleyen Başbakan Erdoğan, böylece ticaretin gelişmesine önemli katkı sağlanacağını söyledi.


Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, ''Sayın İçişleri Bakanı Atalay dün Irak'taydı, temaslarda bulunmuştu. Bazı somut adımlar olabileceğini söyledi, bu sürece ilişkin. Somut adımlara ilişkin detay verebilir misiniz?'' şöyle yanıtladı:

''Bu ikili görüşmeleri yaparken tabii ki bu görüşmelerde özellikle, bizim milli birlik kardeşlik sürecimizle alakalı, Demokratik Açılım süreciyle alakalı, işin diplomatik boyutunu ve komşularımızla olan boyutunu da ele alacağız. Nasıl Irak'ta, gerek Merkezi Hükümetle, gerekse kuzeyde Yerel Yönetimle görüşmeleri yaptıysak ki üçlü mekanizma bu görüşmeleri ele aldı ve Dışişleri Bakanımızın yapmış olduğu açıklamalarda da zaten somutlaştıkça gerekli açıklamalar yapılacak. Suriye'yle de zaten bu konuların görüşüleceğini belirtti."

''TALİHSİZ BİR AÇIKLAMA''

Başbakan Erdoğan, DTP'nin kapatılmasının ardından söz konusu partinin milletvekillerinin sine-i millete dönecekleri yönündeki açıklamaları ile Ahmet Türk'ün, terör elebaşı Öcalan ile ilgili sözlerini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine şunları söyledi:

''Sine-i millet ifadesi gündeme geldiğinde, bize 'Siz bu istifalar Meclis'e gelirse ne dersiniz' denildiğinde bizim verdiğimiz cevap hep şu olmuştur; 'Biz doğmamış çocuğa külot biçmeyiz.' Meclis'e böyle bir talep gelmemiş. Meclis'e böyle bir talep gelmediği gibi Meclis'te böyle bir şey Genel Kurul'a sunulmamış, o halde 'bu konu hakkında konuşmak erkendir' dedik ve biz herhangi bir açıklamada yapmadık.

Ardından da gelişmeleri izledik ve yeni gelişmelere göre Meclis'te tekrar görevlerine devam etme kararı aldıklarını duyduk. Bu kararın, nerenin talimatıyla yapıldığı, İmralı'nın talimatıyla yapıldığı ve talimattan dolayı tabii Sayın Türk'ün yapmış olduğu bu açıklama bana göre çok çok talihsiz bir açıklama. Zira kendileriyle Meclis'teki grup odamda yaptığım görüşmede 'Hiç bir zaman bizler illegal kişi veya örgütleri muhatap almayız. Sizler de bunu sahiplenmeyin' diye kendilerine söylemiştik, ama ne yazık ki şu andaki süreçte böyle bir yaklaşım tarzını ben de doğru bulmuyorum.''

''TEKEL İŞÇİLERİ OYUNA GELMESİN''

Başbakan Erdoğan, TEKEL işçilerinin eylemi ile ilgili bir soruyu yanıtlarken, konunun 8 günlük değil, 2 yıllık bir mazisi olduğunu belirtti.

Yaklaşık iki yıl önce sendika yöneticileriyle konunun görüşüldüğünü ve kendisinden erteleme talep ettiklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''10 bine yakın kişi bu depolarda çalışarak değil, çalışmadan ücret alıyorlar'' dedi.

Söz konusu ücretlerin maliyetinin 40 trilyon lira olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, bu kişilere mağdur olmamaları için kıdem ve ihbar tazminatlarını ödediklerini ve 4/C'li olarak çalışma önerisinde bulunduklarını dile getirdi. Eylemleri ve yapılan açıklamaları ''spekülatif'' olarak nitelendiren Başbakan Erdoğan, muhalefet milletvekillerini de ''şov'' yaptıklarını söyledi ve samimiyetten uzak olduklarını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, 4/C ile herkesin eğitim düzeyine göre farklı ücretlendirme yapılacağını, konunun üzerinde çalışmaların devam ettiğini ve çalışma süresinin 11 aya çıkarılacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, bunun, sayıları 70 bine yaklaşan tüm 4/C'lileri kapsayacağını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, ''Ben buradan özellikle Ankara'da uygunsuz, provokatif bu tür eylemlerin içerisine girmek suretiyle... Muhalefette olan siyasilerin veya olmayanların Türk-İş'in önünde, sağda solda bu tür eylemleri yapmalarını doğru bulmuyorum. Şu anda arkadaşlarımız ücretlerle ilgili çalışmaları yapıyor öyle zannediyorum ki bir hafta içinde bu çalışmalar da biter ve ben tüm TEKEL işçilerinin geldikleri yere dönmelerini, bu tür oyunlara da gelmemelerini özellikle kendilerinden rica ediyorum.''

Başbakan Erdoğan, ''Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast'' iddialarına yönelik yeni bir gelişme olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlarken, konunun yargıya aksettiğini söyledi. Olayla ilgili yaşanan süreci ''vahim'' ve ''düşündürücü'' olarak nitelendiren Başbakan Erdoğan, ''Temenni ederiz ki savcılıkta olan bu süreç, yargı süreci endişeleri yok edecek şekilde çıksın'' dedi.

FENER RUM PATRİĞİ

Başbakan Erdoğan, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un ''çarmıha gerilmek'' ile ilgili sözlerinin sorulması üzerine, açıklamanın Mayıs ayında yapıldığını, Bartholomeos ile Ağustos ayında görüştüklerinde de kendisinin bu yönde bir açıklamasının olmadığını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

''Mayıs ayında ifade edilen konuyla ilgili tabii merakım mucip oldu, yani 'çarmıha gerilmekle' ilgili ne kastediliyor? İfade edilen ne? Bizim ülkemizde böyle bir... Yani çarmıh, filan falan böyle bir şey söz konusu değil. Yok böyle bir şey.

Kendi literatürlerinde 'beni zora sokmak, sıkıntıyı düşürmek' gibi bir ifade yerine bunun kullanılacağını söylüyorlarmış. Tabii biz Ağustos görüşmelerinde, toplantısında filan böyle bir şeyi kendilerinden hiç duymadık. İyi niyet içerisinde, bu ülkenin bir vatandaşı olarak çalışmalara, sürece katkıda bulunma gayretlerinden bahsettiler. Taze bir ifade, veyahut da farklı, şu anda anlaya geldiğimiz bir ifade olsa 'talihsiz bir ifade' diyeceğim, ama bunu daha sonra arkadaşlarla şöyle bir araştırınca, 'böyle kullanırlar bu ifadeyi' deyince ben de tabii daha ısrarlı olmadım, olmak da istemedim.''

ORTA DOĞU BARIŞI

Başbakan Erdoğan, Orta Doğu barışı konusunda Türkiye'nin arabuluculuğuna İsrail yönetiminin olumlu bakmadığını anımsatan bir gazetecinin sorusunu yanıtlarken, ''Türkiye'nin durumdan vazife çıkarmadığını'' söyledi.

İsrail'in yönetiminin, ''Erdoğan taraftır'' ifadesini kullandığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Biz zorla zaten durumdan vazife çıkarma gayreti içerisinde değiliz. Eğer Türkiye'den böyle bir talepte bulunulursa, Türkiye direk, en direkt böyle bir görevi yapmaya yine hazır. Çünkü Orta Doğu barışında Türkiye her zaman her şeyini ortaya koymaya hazırdır. Çünkü Orta Doğu'nun barışı demek, dünya barışı demektir. Bu kadar önemlidir bu.

Suriye'de de Sayın Esad bu konuda kararlı. Diyor ki 'Biz Türkiye'ye güveniyoruz. Türkiye'nin bu noktadaki arabuluculuğuna inanıyoruz.' Sayın Sorkozy'i teklif etti İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, onu da kabul etmedi biliyorsunuz Sayın Esad, şu anda durum böyle bir noktada, ama Türkiye her zaman barış için var ve Türkiye her zaman talep edilmesi halinde her yerde bu tür görevleri üstlenmeye hazır.''


22.12.2009 

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,

BAŞBAKAN ERDOĞAN, TÜRKİYE'YE DÖNDÜ...

2009-12-22 · Kategori: siyaset


BAŞBAKAN ERDOĞAN, TÜRKİYE'YE DÖNDÜ...


BAŞBAKAN ERDOĞAN:
''DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEMLER İÇİNDE SİYASİ PARTİLERİN KONUMU BELLİDİR. HİÇBİR SİYASİ PARTİ TERÖR OLAYLARINA BIRAKIN DESTEK VERMEYİ İMA YOLUYLA DAHİ BÖYLE BİR DESTEĞİ VERDİĞİNİ ORTAYA KOYMAMALIDIR''


Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün liderleri bir araya getirebileceği yönündeki sözleri konusunda, ''Ben gelebilecek böyle bir davete katılırım. Temenni ederim ki yine oradan da yine olumlu bir netice çıksın, temennim budur'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Meksika'ya yaptığı resmi ziyaretten Ankara'ya dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ''liderleri bir araya getirebilirim'' yönündeki açıklamasını hatırlatarak, ''Bu çağrıyı nasıl buluyorsunuz, bu çağrı sonrasında liderler bir araya gelirse gerilimi düşürücü bir görüş ortaya çıkabilir mi'' diye sorması üzerine Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bu tür değerlendirmeleri yaparken benim özellikle medyadan ricam şu; ateşi mi söndüreceğiz, yoksa benzin mi dökeceğiz? Sayın Cumhurbaşkanımız iyi niyetle bu adımı ilk defa atmıyor. Bundan önce de buna benzer adımlar atmıştır, fakat tabii atılan adımlarda bu tür toplantıya katılanlar, Cumhurbaşkanlığı makamına da hakaret içeren ifadelerde bulunmuşlardır ve oralardan da herhangi bir netice çıkmamıştır.

Ben gelebilecek böyle bir davete katılırım. Temenni ederim ki, yine oradan da yine olumlu bir netice çıksın. Temennim budur... Ama 'beklentiniz nedir' derseniz. Bundan öncekilerden farklı olmayacaktır. Çünkü şehitlerimiz üzerinden siyasi istismar konusu yapmak suretiyle kalkıp hükümeti ihanetle, hıyanetle adeta hakarete maruz bırakan bir anlayıştan ben hiçbir şey beklemiyorum ve onlarla bir araya gelmeyi de arzu etmiyorum. Çünkü bu iktidara, bu hükümete bu konudaki hassasiyeti sebebiyle bu tür harekette bulunan bir anlayışla asla bir araya gelmek söz konusu olamaz. Arkadaşlarım da zaten bu konuda gereken cevapları verdiler.''

''NİYE ŞUNU YAPIYORSUNUZ' DİYE BİR MÜDAHALEMİZ Mİ OLDU''

''Terörle mücadelede iyi niyetlerini kimsenin suiistimal edemeyeceğini'' ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunlara niye sormuyorsunuz, 'sizin çözüm için bildiğiniz bir şey var mı' diye. Bizim şu yaptıklarımızın dışında terörle mücadelenin güvenlik boyutuysa, bunun zaten bir askeri kanadı vardır. Bir emniyet kanadı vardır. Askeri kanatta da emniyet kanadında da elinden geleni yapmıyor mu? Elinden geleni yapıyor.

Hükümet olarak biz güvenlik güçlerimize 'niye şunu yapıyorsunuz' diye bugüne kadar bir müdahalemiz mi oldu? Hayır ama biz güvenlik güçlerimizin yaptığının dışında yeni bir süreci başlattık. Nedir bu yeni süreç? dedik ki bunun psikolojik boyutu vardır. Bu mücadelenin sosyolojik boyutu vardır, diplomatik boyutu vardır, ekonomik boyutu vardır. Tüm bunları içeren bir milli birlik kardeşlik projesi lütfen buna dikkat edin milli birlik kardeşlik projesi ve
hedefiyle demokratik açılım süreci olsun dedik ve bu çalışmayı bu şekilde başlattık. Bu beyefendiler bu çalışmaya başından beri takoz oldular, çözüme yönelik bir projeleri var mı? Yok... Ama dikkat ederseniz sürekli ihanet, hıyanet... Söyledikleri şey bu.

Onlar ne kadar bunu söylerlerse söylesinler, biz şu inandığımız çözüm sürecini aynı kararlılıkla devam ettireceğiz ve tüm Anadolu'nun yollarına düşmek suretiyle halkımızla bu süreci bu projeyi paylaşacağız.''

''BU TÜR SALDIRILARIN HEPSİ BİZİM BU MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK PROJEMİZİ, DEMOKRATİK AÇILIM SÜRECİMİZİ ENGELLEMEYE, BALTALAMAYA YANİ BU PROJEYLE İLGİLİ UMUTLARI ORTADAN KALDIRMAYA YÖNELİK SALDIRILARDIR''

Başbakan Erdoğan, Tokat'ın Reşadiye ilçesindeki saldırıyla ilgili olarak, ''Güvenlik ve istihbarat birimlerimiz, bu saldırının planlayıcılarını, hazırlayıcılarını, tetikçilerini, yardım ve yataklık yapanlarını her kim olursa olsun tümünü inanıyorum ki, ortaya çıkaracaklardır'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Meksika'ya yaptığı resmi ziyaretten Ankara'ya dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, Washington'da tüm milleti derin hüzne boğan saldırıya ilişkin değerlendirme yaptığını anımsattı.

Yerli ve yabancı basın mensuplarının katıldığı basın toplantısında bu konuyla ilgili açıklama yaptığını da ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Orada da söylediğim gibi güvenlik ve istihbarat birimlerimiz, bu saldırının planlayıcılarının, hazırlayıcılarının, tetikçilerinin, yardım ve yataklık yapanlarının her kim olursa olsun tümünü inanıyorum ki, ortaya çıkaracaklardır.

Tabii, ilk anda, 'bunu kim yapmıştır, kim etmiştir' gibi bunun üzerinde güvenlik güçlerimizin yaptığı bazı değerlendirmeler vardı. Sonunda bu işi bölücü terör örgütü malum üstlendi. Tabii bu da ayrı bir strateji, taktik olabilir. Ama bölücü terör örgütünün o bölgede farklı terör örgütleriyle işbirliği halinde olduğunu da zaten geçmişten bu yana uygulamalarıyla biliyoruz ve bu çalışmalarla ilgili güvenlik güçlerimiz tüm bunlara rağmen işin gerçek yüzünü de ortaya çıkarabilmek için çalışmalara devam ediyor. Bugün de Genelkurmay Başkanlığımız
ayrıca haftalık basın açıklamasında konuyla ilgili açıklamayı sanıyorum onlar da yapmış bulunuyorlar. Bundan sonraki süreçte de yine bu tür olayların o bölgelerdeki hassasiyetleri de artırmak suretiyle devam edeceğini ifade etmek istiyorum.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Reşadiye'deki terör saldırısıyla ilgili olarak, ''Zaten bu tür bir vahşeti, ancak terör örgütü yapar, başkası yapamaz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Meksika'ya yaptığı resmi ziyaretin dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşmeye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun katılmamasıyla ilgili bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Dışişleri bakanları bu tür ikili görüşmelere illa katılır diye bir şey söz konusu değil. Fakat orada karşılıklı olarak böyle bir teyitleşme olunca ısrar etmenin zaten anlamı olmaz. Biz de görüşmeyi başbaşa yapma durumunda olduk. Tabii Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı katılmadı da ABD Dışişleri Bakanı katıldı mı? Hayır, o da katılmadı ve biz Sayın Obama ile bunu ikili olarak başbaşa gerçekleştirmiş olduk. İşin aslı budur.''

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin Tokat'taki saldırıya ilişkin sorusunu ise şu şekilde yanıtladı:

''Washington'da yaptığım açıklamada da söyledim. Bu tür saldırıların hepsi bizim bu milli birlik ve kardeşlik projemizde demokratik açılım sürecimizi engellemeye, baltalamaya yani bu projeyle ilgili umutları ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. Bunu orada da söyledim. Yine aynı şeklide teyit ediyorum. Fakat terör örgütünün tabii bu Tokat-Reşadiye bu bölgeler Karadeniz'e inme çalışmalarıdır ve bunu başarabilmenin gayretleridir. Bunun için de tabii bölgedeki güvenlik, hassasiyet bunlar daha fazlasıyla artacaktır, arttırılacaktır.''

DTP'nin bu süreçteki tavrını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''DTP alışılmış görevini yerine getiriyor. Biz yaklaşımlarının bu süreçte böyle olmamasını çok arzu ederdik. Özellikle demokratik parlamenter sistemler içinde siyasi partilerin konumu bellidir. Hiçbir siyasi parti terör olaylarına bırakın destek vermeyi ima yoluyla dahi böyle bir desteği verdiğini ortaya koymamalıdır. Fakat sürekli olarak İmralı'yı adres göstermek, sürekli olarak adeta terör örgütünü sahipleniyormuş havalarında bulunmak... Tabii bu tür yaklaşımlar halkımızın nezdinde ne gibi bir psikoloji oluşturuyor, bunu zaten yakından halkımızın içinden insanlar olarak biliyorum. Bu süreci de tabii bizim tasvip etmemiz mümkün değil.''

Başbakan Erdoğan, Danıştay'ın katsayı kararı konusunda YÖK'ün başvurusunu reddetmesine ilişkin bir soru üzerine de şunları söyledi:

''Bu konunun tabii şu anda birinci derecede muhatabı YÖK. YÖK konuyla ilgili düşüncelerini açıkladı. Fakat biz de bu alınan kararların ta işin başından itibaren YÖK'ün görüşme taleplerine karşın Danıştay'ın olumsuz yaklaşımları ve daha sonra vermiş olduğu bu kararlar bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Çünkü aynı Danıştay'ın bu konuyla ilgili daha önce vermiş olduğu kararlar var. 'Bu işin sorumlusu YÖK'tür' diye iki kez bu kararı veren Danıştay, bu defa farklı bir kararla o verdiği kararları yok farz eden bir tavır ortaya koydu. Şu anda da YÖK herhalde bu değerlendirmeleri kendi içinde yaparak atılması gereken bir adımı yine hukuk devleti içinde, hukuka uygun şekilde atacaktır. Ben ülkemiz için gençliğimiz için hayırlı olacak bir adımdır diye düşünüyorum.''

DTP'nin kapatılma davasına ilişkin bir soruya da Erdoğan, ''O, Anayasa Mahkemesinin kararıdır. Bu konuyla ilgili düşüncelerimizi, parti kapatmalarına yönelik düşüncelerimizi daha önce zaten açıklamıştık'' yanıtını verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen patlamayla ilgili, ''Şu ana kadar bize gelen olumlu bir haber yok. Buradan milletçe başımız sağ olsun diyorum'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Meksika'ya yaptığı resmi ziyaretten Ankara'ya dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen patlamayla ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:

''Arkadaşlarımdan aldığım son bilgi, az önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız, ocağın olduğu mahalde, kendisiyle görüştüm. Bildiğiniz gibi yerin 220 metre derinliğinde ve orada bir o kadar da uzunluktaki galeri ve galerinin özellikle sıkıntılı olmayan bölgesinden sonra yine 40 metrelik alanda bir grizu patlaması cereyan ettiği ve oradaki heyelanın halen yoğun bir şekilde devam ettiği bölgede, 19 işçimizin mahsur kaldığı bildirilmişti. Ve şu ana kadar 2 işçimizin cesedine ulaşıldı ve bunlar çıkarıldı. İkindi namazında cenazeleri kaldırılacak. Şu anda adli tıbba sevk edilmiş durumdalar. Diğerleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Şu ana kadar bize gelen olumlu bir haber yok. Buradan milletçe başımız sağ olsun diyorum. Ailelerine, yakınlarına, mesai arkadaşlarına sabırlar diliyorum. Hayatını kaybeden kardeşlerimize de Allah'tan rahmet diliyorum.''

Başbakan Erdoğan, 6-10 Aralık tarihleri arasında ABD ve Meksika'ya yaptığı ziyaretler ile ilgili bilgi verirken de ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşmelerde Türkiye ve ABD ilişkilerini, şu ana kadar attıkları adımları ve iki ülkenin ortak gündemini meşgul eden çeşitli konuları ele aldıklarını belirtti.

''Bu çerçevede, başta Irak, Afganistan, Orta Doğu, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Kafkaslar, Kıbrıs, Türkiye-Ermenistan normalizasyon süreci, terörizmle mücadele, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi çalışmaları ve enerji arz güvenliği olmak üzere çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunduk'' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ziyaretim sırasında, ayrıca ABD Kongresinin önde gelen üyeleri ile bir araya geldim. Alman Marshall Vakfı'nın ve Siyaset Ekonomi Toplum Araştırmaları Vakfı tarafından düzenlenen etkinliklerde ve Johns Hopkins Üniversitesinde birer konuşma yaptım. Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesini kabul ederek onlarla oradaki çalışmalarını değerlendirme fırsatımız oldu ve Amerikan medyasından bazılarıyla mülakatlarımız oldu.

Ziyaretim sırasında yaptığım temaslarda Türkiye-ABD ilişkilerinin çeşitlendirilmesi ve daha da güçlendirilmesinin her iki ülkenin ortak arzusu olduğu bir kez daha en üst düzeyde teyit edilmiş oldu ve bundan sonraki süreçte bu çalışmaları Nisan 2009'da Sayın Barack Obama'nın Türkiye'ye yaptığı ziyarette ifade ettiği gibi, model işbirliği noktasında bir süreci başlatalım ama bunun içeriği nasıl olsun, bu konuları değerlendirme fırsatımız oldu. Bizim tarafımızdan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanımız Zafer Çağlayan'ı görevlendirdik ve kendileri de yine en üst düzeyde iki elemanlarını bu konuda görevlendirdiler. İlk görüşmeyi de o gün bizim toplantımızdan sonra arkadaşlarımız yaptılar. Bu süreç de başlamış oldu. Gerek ekonomik ilişkilerde gerek bilimde, sanatta, teknolojide, askeri, siyasi ilişkilerde ABD-Türkiye arasında neler yapabiliriz bunları görüşme imkanı olacak ve ilk görüşmeden sonra da artık bunları uygulama alanına sokmanın gayreti içerisinde olacağız.''

Başbakan Erdoğan, ABD ziyaretini, ''Tabii ziyaretimin ayrıca ABD ve dünya kamuoyuna ülkemizin dış politikasına ilişkin temel mesajlar vermek, Türkiye'nin bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın teminine yönelik çabalarda oynadığı rolü vurgulamak açısından yararlı olduğu görüşündeyim'' sözleriyle değerlendirdi.

MEKSİKA ZİYARETİ

Washington'un ardından 8-10 Aralık 2009 tarihlerinde Meksika'yı ziyaret ettiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, diplomatik olarak iki ülke arasında 81 yıllık bir geçmiş bulunmasına rağmen üst düzey üç ziyarette bulunulduğunu kaydetti. Meksika ile Türkiye'nin pek çok ortak yönleri bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Meksika, şu anda dünya ekonomisi içerisinde 13. sırada. Biz de 17. sıradayız ve ekonomik ilişkilerde birbirine yakın iki ülke olmamız hasebiyle uluslararası kurumlarda da gerek BM Güvenlik Konseyi'nde şu anda beraberiz. Bunun yanında, G-20 ve OECD'de beraberiz'' dedi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Hem ekonomik konularda hem de dünya siyasi konularını birlikte değerlendirme fırsatını bulabileceğimiz iki ülkeyiz. Benzer yanlarımız gerçekten çok. Gerçi uzaklık itibarıyla sadece şöyle havayolu itibarıyla 14 saat mesafede olan bir ülke. Orada görüşmelerimizi yaptığımız esnada, Dışişleri Bakanı, 'ben şu anda Uruguay'dan geliyorum, 11 saatte geldim' derken aslında tabii o bölgenin bir ülkesinden 11 saatte böyle bir yolculuk gerçekleştiğine göre 14 saat de çok fazla uzun değil. Ama artık uzaklar yakın olduğuna göre bizim de bunları gayet iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Bu konuyla ilgili aynı iradeyi biz karşı tarafta da gördük ve arkadaşlarımız tarafından bazı sıkıntılar olduğu öne sürülüyordu, örneğin vize gibi ve bu konuyla ilgili ilk etapta iş adamlarına yönelik vizede 5-10 yıllık bir vize, ama çok girişli bir vizenin olması konusunda, bunun sözü verildi ve temenni ediyorum ki bu kapının açılışıyla iş adamlarımızın karşılıklı olarak gidiş gelişleri çok daha farklı olacaktır ve orada bulunan iş adamlarımız yok değil, var.

Bu işadamlarımızın oradaki, bazı özellikle serbest ticaret anlaşmasından kaynaklanan sıkıntıları var. Bunu gidermeye yönelik gerek senatoda yaptığım konuşmada bunları ifade ettim ve gerçekten çok farklı bir senatoları var, 128 senatörden oluşan ve bu senato konuşmasında bunu ifade ederken yatırımların teşviki anlaşması noktasında kendileriyle bunu paylaştım. Aynı şekilde, çifte vergilendirmenin önlenmesi noktasında çünkü hükümetin rahatlaması hususunda bir sıkıntı vardı. Bunu senatoyla paylaşmak suretiyle belki aşmaya yardımcı oluruz, dedik. Aynı zamanda yine Meksika'da, sanayi ve ticaret odası organize ettiği bir toplantıda Meksika'nın ileri gelen iş adamlarıyla bir arada olduk ve onların bu konuda taleplerini şu anda senatoyu oluşturan 5 siyasi partinin liderlerine, temsilcilerine iletmeleri konularını da müzakere ettik.''

Meksika Cumhurbaşkanı Felipe Calderon'un gerek şahsına gerekse heyete gösterdiği ilginin çok anlamlı ve farklı olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, görüşmelerin samimi bir hava içerisinde devam ettiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Gerek organize suçlarla ilgili işbirliği, çünkü nasıl bizde uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili biz bir transit ülke durumuna düşürülüyorsak aynı sıkıntı orada da söz konusu. Bizde Afganistan üzerinden gelen, orada da Kolombiya üzerinden gelen böyle bir sıkıntı söz konusu. Burada, 'birikimlerimizi paylaşma söz konusu olabilir' denildi. Aynı şekilde onların 1990'lı yıllarda terörle mücadele konusunda ciddi sıkıntıları olmuş. 'Bu konularda görüş alışverişinde bulunabiliriz' dediler. Ve iletişim noktasında bazı birikimleri var. Burada Ulaştırma Bakanlığımız ile onların iletişim ve ulaştırma noktasında bir arada yapacakları çalışmalar olabilir, dedik.

Meksika'da yine Dışişleri Bakanlığında Mathias Romero Enstitüsünün düzenlediği bir toplantıya katıldı. Yaklaşık 250-300 katılımcının olduğu, 40'ı aşkın kordiplomatın da katıldığı bir toplantıydı ve o toplantı da gayet verimli bir şekilde geçti. Ve bu ziyaret esnasında tabii bir diğer önemli olay, özellikle Meksika'nın şu anda Türk müteahhitlik sistemiyle müşterek yapabileceği çok ciddi çalışmalar var. Gerek alt yapı gerekse üst yapı noktasında, bizim inşaat
sektörünün gücünü de bildikleri için müşterek atabileceğimiz adımlar olabilir dediler. Bizler de tabii bu konuda biz de ilgili arkadaşlarımızı uyaracağız ve orayla müşterek çalışmaları sürdüreceğiz. Bu arada, kendilerine Latin Amerika Zirvesi ile ilgili gözlemci üye sıfatıyla katılma teklifimizi ilettiğimizde onu da çok önemli bir konu olarak gördüler ve bizi de gözlemci üye sıfatıyla oraya katılmaya yazılı olarak da daveti gönderdiler veya gönderecekler.

Çünkü hemen orada talimatı Sayın Cumhurbaşkanı verdi. Şubatta bu zirve yapılacak. Çünkü, Latin Amerika ve Karayiplere açılım politikamızı da böylece gerçekleştirmiş oluyoruz. Bu bizim için çok önemliydi. Nitekim şu anda zaten Peru ve Kolombiya'ya büyükelçiliklerimizi açıyoruz. Bunlar ilk adımlarımız oluyor ve böylece nasıl Afrika'da şu anda büyükelçilikleri açmaya başladıysak, Latin Amerika ve Karayiplerde de bu adımları atmak suretiyle Türkiye'nin kendine yakışan bir dış politikayı bizzat yerinde yürütebilmek arzusuyla bu adımları da gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Tabii, Meksika ile BM Güvenlik Konseyindeki geçici üyeliklerimiz ve diğer platformlardaki birlikteliklerimiz birçok konuda beraber adımları atmamızı da getirecek.''

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,

BAŞBAKAN ERDOĞAN ABD'DE

2009-12-22 · Kategori: siyaset


BAŞBAKAN ERDOĞAN ABD'DE

BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''RİSK VE TEHDİTLERE RAĞMEN TÜRKİYE BÖLGEDE DEMOKRATİK, LAİK SOSYAL BİR ÜLKE OLMA AYRICALIĞINI YAŞIYOR''


AK PARTi Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin, bölgesindeki risk ve tehditlere rağmen demokratik, laik, sosyal bir ülke olma ayrıcalığını yaşadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile Beyaz Saray'da gerçekleştirdiği görüşme ve basın toplantısının ardından, Johns Hopkins Üniversitesi'nde bir konuşma yaptı.

Başbakan Erdoğan, konuşmasını yaptığı 7 aralık tarihinin, ABD'ye karşı düzenlenen Pearl Harbor baskınının 68'inci yıldönümüne denk geldiğine işaret etti ve bu baskında hayatını kaybedenleri saygıyla andığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, ABD'nin yaşadığı 11 Eylül ve Pearl Harbor saldırılarına işaret ederek, Türkiye'nin 30 yıldır fazlasıyla enerji ve kaynaklarını Kuzey Irak'tan gelen terörist saldırılara harcadığını hatırlattı ve ''Amerikan halkının bu konudaki hislerini çok iyi anlıyor ve paylaşıyoruz'' dedi. Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, risklerin, tehditlerin olduğu bir coğrafyada bulunuyor. Bu risk ve tehditlere rağmen Türkiye bölgede, demokratik, laik, sosyal bir ülke olma ayrıcalığını yaşıyor'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Orta Doğu'nun klasik bir bakışla anlaşılamayacağını, ittifaklar, düşmanlar, tehditler ve sınırların değişebileceğini belirterek, bu bakımdan Türkiye'nin aktif ve esnek bir politika yürütmek zorunda olduğuna işaret etti.

Türkiye'nin bu politikalarıyla hem kendisi hem de çevresi için başarılı sonuçlar elde ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, hiçbir art niyete, zarar verici bir projeye sahip değildir. Tek arzu, barış, istikrar ve huzurun tesisidir'' dedi.

AB ile katılım müzakerelerini sürdüren, demokratik, laik yapısıyla Türkiye'nin yönünün, doğuya olduğu kadar batıya da dönük olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, bazılarının iddia ettiği gibi ''eksen kayması'' yaşamadığını söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, doğuya bakarken batıyı kaybedemez. Batıya bakarken doğuyu kaybedemez. Kuzeye bakarken güneyi, güneye bakarken kuzeyi kaybedemez. Türkiye, 360 derece ile tüm dünyaya bakabilecek güçtedir'' diye konuştu.

Türkiye'nin ''gündem belirleyen ülke'' konumuna geçtiğini belirten Başbakan Erdoğan, doğuyla çok kolay iletişim kurabilme özelliğinin Türkiye'yi aracı ülke yaptığını da söyledi. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bu özelliğinin medeniyetler arası saplantı ve önyargıların aşılmasında önemli olduğunu belirtti ve Türkiye'nin AB üyeliğinin de bu bakımdan önemli olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin, İslam dünyasıyla batı arasında köprü olacak vasıflara sahip olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Türkiye'nin, AB'ye üyeliğiyle AB fırsat elde edecek, doğuyla uçurumları kapatma imkanı edinecek. Türkiye, AB'ye yük olmaya değil, AB'nin yükünü almaya geliyor'' dedi.

Türkiye'nin, AB yolunda katettiği mesafenin İslam dünyasında da yakından izlendiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, etkisi sadece kendisiyle sınırlı bir ülke değil'' diye konuştu. AB üyeliğinin, Türkiye'nin stratejik bir hedefi olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Hedefimize aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Üzerimize düşeni eksiksiz yapacağız. Ancak karşı taraf da üzerine düşeni yapmalı. Farklı modeller koymaya çalışanlar var. Bakıyorsunuz, imtiyazlı ortaklık diyorlar. Nereden çıktı bu? Oyun esnasında yeni bir kural'' şeklinde konuştu.

Nasreddin Hoca hesabıyla, ''ya tutarsa'' mantığıyla bu yaklaşımların ortaya konulduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Türkiye'nin, AB'ye üyeliğini kabul etmeyecekseniz açıklayın. Gizlemeye gerek yok. Ne siz zaman kaybedin, ne de bize kaybettirin. Türkiye için tam üyelik dışında seçenek seslendirmek abesle iştigaldir'' dedi.

''EKSEN KAYMASI HAKSIZ BİR İDDİADIR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, küresel güç olan Türkiye ile ABD'nin stratejik işbirliğinin sadece iki ülkenin ilişkileriyle sınırlı olmayan çok boyutlu bir ilişkiyi içerdiğini söyledi.

Johns Hopkins Üniversitesi'nde konuşma yapan Başbakan Erdoğan, iki yakın müttefik ve ortak olarak Türk-Amerikan ilişkilerinin derinleşerek, sürdürüldüğünü belirtti. Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama'nın Ocak 2009'da göreve gelmesiyle ilişkilerin ivme kazandığını, iki ay sonra ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, Türkiye'yi ziyaret ettiğini ve Obama'nın ilk denizaşırı ikili resmi ziyaretini Türkiye'ye yapmasının son derece anlamlı olduğunu söyledi.

Obama'nın, stratejik ortaklık sürecini model ortaklığa taşıdığını belirten Başbakan Erdoğan, iki ülkenin çok geniş yelpazeye yayılan konularda işbirliği yaptığını, şimdi model ortaklığın içini doldurmanın zamanının geldiğini kaydetti. Bu çerçevede ABD'nin iki üst düzey yetkilisiyle Türkiye'nin iki yetkilisinin ekonomik, teknik, bilim, sanat, askeri, siyasi alanda ilişkileri zenginleştireceğini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, ''Biz ulusal, bölgesel ve küresel barış dışında hiçbir amaca hizmet etmiyoruz. 21'inci asra girerken hedef buydu ama küresel barışı bombaladılar. Şimdi bunu toparlamamız lazım. Son dönemde kasıtlı olarak dile getirilen eksen kayması haksız bir iddiadır. Dış politikada kimi gelenekleri, kimi alışkanlıkları yıktığımız bir gerçektir. Tüm komşularıyla barışık bir Türkiye vardır. Ticaret hacmi artan bir Türkiye vardır'' dedi.

Örneğin Yunanistan ile sıkıntıların artık asgariye indirildiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, Yunanistan'ın eski Başbakanı Kostas Karamanlis'i kendi çocuğunun nikahına şahit olarak davet ettiğini belirtti.

Suriye ile ilişkilerin çok daha olumlu bir sürece oturduğunu belirten Başbakan Erdoğan, kuzeyde Rusya ile ilişkilerin geliştirildiğine işaret etti. Başbakan Erdoğan, ''Biz çözümsüzlüğü çözüm olarak kabul etmiyoruz'' dedi.

Herkesle iletişim ve işbirliği içinde olmanın doğal olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Batı ittifakının bir üyesi olarak bölgede herkesle konuşmamız bir imkandır, fırsattır. Kıskananlar yanlış yapıyor. Türkiye'nin görüşmelerini fırsat kapısı olarak düşünün'' dedi.

Türkiye'nin ayrılıkları birlikteliğe dönüştürebileceğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Doğu, batıyı anlasın, önyargılar kalksın, önyargılardan kaynaklanan eylemler son bulsun istiyoruz'' diye konuştu.

Türkiye-Suriye ilişkilerinin bölge sorunlarına olumlu yansımalarının olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Suriye-ABD arasında da yumuşamanın görüldüğünü söyledi.

Başbakan Erdoğan, İran'ın nükleer problemi, Suriye-İsrail süreci, Filistin-İsrail sorunu gibi konularda Türkiye'nin aktif rol oynadığına da işaret etti. Başbakan Erdoğan, ''Biz gizli gündemi olan, takiyye yapan, içerde başka, dışarıda başka konuşan yaklaşımı doğru bulmuyoruz'' dedi.

Adaleti gözardı ederek, milletlerin vicdanını yaralayarak güvenliğin sağlanamayacağını söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Gazze'ye saldırı terörle mücadeleyle açıklanamaz. Tv'de ölü çocuklar gördük. Ben de babayım. Emzikli çocuklar, yaşlı insanlar, kadınlar, erkekler. Sayı 1500'ü aşkın. Trajedi yaşandı. Gazze'de insanlık yara almıştır. Bana hep (Niye sürekli Gazze'yi konuşuyorsun) diyorlar. Ben, Gürcistan'ı da konuşuyorum. Bunları, bir Müslüman olduğum için değil insan olduğum için söylüyorum'' diye konuştu.

Gazze'nin bir ''açık hava hapishanesine döndüğünü'' belirten Başbakan Erdoğan, burada altyapı hizmetlerinin, okul, hastanenin olmadığını kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''Bu dil bu bedende varsa konuşmak zorundayım. Haksızlığı nerede görüyorsam söylemem lazım. Şu dinden, bu dinden olması gerekmiyor, insan olması yeterli'' dedi.

''ÖBÜR TARAFTA İSRAİL'DE NÜKLEER SİLAH VAR''

İslam'da da asla kitle katliamına yer olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, kitle imha silahlarıyla İslam inancını kimsenin yan yana getiremeyeceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, ''Ne bölgemizde, ne de farklı bir yerde nükleer silahlar istiyoruz. Nükleer silahları ülkelerimizden atalım, temizleyelim. Bir başkasına nükleer silah yapma derken, sende varsa, söylediğinin tesiri olur mu? Bal, demekle ağız tatlanmaz. Önce kendi ülkenizde uygulayacaksınız. Biz, İran'ın da nükleer silah elde etmesine karşıyız ama çevre ülkelerde de karşıyız. Adalet anlayışı çerçevesinde bunu ifade ediyoruz. Öbür tarafta İsrail'de nükleer silah var. Fosfor bombası atıldı. O çocuklar gelip benim ülkemde tedavi oldu. Gittim, gördüm. Ben babayım, yüreğim dağlandı. Sessiz mi kalacağız?'' diye konuştu.
Nükleer enerjiden faydalanma hakkını herkesin kabul ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, batının, doğuya bakarken çifte standart uygulamaması gerektiğine işaret etti.

İsviçre'de minarelerin yasaklanması konusuna değinen Başbakan Erdoğan, inanç özgürlüğü konusunun referanduma götürülmesini eleştirdi. Başbakan Erdoğan, ''Yaradılıştan kazanılan bazı haklar var. Bunlara asla referandum getiremezsiniz. Yoksa otoriter veya totaliter yapı var demektir. Yaptıktan sonra özür diliyorum demenin de anlamı yok. O inancı yaşayan çok etkileniyor. Önyargıların arttığı yerde de hiç kimse güvende olmuyor'' dedi.

Başbakan Erdoğan, bu çerçevede eksen kayması tartışmasının da ''yapay'' olduğunu söyledi. Mevlana'nın, ''Her ne olursan ol yine gel. Dergahım umutsuzluk dergahı değildir'' sözünü ve ''Pergel gibi bir ayağın sabit kalacak, diğeriyle alemi gezeceksin'' sözünü hatırlatan Başbakan Erdoğan, ''Türkiye işte bu konumdadır. Kapılarımızı sonuna kadar açıyoruz'' diye konuştu.

BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''BENİM ECDADIM SOYKIRIM YAPMAMIŞTIR, YAPMAZ''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Benim ecdadım soykırım yapmamıştır, yapmaz'' dedi.

ABD Başkanı Barack Obama ile Beyaz Saray'daki görüşmesinin ardından Johns Hopkins Üniversitesi'nde bir konuşma yapan Erdoğan, daha sonra dış politika konularında yöneltilen soruları yanıtladı.

Obama'nın, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına dair görüşlerinin değişmediği yönündeki açıklamasını nasıl değerlendirdiği sorulan Erdoğan, Ermeni muhatabına mektup yazıp ortak tarih komisyonu kurmayı, arşivleri açmayı teklif ettiğini hatırlattı.

Erdoğan, ''Lobi çalışmalarıyla (Ben, böyle düşünüyorum) demekle olmaz. Benim ecdadım soykırım yapmamıştır, yapmaz'' dedi.

Tehcir konusunda açık ve net belgeler olduğunu belirten Erdoğan, o zamanki yönetimin verdiği kararlar çerçevesinde tehcir sırasında güvenlik önlemleri alındığını ve söz konusu belgeleri bizzat gördüğünü söyledi. Erdoğan, iddiaların hangi delile dayandırıldığını anlamanın mümkün olmadığını vurguladı.

Türkiye'de 301'inci maddenin varlığının, ortak tarih komisyonu kurmaya engel teşkil ettiği yönündeki bir soruya karşılık Başbakan Erdoğan, ''Bence bunu soran 301'in ne olduğunu bilmiyor. Adalet Bakanlığının tasarrufundadır, 301 kapsamına giren suç. Adalet Bakanlığı izniyle yargıya gider. Şu ana kadar sekiz kişi için oldu'' yanıtını verdi.

Minsk üçlüsünün, Yukarı Karabağ sorununun çözümü sürecinde işi daha sıkı tutmasını beklediğini belirten Başbakan Erdoğan, bu takdirde Azeri-Ermeni sorunu çözüleceği gibi, Türkiye-Ermeni sorununun da çözüme kavuşacağını belirtti. Başbakan Erdoğan, ''Biz, bu işi bitirmenin samimi gayreti içindeyiz'' dedi.

Türkiye'de 170 bin Ermeni'nin yaşadığını ve bunların hepsinin vatandaş olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, ''Biz, bunları geri göndermiyoruz. Ermenistan'da yaşam koşulları iyi değil ki, bizim ülkemizde yaşamak istiyorlar diyoruz. 70 bine yakın vatandaş var. Bunların arasında benim partime mensup kişiler de var'' şeklinde konuştu.

Akdamar adasında Ermeni Ortodoks Kilisesi restorasyonunun yapıldığına da dikkat çeken Başbakan Erdoğan, meselenin diasporada farklı olduğunu söyledi ve ''Temennim, buradaki yanlış yaklaşımın da giderilmesi'' diye konuştu.

İRAN

İran ile yapılan gaz anlaşması ve bunun Obama ile görüşmede gündeme gelip gelmediğine yönelik bir başka soruyu yanıtlayan Başbakan Erdoğan, İran'la ilişkilerin 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması'na dayandığını hatırlattı. Başbakan Erdoğan, 350 kilometrelik bir sınır bulunduğunu, Rusya'dan sonra doğalgaz tedariğinde İran'ın ikinci sırada geldiğini ve 10 milyar dolarlık bir ticaret hacminin olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, bölgede nükleer silahlara karşı olduklarını, sadece barışçıl amaçla, enerji ihtiyacı için nükleer kapasitenin kullanılabileceğini belirtti ve Obama'nın da nükleer enerjinin barışçıl kullanımına karşı olumsuz yaklaşımı olmadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, Obama'nın, İran'ın nükleer meselesiyle ilgili, geleceğe ilişkin endişeleri bulunduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan, bu meselenin aşılması için Türkiye'nin elinden gelen gayreti göstereceğini de kaydetti.

Kıbrıs konusundaki bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, ''Kıbrıs'ta adil bir durum yok şimdi. Annan Planı çerçevesinde BM zemininde adım attık, referandumda Rum tarafından 'hayır' çıktı. Kuzey Kıbrıs cezalandırıldı. Bu adalet mi? Güney Kıbrıs şimdi AB üyesi. AB'de işi gücü, Türkiye'nin AB'ye girişini engellemek'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Güney Kıbrıs samimi olmadığı için Kıbrıs meselesinde sonuç almakta zorlanıldığını ifade etti. Nisan ayında Güney Kıbrıs'ta seçim olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, mart ayına kadar Kıbrıs meselesinde sonuç alınmasını umduğunu söyledi.

Afganistan'a Türkiye'nin ne tür destek vereceği yönündeki soru için Başbakan Erdoğan, komutanın üçüncü defa Türkiye'de olduğuna işaret etti ve 750 olan asker sayısının 1750'ye çıkarıldığını belirtti.

Başbakan Erdoğan, Afganistan'da da bir eğitim merkezi kurulmasını önerdiklerini ve bu sayede yılda 12 taburun eğitileceğini, Afgan ordusuna katkıda bulunulacağını ifade etti. Başbakan Erdoğan, 150 milyon dolara kadar altyapı desteği ve yatırımın yapıldığını belirtti ve 50 milyon dolar daha desteğin geleceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, ABD'nin veya Amerikan Kongresi'nin basın özgürlüğü konusunda bir tavsiyesi varsa bunu bilmek istediğini ve gerekirse masaya yatırılabileceğini belirtti ve ''Ama bu tür lobilerle Türkiye'de basın özgürlüğü sorgulanamaz. Basın Türkiye'de, ABD'den çok daha özgürdür'' dedi.

Irak'ta uzlaşmaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin her kesimle görüştüğünü kaydetti. Irak'taki huzursuzluğun Türkiye'yi de huzursuz ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin üzerine düşeni yapacağını ifade etti. Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak'ın, terör örgütünün konuşlandığı yer olduğunu belirtti ve Irak'ın merkez yönetiminin bu konuda adımlar atması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin dış politikada ''Neo Osmanlıcılık'' veya ''Yeni Osmanlıcılık'' politikası izleyip, izlemediğine yönelik bir soruya Başbakan Erdoğan, ''Böyle bir yakıştırmayı kabul etmiyoruz'' diye yanıt verdi.

Başbakan Erdoğan, ''Türkiye Cumhuriyeti içinde Yeni Osmanlıcılık akımı yok. Yakıştırmadır. Eksen kayması gibi yakıştırmalar yapanlar, şu andaki iktidarı gölgeleme çabasındadır'' dedi.

Türkiye'nin 2023'te, Cumhuriyetin 100'üncü yılında çok farklı bir konumda olacağını belirten Başbakan Erdoğan, dünyanın ilk on ekonomisi arasında yer alarak, Türkiye'nin kendini ispatlayacağını ifade etti.

İsrail-Suriye sürecinde Türkiye'nin arabuluculuk rolüne ilişkin bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, İsrail'de Başbakan ve Başbakan Yardımcısının farklı bakış sergilediği bir ortam olduğunu belirtti ve bu ortamda sağlıklı adım atmanın mümkün olmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, taraflar talep ettiği takdirde üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu kaydetti.

''BİZ KİMLİĞİ MUHAFAZAKAR DEMOKRAT BİR PARTİYİZ''

Fas'taki bir partinin AK PARTi gibi ''Adalet ve Kalkınma Partisi'' adını taşıdığı sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, ''Dünyada hangi parti görüşmeyi arzu ederse kapımız açıktır. Bizim parti, asla İslamcı bir parti değildir. Parti, dinci olamaz. Mensubu olduğunuz dini lekelersiniz. Biz, dinimize böyle saygısızlık yapmayız'' dedi.

Başbakan Erdoğan sözlerini, ''Biz, kimliği muhafazakar, demokrat bir partiyiz. Böyle de sürdürmeye kararlıyız'' diyerek tamamladı.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,

BAŞBAKAN ERDOĞAN: 2010 yılı bütçesi genel kurulda

2009-12-22 · Kategori: siyaset


2010 YILI BÜTÇESİ GENEL KURULUDA

BAŞBAKAN ERDOĞAN:
''TERÖR CEPHESİ SİLAHINI BIRAKMADIĞI SÜRECE ASKERİMİZ DE POLİSİMİZ DE OPERASYONLARINA SON VERMEYECEK, VERMEZ''



AK PARTi Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tokat'ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin şehit edilmesinin, ''açılıma yönelik bir PKK provokasyonu' olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde değerlendirmelerde bulundu.

Sözlerine Bursa Mustafakemalpaşa'da hayatını yitiren 19 madenciye rahmet dileyerek başlayan Başbakan Erdoğan, Tokat'ın Reşadiye ilçesinde terörist saldırı sonucu şehit olan 7 Mehmetçiği rahmetle andığını ifade ederek, tüm yakınlarına ve millete başsağlığı diledi.

İstanbul'da terör örgütünün istismar ettiği çocukların gerçekleştirdiği terör eyleminde molotoflu saldırıya maruz kalarak yaşamını yitiren Serap'a da rahmet dileyen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Sayın Baykal, Reşadiye saldırısını PKK'nın gerçekleştirdiğini söyleyemediğimizi, spekülasyon ürettiğimizi ifade etti. Devlet yönetimi bir ciddiyet gerektirir. Devlet ve Hükümet aklına estiğini konuşmaz. Tespitlerini yapmadan, delillerini bulmadan konuşmaz. Zira ülkede bir tane terör örgütü yok. Terör örgütünün farklı isimlerdeki terör örgütleriyle de iş birliği halinde uygulamış olduğu terör de var. Bunları tespit ederek, açıklamaktır aslolan.

Saldırıyı terör örgütü üstlenmiştir. Ve burada spekülasyonlara fırsat vermeden, terör örgütünün üstlendiği gibi bizler de aynı şekilde terör örgütünün reklamını, propagandasını yapar gibi sürekli ismini zikretmeyi de doğrusu hiçbir zaman kendi devlet ciddiyetimizle uyumlu bulmuyoruz. Reşadiye saldırısı bir provokasyondur. Evet, açılıma yönelik bir PKK provokasyonudur, milli birlik ve kardeşlik sürecine yönelik terör örgütünün bir sabotajıdır. Bunu bile saptıran bir anlayış, yanlış muhalefet tarzının somut bir örneğidir.''

''ÇATIŞMALARLA, TERÖRLE, GERİLİMLE, UMUTSUZLUKLA GÜNDEMDE KALAN, MESELELERİNE CESARETLE EL ATAMAYAN, SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ İÇİN SAMİMİYETLE, KARARLILIKLA RİSK ALMAYAN, ALAMAYAN BİR ÜLKE, HER ALANDA OLDUĞU GİBİ EKONOMİDE DE GERİ KALMAYA, YERİNDE SAYMAYA MAHKUMDUR''

Başbakan Erdoğan, ''Çatışmalarla, terörle, gerilimle, umutsuzlukla gündemde kalan, meselelerine cesaretle el atamayan, sorunlarının çözümü için samimiyetle, kararlılıkla risk almayan, alamayan bir ülke, her alanda olduğu gibi ekonomide de geri kalmaya, yerinde saymaya mahkumdur'' dedi.

Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunun Tasarısı'nın tümü üzerindeki eleştirileri yanıtladı.

Türkiye'nin meselelerinin iç içe geçmiş meseleler olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, on yıllar boyunca çözümsüz bırakılan, çözümsüzlüğe terk edilen ve üst üste biriken meselelerin, zaman içinde birbirini besler hale geldiğini ve girift bir yapı arz etmeye başladığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında AK PARTi'nin iktidarı geldiğinde ülkenin tüm meselelerine bir bütünlük içinde yaklaştığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

''Ekonomik kalkınma ve refahın, demokratikleşmeden ayrı olmadığını düşündük. Dış politikayı ekonomik kalkınmadan, demokratikleşmeden ayrı görmedik. Demokratikleşme alanında yaptığımız reformlar, bir yandan ekonomiyi güçlendirirken, bir yandan da dış politikada elimizi güçlendirdi.

Özetle, bütün meselelere eşit yoğunlukta, eşit ağırlıkta eğildik ve Türkiye'yi her alanda sağlıklı ve istikrarlı şekilde büyütmenin mücadelesini verdik. Eğer, demokratikleşmeyi erteleyip, bütün mesaimizi ekonomiye sarf etseydik, bugün elde ettiğimiz başarılara ulaşmamız mümkün olamazdı. Ya da dış politikaya odaklanıp, ekonomiyi, demokratikleşmeyi ihmal etseydik, erteleseydik, Türkiye'ye bugün sahip olduğu uluslararası ağırlığı ve itibarı kazandıramazdık.

Biz, Türkiye'yi topyekun ayağa kaldırmanın, her alanda bir bütünlük içinde geliştirme ve kalkındırmanın gayreti içinde olduk. İlk günden itibaren üzerinde durduğumuz iki kavram vardı: Güven ve istikrar... İşte bu iktidar istikrarı sağlamıştır, güveni sağlamıştır. İşte bunu sağladığı içindir ki küresel sermaye Türkiye'ye hiçbir dönemde görülmediği kadarıyla gelmiştir. Bu rakamlarla ortadır. Eğer Türkiye'yi dolaşıyorsanız, zaten bunları görürsünüz ama burada söyleyemezsiniz. Çünkü, işinize gelmez.''

Başbakan Erdoğan, güven ve istikrar sağlanmadan hiçbir gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin olmayacağını çok iyi bildiklerini, bu yüzden güven ve istikrarı tesis etmeyi, öncelikli mesele olarak gördüklerini söyledi.

''Memnuniyetle ifade etmeliyim ki güven ve istikrarı sağladığımız oranda Türkiye, gelişti, büyüdü, kalkındı çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkma yolunda emin adımlarla ilerledi'' diyen Erdoğan, demokratik ve ekonomik istikrarı sağladıkları, ekonomik ve siyasi reformları hayata geçirdikleri oranda Türkiye'nin çıtasını daha yükseklere çektiklerini vurguladı.

Türkiye'nin nereden nereye geldiğini, halkla birlikte bütün dünyanın da çok iyi gördüğünü ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Tabii şimdi burada Türkiye'nin nereden nereye geldiğini konusunu söylemeyi yanlış telakki edenler de var. Bunu yapacağız ki ortaya çıksın. Bir muhasebe yapacağız. Millet sizi muhasebeye çekmeden siz kendinizi muhasebeye çekesiniz. Neredeydik, nereye geldik?'' diye konuştu.

GEÇMİŞ YILLAR

Başbakan Erdoğan, 1999 yılından hatırlatmalarda bulundu konuşmasında, o yıl Türkiye'nin büyüme oranın eksi 4,7 olduğunu, 2000 yılında ise oranın 6,8'e çıktığını anlattı. 2001 yılında yine eksi 5,7 büyüme gerçekleştiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, bu rakımın 2002'de 6,2'ye yükseldiğini söyledi. 1999-2002 ortalamasının binde 5 olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''İktidarda kim var? MHP-DSP-ANAP var. Ortalama bu'' dedi.

Başbakan Erdoğan, 1994'te SHP'nin iktidar olduğunu, büyüme öngörüsünün artı 4,5 olduğunu, gerçekleşen oranın ise eksi 6,1 çıktığını söyledi.

Türkiye'nin, içine kapanan, kendi sorunlarıyla bile baş edemeyen bir konumundan kurtularak yıldızı parlayan bir bölgesel güç olduğunun daha iyi görüldüğünü belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Türkiye, her alanda tarihinde görülmemiş gelişmelere imza atıyor, rekorlar kırıyor, küresel ve bölgesel roller üstleniyor, takdirle adından bahsedilen bir ülke konumuna geliyor. Biz burada bütün değerlendirmeleri yaparken, ebediyete intikal etmiş büyüklerimizin gerçekleştirdiği rakamlardan öte onları hedef olarak alalım ama biz kendimiz yaşıyoruz. Bu hayatı yaşayanlar olarak bu hesabı biz vereceğiz, biz... Biz ne yaptık? Siz ne yaptınız Sayın Baykal, siz ne yaptınız Sayın Bahçeli? Bunu söyleyin...

Şu noktaya özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum; Türkiye, biz geldiğimizde, 2002 yılının sonunda, TL cinsi iskontolu borçlanma senedi için, lütfen dikkat ediniz, tam yüzde 62,7 oranında faiz ödüyordu. Reel olarak Türkiye'nin ödediği faiz, 2002 yılında yüzde 28 seviyesindeydi. Bu ülkenin varlıklarının, bu ülkenin gelirlerinin, kaynaklarının, enerjisinin, kazançlarının yüzde 62,7'si, evet, ürettiğimiz her yüz liralık değerin 62,7 lirası faiz olarak uçup gidiyordu. İktidarda kim vardı? MHP-DSP-ANAP...

İşverenlerin, sanayicilerin, esnafın, çiftçi kardeşimin, işçi, memur kardeşimin kazancı, alınteri, emeği, ekmeği, sofrasındaki yemeği, faiz olarak borç verenlere aktarılıyordu. 7 yılda bu oranı kademe kademe düşürdük ve bu yıl içinde, küresel kriz ortamına rağmen yüzde 7 gibi rekor bir seviyeye kadar çektik.

En son, cuma günü itibariyle söylüyorum, bu faiz oranı son işlemde yüzde 9,12 olarak gerçekleşti. Reel faizler ise yüzde 2,5'e kadar geriledi.''

ENFLASYON

Bu sırada CHP sıralarından enflasyonla ilgili laf atılması üzerine Başbakan Erdoğan, ''Onu da açıklarız, ne merak ediyorsun? Yüzde 30'la devraldık, şu anda enflasyon yüzde 5,5. Aradaki fark ortada'' diye konuştu. Erdoğan, sözlerini, ''Uzaydan birileri kulağıma söylemiyor, işte resmi rakam. Yüzde 30'la aldık, şu anda 5,5. Sizlerin de içinde bulunduğu koalisyon dönemlerine bakın, üç haneli rakamı bile bu ülke enflasyonda gördü, üç haneli...'' şeklinde sürdürdü.

Reel faizi de aynı dönemde 25,3 puan indirdiklerini bildiren Erdoğan, şöyle konuştu:

''Şimdi bu para benim kimin cebinde kalıyor? Benim milletimin cebinde kalıyor. Şimdi artık bu para, kurda kuşa değil, benim milletimin sofrasına gidiyor. Bu aradaki fark, benim ülkemin kalkınmasına, ilerlemesine, büyümesine harcanıyor...

Yaklaşık 54 puanlık bu fark, Türkiye için, aziz milletimiz için okula dönüşüyor, hastaneye dönüşüyor, yola dönüşüyor, baraja, adalet saraylarına, emniyete, ücret artışlarına dönüşüyor; işe, aşa dönüşüyor.

Türkiye'nin borçlanma faizleri neden bu kadar yüksekti? Türkiye enerjisini, kaynaklarını, milletimizin alın terini neden bu kadar yüksek faiz oranlarına harcamak zorunda kaldı? Bu faizi bu kadar yüksek kılan nedir? Her ülkenin bir risk primi vardır. Her ülkenin riskine göre piyasada bir faiz oranı oluşur.

Çatışmalarla, terörle, gerilimle, umutsuzlukla gündemde kalan, meselelerine cesaretle el atamayan, sorunlarının çözümü için samimiyetle, kararlılıkla risk almayan, alamayan bir ülke, her alanda olduğu gibi ekonomide de geri kalmaya, yerinde saymaya mahkumdur...

2002 yılında milletimizin, devletimizin ödediği yüzde 63 oranındaki faizin, onun öncesinde ödenen, yüzde 5 bin, yüzde 7 bin faiz oranlarının anlamı budur, bu yüksek oranların anlattığı işte budur. Kim vardı iktidarda? MHP-DSP-ANAP...

2002 yılında Türkiye'nin risk primi yüzde 7 iken, bugün risk primimiz yüzde 2'ye indi. Tek başına şu faiz oranındaki, risk primindeki düşüş bile, Türkiye'nin sadece ekonomide değil, diplomaside, demokratikleşmede ulaştığı noktanın; elde ettiği saygınlığın, itibarın, ağırlığın en somut, en bariz göstergesidir.

Ne yazık ki bu ülke yıllar boyu ağır bedeller ödemeye mahkum bırakıldı. Bu ülke faiz yoluyla ağır bedeller ödedi. Bu ülke enflasyonla ağır bedeller ödedi. Bu ülke, çözümden çok sorun üreten siyasetçiler eliyle ağır bedeller ödedi. Bu bedeli biz ödedik, 72 milyon vatandaş ödedi. İşçi ödedi, memur ödedi, çiftçi, köylü, esnaf ödedi, ev hanımları ödedi, emekli ödedi.''

''MİLLİYETÇİYİM DİYEREK ORTALIKTA DOLAŞANLARA SESLENİYORUM:
MİLLİYETÇİYDİNİZ DE BU ÜLKENİN BÖYLE GÖZ GÖRE GÖRE SOYULMASINA NEDEN SEYİRCİ KALDINIZ, NEDEN SESİNİZİ ÇIKARMADINIZ, AKŞAM KARANLIĞINDA MERKEZ BANKASI SOYULURKEN, MİLLİ BANKAMIZ SOYULURKEN, MİLLETİMİN BÜTÜN İMKANLARI SOYULURKEN, MİLLİYETÇİLİĞİNİZİ O GÜN NEDEN HATIRLAMADINIZ?''


Başbakan Erdoğan, 9 bankanın 20 Şubat 2001 tarihinde Merkez Bankasından mesai saatinin bitiminden sonra 4 milyar 163 milyon dolar alım yaptığını hatırlatarak, ''Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir?'' diye sordu.

Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulunda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanun Tasarısı'nın tümü üzerindeki eleştirileri yanıtladı. Başbakan Erdoğan, 20 Şubat 2001 günü iktidarda MHP-DSP-ANAP koalisyonunun bulunduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:

''Burada isimlerini veremeyeceğim bazı bankalar, ulusal ya da uluslararası bankalar, altını çiziyorum; mesai saati dışında, Merkez Bankasından çok yüklü miktarlarda döviz alımı yapıyorlar. Bir banka 1 milyar 63 milyon dolar, bir başkası 764 milyon dolar, bir başkası 426 milyon dolar... Liste uzayıp gidiyor. Mesai saatleri dışında Merkez Bankasından alım yapılıyor. Dolar kuru, dikkat ediniz, 685 bin Türk Lirası. Bu alımların hemen ardından kriz patlıyor, dolar hızla yükseliyor ve 1 milyon 80 bin Türk Lirasına çıkıyor.

Bu bankaların birkaç saat sonraki karları; biri 296 trilyon, bir diğeri 211 trilyon, bir diğeri 116 trilyon Türk Lirası. Bu bankaların bir gün sonraki karı; İlkininki 419 trilyon, ikincisininki 300 trilyon, sonrakinin 166 trilyon Türk Lirası.

O gece, en fazla alım yapan 9 bankanın satın aldığı döviz miktarı, 4 milyar 163 milyon dolar. Bu 9 bankanın bir saat sonraki karı, 1 katrilyon 153 trilyon Türk Lirası. Bir gün sonraki karları, 1 katrilyon 635 trilyon Türk Lirası.

Bunu benim milletime yaşattılar. Kim yaşattı? MHP-DSP-ANAP...
Sonuç; o zamanın banka başındaki Rahşan affına girdi. Teftiş kurulları da ne yazık ki bununla ilgili 'uygulamalar yasalara uygundur' dedi ve bunlar geçiştirildi. Ben o günün neticesini veriyorum sizlere. 'Kazanca el konulabilirdi' ifadesi... Buyurun herşey ortada. Belgeleriyle vs. ortada. Türkiye'ye bu reva mıydı? Bu aziz millete bu reva mıydı?

Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir?

Milliyetçiyim diyerek ortalıkta dolaşanlara sesleniyorum:
Milliyetçiydiniz de, bu ülkenin böyle göz göre göre soyulmasına neden seyirci kaldınız, neden sesinizi çıkarmadınız, akşam karanlığında Merkez Bankası soyulurken, milli bankamız soyulurken, milletimin bütün imkanları soyulurken, milliyetçiliğinizi o gün neden hatırlamadınız? Milliyetçiyim diye diye bu millete bu ağır bedeli ne hakla, hangi vicdanla,hangi insafla ödettiniz?

2001 krizi işte Türkiye'nin böyle kötü yönetilmesinin bir sonucuydu, 2009'da yaşadığımız mali kriz ise dünyanın kötü yönetilmesinin bir sonucudur.''

''TEĞET GEÇİYOR''

2001 krizinde ithal projelerle ülkenin kurtarılmaya çalışıldığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Biz ise kendimiz yönetiyoruz ve yine söylüyorum teğet geçiyor, teğet...'' dedi.

Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

''2001'de IMF'nin politikalarıyla Türkiye'yi krizden çıkarmaya çalıştınız. Kendi milli politikanızı uygulamadınız. Çünkü, yoktu. Milletimizin hassasiyetlerini koruyamadınız. 2 yıldır biz, IMF ile bu noktada evet demedik. Ve 23,5 milyar dolar borçla devraldık IMF'den ödedik, ödedik, şu anda 8,5 milyar dolar borcumuz var. Biz masaya adam gibi otururuz, adam... Muhalefet borçlandı biz ödedik. 21 banka o dönemin iktidarında maalesef fona devredildi ve batırıldı.''

''DÜŞÜNÜN, MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK SÜRECİ... İNSAN BU KAVRAMA BİLE SAYGI DUYAR, SAYGI. BAK BU KAVRAMI DUYDUĞUNUZ ZAMAN HOPLUYORSUNUZ. KİTABINIZDA KARDEŞLİK YOK, NE YAPAYIM? BİRLİK YOK, BERABERLİK YOK, NE YAPAYIM?''

Başbakan Erdoğan, ''Üç aydır attığımız bu adımlar neticesinde, hangi adım, açılım sürecinin hangi başlığı ülkeyi geriyor, ülkeyi bölüyor?Attığımız hangi adıma alternatif ürettiniz? Gerilim üreten, sizin hayali senaryolarınız, kara kampanyalarınız, iftira ve tahriklerinizdir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanun Tasarısı'nın tümü üzerindeki eleştirilere yanıt verdi.

Cuma günü faiz oranının yüzde 9,1 olarak gerçekleştiğini, reel faizin yüzde 2,5 olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Evet, bu oran, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülen en düşük orandır, ancak, açık açık ifade ediyorum; hala yeterli değildir'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının bu bölümünde Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin araya girerek, CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal'ı ''Sayın Soysal, sürekli laf atıyorsunuz'' diyerek uyardı.

Milli Birlik ve Kardeşlik sürecinin birçok hedefi olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dün ödenen yüksek faizlerin içinde terör belası önemli bir risk olarak yer alıyordu. Bugün de aynı şekilde terör, Türkiye'nin riskleri hanesinde yazılıyor. Türkiye, terör belasından kurtulduğu anda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde de çok ciddi bir sıçramanın olacağı açık ve net ortadadır. Muhalefetin, Milli Birlik ve Kardeşlik Sürecini desteklememesi, hatta karşısında durması işte bu açıdan da son derece önemlidir.

Düşünün, Milli Birlik ve Kardeşlik süreci... İnsan bu kavrama bile saygı duyar, saygı. Bak bu kavramı duyduğunuz zaman hopluyorsunuz. Kitabınızda kardeşlik yok, ne yapayım? Birlik yok, beraberlik yok, ne yapayım?

2000 ve 2001 krizlerinde bu millete çok ağır bedeller ödetenler, milletin kaynaklarını çar çur edenler, elbette bu boyutu düşünemezler, elbette bu kavramlarla bütünleşemezler. O gün Merkez Bankasının içini boşaltanlar, bugün elbette Türkiye'nin risk primini, Türkiye'nin kardeşliğini, huzurunu dert edinemezler. O gün Türkiye'nin işçisini, memurunu, hatta esnafını mağdur edenler, bugün elbette Türkiye'nin geleceğine ilişkin plan, proje ve umut taşımazlar. O gün IMF kapısında borç almak için sıra bekleyip, Türkiye'nin borcunu daha da artıranlar, bugün geldiğimiz noktayı anlayamazlar. Ama biz bunları dert ediniyoruz. Biz, Türkiye'nin geleceğini düşünüyoruz. Biz, Türkiye'ye ilişkin, geleceğe ilişkin büyük umutlar taşıyoruz. İşte onun için inadına kardeşlik, inadına demokrasi, inadına Milli Birlik ve beraberlik diyoruz.''

''HAKİKATEN BEN DE ŞAŞIRDIM''

Stalin'in ''bir kişinin olumu trajik, bir milyon kişinin ölümü istatistiktir'' sözlerini anımsatan Başbakan Erdoğan, muhalefetten gelen tepkilere ''Şaşırdın değil mi? Hakikaten ben de şaşırdım'' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''Evet 40 bin kişi hayatını kaybetti dediğimiz zaman belki yeterince vurucu olmuyor ama ben haftalardır, aylardır, yıllardır, partimizi kurduğumuz andan beri diyorum ki, sizin hiç oğlunuz, yavrunuz öldü mü? Sizin hiç babanız, kardeşiniz öldü mü? Siz kendinizi hiçbir şehit annesinin, bir şehit babasının, evladını yitirmiş bir ananın yerine koydunuz mu? Dersim'i bir istatistik gösterge olarak görenler, kronolojide bir cümle olarak görenler, gündelik ifadelerle aşağılayanlar, kendinizi hiç Dersimli bir ananın, babanın, evladın yerine koydunuz mu?'' diye sordu.

''Her ölüm erken ölümdür. Hele gençlerin ölümü, tahammül edilemeyecek, kendi haline bırakılamayacak, görmezden gelinemeyecek kadar acıdır, trajiktir'' diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bunun bu şekilde böyle sürüp gitmesine bizim tahammülümüz yok. Biz, ne ekonomiye salt bir istatistik olarak bakıyoruz, ne güvenlik meselesini sadece bir istatistik olarak görüyoruz. Biz, sofranın diliyle konuşuyoruz. Biz, anaların diliyle konuşuyoruz. Biz, hesabi değiliz, biz hasbiyiz, samimiyiz. İşte onun için Demokratik Açılım süreci dedik, işte onun için Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci dedik. Böyle büyük bir projede, böyle anlamlı bir süreçte, istedik ki muhalefet de bizimle olsun, yanımızda olsun, yanımızda olmasa bile desteğini versin, katkısını versin, yapıcı eleştiride bulunsun.''

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol'un laf atmasına, ''Sayın Anadol biz senin geçmişinizi biliriz. Senin oradakilerden pek farkın yok. İyi biliriz seni, iyi'' karşılığını veren Başbakan Erdoğan, ''Süreci sabote etmek, provoke etmek, tahrik etmek kime ne sağlar? Diyorlar ki 'ülkeyi geriyorsunuz, ülkeyi bölüyorsunuz.' Peki üç aydır attığımız bu adımlar neticesinde, hangi adım, açılım sürecinin hangi başlığı ülkeyi geriyor, ülkeyi bölüyor? Attığımız hangi adıma alternatif ürettiniz? Gerilim üreten, sizin hayali senaryolarınız, kara kampanyalarınız, iftira ve tahriklerinizdir'' dedi.

''UMARIM YİNE BIRAKIP GİTMEZSİNİZ''

''Geldiğimiz noktada, sayın Baykal ve grubundan rica ediyorum. Kameraysa işte burada kamera var. Mikrofonsa burada mikrofon var. Geldiniz konuştunuz. Milletin izlemesini istiyorsa, millet zaten izliyor. Lütfen sonuna kadar dinleme tahammülünü gösterin, umarım yine buradan bırakıp gitmezsiniz'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''1990'da SHP raporu, 1996 CHP Tunceli raporu, 1999 CHP Doğu ve Güneydoğu raporu. Bunları hazırlardınız. Hatta 2008'de de bir tane hazırladınız. Fakat enteresan gelişmeler oluyor. Öyle ki baskılar, mesela son hazırlatılan bir rapor var. Bu hazırlatılan raporda, raporu hazırlayan arkadaşlardan bir tanesi milletvekili, bir tanesi Parti Meclisi üyesi ve o raporu daha sonra da 'kabul etmedik' diye açıklamalar yaptınız. Bütün bunları yaparken kimin eli kimin cebinde belli değil. Bunu yapan partinizin yetkili kurullarında olanlar. Siz konuşurken burada, herhangi bir arkadaşımızın herhangi bir yerde yaptığı ve daha sonra farklı bir açıklama yapmak suretiyle 'ben böyle söyledim, böyle anlatıldı' dediği bir konuyu bile sizler farklı şekle hep tahvil ettiniz.

Sayın Baykal tereddüt etmeden bizi gafletle, delaletle, hıyanetle suçlayacağını biliyoruz. Ama kim söylüyor bunu; SHP'nin Doğu ve Güneydoğu Raporu, yıl 1990; 'İster güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz olsun ister ona silah doğrultan kandırılmış gençler olsun, hepsi bizim çocuklarımızdır. Akmakta olan kan, kardeş kanıdır. Sizin değil mi? Askerle genç karşı karşıya geliyor, asker şehit ediliyor. Hala diyorsun ki...''

Başbakan Erdoğan, itirazlar gelmesi üzerine Baykal'a yönelik, ''Ben işime bakıyorum zaten işimi de gayet iyi biliyorum. Sana da görevini hatırlatıyorum, görevini'' dedi. Daha sonra rapordan bölümler okumaya devam Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi, TCK'nın 312. maddeleri kapsamında olup doğrudan teröre karışmamış tüm tutuklu ve hükümlüler için kısmi genel af çıkartılarak ülkede hoşgörü ve iç barış ortamına geçişin zemini yaratılmalıdır. Bu anlayışla Kürt kökenli yurttaşlarımızda dil, kültür, folklor ve kimliklerini koruma, geliştirme ve açıklayabilme, kendi ana dillerinde yazılı basın, radyo ve televizyon dahil her türlü medya aracılığıyla yayın yapabilme, özel okullarda kendi ana dillerinde eğitim yapabilme...''

CHP sıralarından gelen itirazlar üzerine Başbakan Erdoğan, ''Nerede yok. Belge burada yanımda. Sonradan çıkartarak bunu yenilediniz. 'Kürt dil ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve benzeri kurumların kurulabilmesi haklarına kavuşmalıdırlar.' Aç Tunceli raporunu orada da gör. Bunları biz söylemiyoruz. bu ifadelerin tamamı 1996 yılında hazırlanan CHP Tunceli raporunda var'' dedi.

Başbakan Erdoğan, okuduğu kitapçıkları genel kurula gösterdi. Başbakan Erdoğan, ''Bak bu da aynı şekilde... Herhangi bir arkadaşın yapmış olduğu açıklamayı o zaman niçin partinin bir yetkili kurumunun yapmış olduğu açıklamaymış gibi geliyorsun da burada konuşuyorsun? Hangi hakla? Ama ben sana kitapçığı gösteriyorum. Bunları sen gönderdin bana, sen'' dedi. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Öbürleri de aynı şekilde. 1999 CHP Doğu ve Güneydoğu raporu; 'Etnik duyarlılıkla demokratik çözüm çok kültürlü toplumların, çoğulcu demokrasinin vazgeçilemez koşuludur. Ulus devlet yapısı çoğulcu demokrasi ekseninde geliştirilmelidir.' Devam ediyor CHP demokratikleşme raporu; 'Devletin ırkı olmaz. Devlet tüm alt kimliklere, farklı etnik kesimlere eşit mesafede durmalıdır. Kürt kökenli yurttaşlarımız da dahil her etnik kökenden, her alt kimlik ve kültürlerden yurttaşımıza, isterlerse ortak resmi Cumhuriyet dilimiz olan Türkçe'nin ekinde kendi ana dil, kültür ve folklorunu daha iyi öğrenme, koruma ve geliştirme olanakları, kendi alt kimlik, kültür, dil ve folklorunu koruma, geliştirebilme ve açıklayabilmede özgür olmaları, isteyenlerin kendi ana dillerinde Milli Eğitim Bakanlığı kuralları içinde özel eğitim görebilmeleri...''

Başbakan Erdoğan, CHP sıralarından gelen itirazlara yönelik ''İşine geldiğinde 'evet', işine gelmediğinde 'bizde bu yok'. Sayın Baykal'ı artık iyi tanıdım, akşam başka, sabah başka'' diye konuştu.

''TERÖR CEPHESİ SİLAHINI BIRAKMADIĞI SÜRECE ASKERİMİZ DE POLİSİMİZ DE OPERASYONLARINA SON VERMEYECEK, VERMEZ''

Başbakan Erdoğan, ''Eğer bugün Kandil'e operasyon yapılabiliyorsa, bu iktidarımızın siyasi, diplomatik başarısıdır, 5 Kasım 2007'nin başarısıdır. Terör cephesi silahını bırakmadığı sürece askerimiz de polisimiz de operasyonlarına son vermeyecek, vermez'' dedi.

TBMM Genel Kurulunda, 2010 yılı bütçesi üzerindeki eleştirilere yanıt veren Başbakan Erdoğan, ''demokratik açılım'' konusunda muhalefetin eleştirilerine değindi. DTP'nin uç eleştirilerinin benzerini MHP'nin yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''DTP, PKK'nın muhatap alınmamasını, PKK ile müzakere yapılmamasını eleştiriyor. MHP, PKK'nın muhatap alındığını, PKK'yla müzakere edildiğini söylüyor. DTP, PKK'nın tasfiye edilmeye çalışıldığını; MHP, PKK'nın meşrulaştırılmaya çalışıldığını söylüyor. O başka, bu başka, hangisi doğru? Bizim yaptığımız doğru. DTP, PKK ve DTP'nin taleplerine sırt dönüldüğünü, ciddiye alınmadığını, devre dışı bırakıldığını; MHP, PKK ve DTP'ye taviz verildiğini söylüyor. Hangisi doğru? İki tarafın söylemleri bile, Hükümetin gerçekte ne yaptığını ve ne yapmadığını ortaya koyduğu gibi, Hükümetin ne kadar isabetli bir kararla doğru yolda olduğunu da gösteriyor. Çok ilginçtir; DTP de dağa çıkmaktan bahsediyor, MHP de dağa çıkmaktan bahsediyor. Biz ise her zaman olduğu gibi sağduyunun, birliğin, beraberliğin, kardeşliğin sesiyiz. Hepinizi buraya, Parlamentoya siyaset yapmaya çağırıyorum. Farkımız bu...Çünkü sorunun çözümü konusunda tartışılma yeri Meclistir, demokrasidir, siyasettir.

Sayın Bahçeli dün, Ankara'da partililerini topladı. 4 aydır yaptığı gibi, dün de bir kez daha bana, şahsıma, partime, Hükümetime en ağır ifadelerle, en ağır kavramlarla, kelimelerle hakaretler yağdırdı. Bunların hiçbirini üzerime almadığımı da ciddiye de almadığımı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Ancak, es kaza televizyonlarda bu konuşmaları gören, dinleyen çocuklarımızın ruh sağlığı noktasında endişe taşıyorum. Aziz milletimizden, anne ve babalardan çocuklarını Sayın Bahçeli konuşurken televizyondan uzak tutmalarını hassasiyetle rica ediyorum.''

''İHANETLE SUÇLAMAK SİZLERİN HADDİNE Mİ?''

Başbakan Erdoğan, 20 Şubat 2001'de 9 bankanın, ''mesai saatleri dışında Merkez Bankası'ndan 4 milyar doları hortumladıklarını ve sadece bir günde 1 katrilyon 635 trilyon kazandıklarını'' ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Adeta Merkez Bankasına bir enjektör dayandı ve bu milletin kaynakları, kazançları, alın teri maalesef çekildi. O zaman tabii Sayın Bahçeli, Başbakan Yardımcısı idi, Hükümeti oluşturan koalisyonun ortağıydı. Hesap sordunuz mu, gereğini yaptınız mı? Allah aşkına, birilerini bölücülükle, ihanetle suçlama, sizlerin haddine mi? 'Bizim dönemimizde terör durdu' diyorsunuz. Amerika, terörist başını sizlere teslim etti. O zaman hangi yasa uygulamadaydı? Peki, İmralı'ya kim yerleştirdi? Bütün gerçekler milletimin gözü önünde devam etti. Muhalefetin tamamına esleniyorum; 'Terörle mücadele edilmiyor' diyerek bu ülkenin askerine, polisine, jandarmasına, korucularına haksızlık, insafsızlık ediyorsunuz. Terörle mücadelede onların şevkini siz kırıyorsunuz? Ben her zaman askerime de emniyet teşkilatına da 'Ne ihtiyacınız varsa, bunu bize söyleyin, ne gereği varsa, ihtiyacınızda A'den Z'ye bunları yapmaya hazırız' demişimdir. Her zaman bize söylenen şudur, 'Ne istediysek aldık' olmuştur.

Eğer bugün Kandil'e operasyon yapılabiliyorsa, bu iktidarımızın siyasi, diplomatik başarısıdır, 5 Kasım 2007'nin başarısıdır. Acaba bizden önceki yönetimler içerisinde, özellikle bir önceki yönetim Ankara'nın dışına çıkabildi mi? Ankara'nın dışında hangi ülkeyle oturup da bu konuları görüşebildiler? Defalarca sınır ötesi harekat yapıldı, hala yapılıyor. Hala devam ediyor. Bu konuda kararlılığımız devam edecek. Ülkemizde aynı şekilde, terör cephesi silahını bırakmadığı sürece askerimiz de polisimiz de operasyonlarına son vermeyecek, vermez. ''

Başbakan Erdoğan, AK PARTi'nin 81 ilin tamamında olduğunu belirterek, ''Siyasetçi olarak da varız. Ama siz 81 vilayetin kaçında varsınız? Bir hesap yapın, hesap... Sivas'tan öteye gidebiliyor musunuz? Sizin gittiğiniz yerler belli... Biz 81 vilayetin 81'inde varız. Askeriniz nerede, polisimiz nerede, AK PARTi de orada'' dedi.

''KÜRT KARDEŞİMİZ BİLE DİYEMİYORSUNUZ''

Başbakan Erdoğan, ''Siz, 'Kürt kardeşimiz' bile diyemiyorsunuz, 'Kürtçe konuşan kardeşimiz' diyemiyorsunuz. Allah'ın Kürt olarak yarattığı bir insana. Kürt olduğunu söylemek bir lütuftur, bir zenginliktir. İnsanlar etnik yapı olarak doğuştan öyle doğar. Sonradan etnik kimlik kazanmazlar. Eğer bunu bilirseniz o zaman Türkiye'de farklı etnik yapılara saygının da ne olduğunu öğrenirsiniz'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Türkiyeli olmayı, bölücülük olarak nitelendiriyorsunuz, ihanet olarak niteliyorsunuz. Türkiyeliyim demek, Türkiyeli olduğunu söylemek, niçin ihanet oluyor? 'Türkiye halkı' ifadesini kullanan Atatürk de mi bölücüydü. Türk milleti demek, Türkiye halkı demektir. Türk milleti demek, Türkiyeli olmak demektir. Daha önce de ifade ettim, Gazi Mustafa Kemal bu konuyu en güzel şekilde ortaya koymuş. Öğreneceksin, öğreneceksin. Siz, ben bu kürsüden alt kimlik, üst kimlik beyanlarını yaptığımda çıldırdınız, 'alt kimlik, üst kimlik olmaz' dediniz. Daha sonra bunları kullanmaya başladınız. Bunları da öğreneceksiniz. Tutanaklarda hepsi var.''

DTP'NİN KAPATILMASI

Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin, DTP ile ilgili kapatma kararına da değinerek, bu konuda ''AK PARTi'nin duruşunun net olduğunu'' belirtti. Başbakan Erdoğan, iki temel hassasiyet olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Birincisi, biz parti kapatmaya karşıyız. Cezanın tüzel kişiliklere değil, kişilere verilmesi gerektiğini düşünüyoruz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Halkın getirdiğini ancak halkın götürebileceğini vurguluyoruz. Ancak şunu da görmemiz gerekiyor: Dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile şiddete, teröre destek veren, övgüde bulunan, organik ilişkide olan siyasal yapılara izin verilmez. Çünkü terör, demokrasinin düşmanıdır. Terörün yedeğinde siyaset yapmak, demokratik bir mücadele değildir, olamaz. AK PARTi olarak her türlü aykırı fikrin, her türlü farklılığın siyaset ve demokrasi içinde tutulması gerektiğine, kendisini özgürce dile getirmesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak şiddet ve terörü açıkça reddedemeyen, hukuk düzenine uyum sağlayamayan, siyasetin ve demokrasinin hassasiyetlerini gözetemeyen siyasetçilerin sorumsuzlukları sebebiyle bir ülkenin zarar görmesini, bir ülkenin imajının zedelenmesini de doğru bulmayız. Biz, siyasi hayatımız boyunca sadece milletimizden direktif aldık, sadece milletimizin çizdiği rotada yürümeye, sadece halkımızın talep ve beklentilerini yerine getirmeye çalıştık. Tüm siyasi partilere de önerimiz, yüzlerini millete çevirmeleri, milletin sesine kulak vermeleri, milletin hassasiyetlerine dikkat etmeleridir.''

''STATÜKO DEVAM EDEMEZ, GENÇLER GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME GÖNDERİLEMEZ. DAHA FAZLA OCAĞIN SÖNMESİNE, BEDELİN ÖDENMESİNE TAHAMMÜLÜMÜZ OLAMAZ''

Başbakan Erdoğan, ''statükonun devam etmeyeceğini, gençlerin göz göre göre ölüme gönderilemeyeceğini, daha fazla ocağın sönmesine, bedelin ödenmesine tahammüllerinin olamayacağını belirterek, ''Biz bu meydanı teröre, terör yandaşlarına, terörün akıttığı kandan beslenenlere, vampirlere teslim etmeyeceğiz. İşte onun için inadına demokrasi, açılım, birlik kardeşlik diyoruz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''Terör piyasasından nemalananların, bu süreci akamete uğratmak için ellerinden geleni yapacağını bilerek, ama bunlara boyun eğmemek üzere yola çıktık'' dedi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Statüko devam edemez, gençler göz göre göre ölüme gönderilemez. Daha fazla ocağın sönmesine, daha fazla bedelin ödenmesine tahammülümüz olamaz. Biz bu meydanı teröre, terör yandaşlarına, terörün akıttığı kandan beslenenlere, vampirlere teslim etmeyeceğiz. İşte onun için inadına demokrasi, açılım, birlik kardeşlik diyoruz ve gür bir sada ile bunu haykırıyoruz.

Gençlerin ve şehitlerimizin kanı üzerinden maddi ya da manevi rant devşirenler var. Biz, bu mücadeleye başlarken, tüm bu rantçıları, çıkar çevrelerini karşımıza alarak yola çıktık. Elbette kolay olmayacak. Hortumları kesilenler elbette duvar gibi bu sürecin karşısında duracaklar. Rantlarını yitirenler elbette her türlü tahrike, provokasyona başvuracaklar. Ama biz bunları kararlılıkla yok edip yolumuza devam edeceğiz.''

''26. SIRADAN 17. SIRAYA''

Başbakan Erdoğan, 26. sırada devralınan Türk ekonomisinin 17. sıraya çıktığını ifade ederek, millete hizmet yolunda kararlı bir şekilde yola devam edildiğini söyledi.

''Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin üyesi olacak denildiğinde kimse buna inanmazken, Türkiye şu anda BM Güvenlik Konseyinin üyesi'' diyen Başbakan Erdoğan, ''(Türkiye Medeniyetler İttifakı adında bir proje başlatacak) denseydi, buna kimse inanmazdı. Ama bugün biz, 100 ülkeyi aşkın üyenin bulunduğu, İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakına eşbaşkanlık yapıyoruz'' dedi.

''AB ile müzakerelere başlanacak denilseydi... Sayın Baykal, uçu açık gibi ifadeler kullandı... Sayın Baykal, AB'nin üye sayısı şu anda 28 değil 27, onu da iyi takip edin'' diyen Başbakan Erdoğan, 1959'da Adnan Menderes'le, 1963'te de İsmet İnönü ile AB resmi sürecinin başladığını; MHP-DSP-ANAP iktidarında da 1999 Helsinki Zirvesiyle üyelikle ilgili başvurunun kabul edildiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, iktidarları döneminde de müzakerelere ilişkin sürecin başladığını, AB sürecinde 11 faslın açıldığını, 1 faslın hem açıldığını hem de kapandığını ifade ederek, sürecin devam ettiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Sürecin ucu açık, kapalı... Bunlar önemli değil. Şu anda Hırvatistan için de aynı durum söz konusu. Fakat biz Türkiye olarak, AB üyesi ülkelerle ilişkilerimizin ne noktada olduğunu pekiştirmek istiyoruz. AB bu noktada bizi oyalar veya farklı bir karar verebilir. Biz ne durumdayız? Bu önemli. Türkiye olarak, her zaman söylüyorum; Kopenhag siyasi kriterleri noktasında bizim Ankara siyasi kriterlerimiz var. Maastricht kriterleri noktasında bizim İstanbul ekonomik kriterlerimiz var. Bunlarla biz yapılanmalarımızı yaptık ve yolumuza devam ediyoruz.

Bunları devamlı anlatacağız ve vurgulayacağız. Çünkü anlattığımız halde anlamamakta direnenler var. Suriye, Ürdün ve Libya ile vize kalkacak, Kıbrıs'ta somut adımlar atılacak dediğimiz zaman buna kimse inanmazdı. Buyurun, Suriye, Ürdün ve Libya ile karşılıklı olarak vizeleri kaldırdık. Şu anda aramızdaki dış ticaret hacmi süratle yükseliyor.''

''SİZİN GÖREVİNİZ DEĞİL MİYDİ?''


Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bölgesel meselelerde çok önemli bir yere geldiğini belirtti.

KKTC'nin, gözlemci sıfatıyla İslam Konferansı Örgütünün üyesi olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''(Orhun Anıtlarını yaptık) diyoruz, kızıyor, sinirleniyor, (tabi ki yapacaksın) diyorlar. Peki Sayın Bahçeli, sizin göreviniz değil miydi? 3,5 sene iktidarda kaldınız, Başbakan Yardımcısıydınız, niye yapmadınız? Karakurum'dan ta oraya kadar çöldü, 46 kilometrelik asfalt yolunu yaptık, niçin? Tarihimizi hatırlayalım diye. Buralardan oralara gidenler, gittiklerinde, 'bizim büyüklerimiz de bir şeyler yapmış' desinler. 3,5 yıllık iktidar döneminde vakıf eserlerine sahip çıkamadınız. Ne Osmanlının ne Selçuklunun ne cumhuriyetin eserlerine sahip çıkmadınız, çıkamadınız. Sizin göreviniz değil miydi?'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, muhalefet sıralarından ''Akdamar...'' lafı atılması üzerine, ''Onlar da şu anda bu ülkenin değeri durumundadır'' dedi.

Avrupa'nın bir çok bölgesinde camiler ve mescitler bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Zaman geliyor o ülkelerin yönetimleri yaptırıyor, zaman geliyor biz yapıyoruz. Sizin devlet anlayışınız, uluslararası mantığınız, siyasetiniz yok, farkımız burada'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Kazakistan, Türkmenistan, Moğolistan, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kosova, Yunanistan, Filistin, Lübnan'da Türk eserleri olduğunu söyledi.

''BAŞLADIĞIMIZ ANDAKİ KADAR HEYECAN VE COŞKU DOLUYUZ''

Cesaretle, kararlılıkla, sağduyuyla sorunların üzerine gitmeye devam edeceklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Vazgeçtiğimiz anda kaybeden Türkiye olur. Vazgeçmeyeceğiz. Türkiye'nin kaybetmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Son derece kararlıyız. Başladığımız andaki kadar heyecan ve coşku doluyuz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, bugün tüm dünyanın, tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birini, 2. Dünya Savaşının ardından da en büyük küresel ekonomik krizini yaşadığını ve yaşamaya devam ettiğini söyledi.

Dünya ticaret hacminin, bu yıl yüzde 11,9 oranında küçüleceğinin tahmin edildiğini belirten Başbakan Erdoğan, krizle birlikte sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada işsizlikte bir artış yaşandığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, ''ABD'yi, Japonya'yı, İspanya'yı, İtalya'yı, Almanya'yı hepsini görün. Doğru, bizde de bir artış var, biz geldiğimizde işsizlik 10,7 idi. Şu anda da maalesef 13,7-13,8. Onların anlattığı gibi çok büyük bir konumda değiliz. Açarsınız kitapçığı, orada detaylı rakamlar var. Büyüme oranına ve işsizliğe baktığınız zaman ABD'de de bu oranın çok daha fazla arttığını ve patladığını görürsünüz'' diye konuştu.

CHP sıralarından laf atılması üzerine Başbakan Erdoğan, ''Aç bak, bizim dağıttığımıza bak'' dedi.

OECD ülkeleri arasındaki ortalama işsizlik artış oranının yüzde 39, Türkiye'de ise yüzde 36 olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, dünyada şu anda, 1,2 milyar kişinin günlük harcamasının 1,25 doların altında olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Bu rakam, dikkat ediniz, dünya nüfusunun yüzde 21,3'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin yoksullukla mücadelede de başarılı bir grafik izlediğini belirterek, 2002'de günlük harcaması 2,15 doların altında olanların oranı yüzde 3 iken, 2008'de bu oranın binde 5'e kadar düştüğünü kaydetti.

Küresel krizin başladığı andan itibaren hassasiyetle işin üzerine gittiklerini ve bundan sonra bu krize direnen en önemli ülkelerden birisi olacaklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Güçlü ekonomisiyle bölgesinin ve dünyanın ilgisini üzerinde toplayan bir Türkiye var'' dedi.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,2010,bütçe,

BAŞBAKAN ERDOĞAN

2009-12-22 · Kategori: siyaset

MEVLANA'NIN 736. VUSLAT YIL DÖNÜMÜ ANMA ETKİNLİKLERİ



BAŞBAKAN ERDOĞAN:
"KİMSE BAŞKASINA ZULÜM EDEREK ADALETİ TESİS EDEMEZ"


AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Burada (Konya) Mevlana'nın hakikate, hakkaniyete, adalete çağıran, bunun için bir ney gibi inleyen merhametli sesi duyulur. Biz, bizi ebediyete çağıran o sese kulak vererek millet olduk, o sese gönül vererek çokluk içinde, farklılık içinde birliğin ruhuna erdik'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Mevlana'nın 736. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Etkinlikleri çerçevesinde Mevlana Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Şeb-i Arus törenine katıldı.

Burada yaptığı konuşmaya, ''Mevlana Hazretlerinin aziz gönüldaşları, sevgili kardeşlerim'' sözleriyle başlayan Başbakan Erdoğan, bu gecenin, Şeb-i Arus, yani vuslat gecesi olduğunu söyledi.

Bu gecenin, ''Hazreti Mevlana'nın Hakka yürüdüğü, ebedi sevgiliye kavuştuğu gece olduğunu'' belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''736 yıl sonra böyle manidar bir gecede, aşk diyarı Konya'da, Hazreti Mevlana'nın manevi huzurunda olmanın heyecanını yaşıyoruz. Sekiz asırdan beri görkemli nazarı bu topraklar üzerinde olan, ışığı bu kubbeyi, Anadolu'yu ve Rumeli'yi aydınlatan Mevlana'yı ve büyük mirasını hürmetle yad ediyoruz. Bu müstesna gecede, gönlüyle burada olan bütün milletimizi, bütün misafirlerimizi aşkla, sevgiyle selamlıyorum.

Bugün güzel bir tevafuku da yaşıyor, 736. Vuslat Yıl Dönümü'nü, hicri yılbaşında, hicri 1431 yılının, Muharrem ayının ilk gününde idrak ediyoruz. Yeni hicri yılı da kutluyor, tüm insanlığa barış ve huzur getirmesini temenni ediyorum''

''O AYDINLIK İSTİKAMET BİZİM DE İSTİKAMETİMİZDİR''

Alimlerin, ariflerin ve bilginlerin izini sürmenin, ebedi hakikatin peşinden gitmek ve ebedi hakikatin izini sürmek olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, alimlerin, ezeli ve ebedi hakikatlerin ve hakikat önderlerinin varisleri olduğunu dile getirdi ve onların, kendilerine tabi olanları doğru menzile götüren, doğru yolun kılavuzları olduklarını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Ne mutlu bize ki alimin mürekkebini şehidin kanı kadar aziz bilen bir medeniyetin mensuplarıyız. Ne mutlu bize ki Mevlana'nın aşk dolu, sevgi dolu gönlüyle aydınlattığı o yol bugün bizim de yolumuzdur ve o aydınlık istikamet bizim de istikametimizdir.

O Mevlana ki yolunu ve kılavuzunu 'ben Hazreti Muhammedi muhtarın ayağının tozuyum' diyerek belirlemiş, son nefesine kadar bu istikamette yürümüş, muazzam eserleriyle bize de o istikameti göstermiştir. Onun sevgiyle yoğrulmuş diline ve anlayışına en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde olduğumuza dikkat çekerek diyorum ki; her sene aralık ayında Şeb-i Arus vesilesiyle Konya'ya geldiğimizde Hazreti Mevlana'nın manevi ikliminde yüreğimiz aydınlanır, gönlümüz ferahlar. Çünkü burada Mevlana'nın hakikate, hakkaniyete, adalete çağıran, bunun için bir ney gibi inleyen merhametli sesi duyulur.

Biz, bizi ebediyete çağıran o sese kulak vererek millet olduk, o sese gönül vererek çokluk içinde, farklılık içinde birliğin ruhuna erdik. Kesrette vahdet buradan geçecektir. Biliyoruz ki Mevlana'nın aşk mektebine tabi olanlar burada, yerlerin ve göklerin deveranına katılır.

Burada, ruhlar bedenlerden yükselir, kanatlanır ve bütün kainatla, bütün alemlerle birlikte sema eder. Burada en katı yürekler erir, burada söz yerini manaya, ebedi ahenge, musikiye bırakır.

Ölümü, Şeb-i Arus, yani düğün gecesi olarak selamlayan Hazreti Mevlana'nın manevi makamı önünde dünyanın geçici bir konak olduğunu, bir gölgelik olduğunu yüreğimizde hissederiz ve ruhlarımızın ötelere, sonsuzluğa iştiyakı artar.

Bu iklimi bugün de yaşadığımız için bir kez daha Allah'a şükrediyoruz.''

''KİMSE BAŞKASINA ZULÜM EDEREK ADALETİ TESİS EDEMEZ''

Başbakan Erdoğan, kimsenin başkasına zulüm ederek adaleti tesis edemeyeceğini belirterek, ''Biz, bu anlayışla ülkemiz için de bölgemiz için de insanlık için de barış, huzur ve adalet istiyoruz. Diyoruz ki Türk milleti hiç kimsenin hukukunu çiğnememiştir, bundan sonra da çiğnemeyecektir, ama kimse de bizim hukukumuzu çiğnemesin, buna da müsaade edemeyiz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Mevlana'nın 736. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Etkinlikleri çerçevesinde Mevlana Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Şeb-i Arus törenindeki konuşmasında, dinleyicilere ''Aziz Mevlana dostları'' şeklinde hitap etti.

Hazreti Mevlana'nın kitabında kin ve nefrete yer olmadığını, onun mefkuresinin belki de en çok da bugün insanlığın hasretini çektiği mefkure olduğuna dikkati çeken Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Batı dünyasının Ortaçağ'ın zifiri karanlığında olduğu bir dönemde O, insana 'aşkın aynasında kendine bakmayı' ve 'aşkla kölelikten kurtularak' özgürleşmeyi öğretti. Mevlana, 'Hak teala beni aşkın şarabından yarattı' dedi ve insana özündeki ebedi kurtuluş yolunu gösterdi.

Ebedi sevgi ve ebedi aşkın dilini onun kadar evrenselleştiren, yaratılmışların en seçkini olan insanı onun kadar yücelten, ümit kapılarını insana onun kadar açan kaç irfan sahibi var? Ferhat, Şirin için nasıl kazmayı dağa vurduysa, Mevlana da aynı manaya ermek için, aynı kaynaktan su içerek ebedi hasretini dindirmek için insanın derununa, iç alemine, kalbine yöneldi ve bizi de topluca oraya çağırdı. Bu çağrısı yüzünden, yani davet ettiği yeryüzünden geçen yüzyıllar O'nun yaymak istediği ışıktan hiçbir şey eksiltmedi, aksine o ışığı daha da artırdı. Zira, yaradılışı gereği insan ruhunun en büyük özlemi, Mesnevi'nin inleyen ney sesiyle anlattığı gibi ruhun esas sahibine, yaratıcısına duyduğu özlemdir.''

''RENKLER, FARKLAR ONUN CÜBBESİNİN İÇİNDE KAYBOLDU''

Başbakan Erdoğan, bütün sanatkarlar, bütün metafizik bilginleri, hikmet ve irfan peşinde olan bütün bilge kişilerin bu sırrın peşinde koştuklarını belirterek, ''Mevlana işte o aranan sırrı keşfeden, bütün büyük ruhların duyduğu o ezeli hasreti insana duyuran irfanın sahibidir. Maddeciliğin ruhları rehin aldığı çağımızın insanı da Mevlana'nın insan kalbinden çıkardığı irfana ekmek kadar, su kadar muhtaçtır. Bugün bütün dünyada sevgiyle okunmasının, sahiplenilmesinin, milyonlarca insanın Konya'da onun 'gel' çağrısına cevap vermesinin sırrı da buradadır'' diye konuştu.

Mevlana'nın, İslam yurdunun en amansız saldırılara maruz kaldığı, Moğol zulmünün Anadolu'yu kasıp kavurduğu, kaosun ümitleri kırdığı, kapıların kapandığı bir zamanda ''bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir'' diyerek istikbale doğru yeni bir kapı açtığını belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''O, herkesin, her insanın, her yaradılanın hakikatten nasibi olduğuna inandı ve herkese gönlünü açtı. Gönül kapısını her dem açık tuttu ve kimseyi ama kimseyi o kapıdan kovmadı, uzaklaştırmadı. İslam'ı öyle güzel yaşadı, etrafına öyle çok güzellikler, öyle çok merhamet ve sevgi yaydı ki adeta O'nu öldürmeye gelenler O'nda can buldu, ama İslam'a çeşitlilik katmadı. İslam dünyada tek İslamdır, ikinci bir İslam yoktur, önüne ve arkasına bir başka sıfat yakıştırılamaz. Çünkü bizi yaratan Allah 'inse ve cinne' seslendi. Mevlana insana 'can' diye seslendi ve 'her canın içinde bir can olduğunu' söyledi. Sadece Müslüman müderrisler, muallimler, mutasavvıflar, dervişler, talebeler ona hürmet etmedi, papazlar, hahamlar, keşişler de ona hayranlıklarını gizleyemedi. Renkler, farklar onun cübbesinin içinde kayboldu. Tıpkı Yunus gibi, Yunus da O'nun gibi... 'Dervişlik olaydı tac ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka' dediler.

İslam milletinin örnek bir alimi, numune bir arifi oldu. Çünkü bilge olmak yetmiyordu. Asıl bilge olmak, bilmediğini bilmekti. İşte Mevlana, bunun çizgilerini ortaya koydu. Hikmet burcunda söylediği ince sözlerle insanı bedenin arzularından kurtulup ruhun yüceliklerine ulaşmaya çağırdı. Öyle çok sevildi, öyle çok hüsnü kabul gördü ki Mevlana Celaleddin-i Rumi, ruhunu Allah'a teslim ettiğinde, vuslata erdiğinde, cenaze merasiminde on binlerce Müslüman'ın yanı sıra on binlerce de gayrı Müslim gözyaşlarıyla katıldı.

Çünkü o, büyük aşk adamıydı, çünkü o büyük aşkıyla gönüller fethetmişti ve herkes için kapılar açmış, tarihin en büyük açılımını yapmıştı.''

''O KANDİL BUGÜN DE YOLUMUZU AYDINLATIYOR''

Başbakan Erdoğan, Mevlana için ''İstikametinden, doğru yoldan, aşkla bağlandığı Hakk'ın yolundan öyle emindi ki kimseyi ötekileştirmemenin en güçlü çağrısını modern zamanlardan tam sekiz yüz yıl önce yaptı ve 'kim olursan ol, gel' diye herkesi hakikate çağırdı'' ifadelerini kullandı.

O'nun, hakikati kendi tekelinde zannedenler gibi asabiyete, taassuba, körü körüne inanca karşı çıktığını, gönlünü ve kollarını açabildiği kadar açtığını ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Nefsini çiğneyebilenlerin, ruhunu yüceltebilenlerin mesleği, meşrebi, yolu yordamı hakikatin yolundaki taşları ayıklamaktır. Kendini aşmış, 'ben gelmedim kavga için/ benim işim sevgi için' diyen Yunus Emre gibi... Evet... Hangi etnik yapıdan olursa olsun, hepsine de bakışı 'yaradılanı severiz yaradandan ötürü' anlayışıyla tüm insanları sevdi. Bu yüzden yüreğinin sesi, ses geçirmez duvarları da yüzyılları da aşmış ve bugüne ulaşmıştır. Selçuklu Devleti'nden sonra 600 yıllık Osmanlı Devleti'ne de o sevgi, aşk ve ümit kapısından girilmiş, üç kıtaya yüzyıllar boyu adaletin, medeniyetin kandilleri taşınmıştır.

İftiharla söyleyelim ki o kandil bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Bugün, bütün dünyada, insanı, insan hayatını hiçe sayan, maddeyi kutsayan, güç ve iktidarı, silahı ve parayı mutlak güç ve iktidar zanneden otoriter felsefeler bir bir insanlığın başına bela olurken Hazreti Mevlana'nın müşfik sesi dünyanın her tarafında yankılanıyor.

Bizler de tam buradan, Konya'dan dünyaya sesleniyor, tam buradan insanlığın adalet, barış ve huzur arayışına gece gündüz çalışarak katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Tabii, ülkemizden başlayarak, yüreğimizle, beraberliğimizle, kardeşliğimizi güçlendirerek bunu başlatıyor ve bunu dünyaya yaymaya çalışıyoruz.''

''AYRIŞTIRICI VE TAHRİP EDİCİ USLUBU UZAK TUTMAK ZORUNDAYIZ''


Başbakan Erdoğan, Sadii Şirazi'nin ''Mazlumun kurumuş dudağına söyleyin gülsün, zalimin dişleri er geç çürüyecektir'' sözlerine atıfta bulunarak, ''Öyledir, zira zulüm hiçbir zaman ebedi değildir'' diye konuştu.

Mevlana'nın yaşadığı dönemde İslam yurdunu çiğneyen Haçlı ve Moğol hükümdarlarının adlarıyla tarih sahnesinden silindiğini belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ama insanı yücelten Mevlana'nın sesi bütün dünyada yankılanıyor. Herkese çağrımız; hak ve hakkaniyetten ayrılmamasıdır. Kimse başkasına zulüm ederek adaleti tesis edemez. Biz, bu anlayışla ülkemiz için de bölgemiz için de insanlık için de barış, huzur ve adalet istiyoruz. Diyoruz ki Türk milleti hiç kimsenin hukukunu çiğnememiştir, bundan sonra da çiğnemeyecektir, ama kimse de bizim hukukumuzu çiğnemesin, buna da müsaade edemeyiz.

Kimsenin yaradılıştan sahip olduğu haklara kavuşması, bizim adalet anlayışımızı yaralamaz, aksine bizi memnun eder. Şiddet, öfke, nefret, kin, husumet, tarih boyunca insanlığa keder ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir. Birbirimizi duymak, birbirimizi dinlemek, kelimelerimizden, kavramlarımızdan ayrıştırıcı ve tahrip edici üslubu uzak tutmak zorundayız. Buna bugün her zamankinden daha fazla muhtacız. Birlik, beraberlik ve kardeşlik
değirmenine su taşımak zorundayız. Biz, Mevlana'nın evrensel mesajını dünya üzerinde egemen kılmaya, evrensel barış ve kardeşliği tesis etmeye çalışırken kendi evimizde, kendi ocağımızda da da bunu başarmak, Mevlana yurdunda da ete kemiğe bürünmüş müşahhas mesajları dünyaya iletmek durumundayız.''

''HİDDET VE ŞİDDET BİZİM YOLUMUZ DEĞİL, BİZİM ÜSLUBUMUZ DEĞİL. O YOLU SEÇSEYDİK 'CÖMERTLİKTE AKARSU GİBİ' OLAMAZDIK. ÖYLE OLSAYDIK ADALETİ SAĞLAYAMAZDIK, PAYLAŞMAYI ÖĞRENEMEZDİK VE TARİHE YÖN VEREN BİR BÜYÜK MİLLET OLAMAZDIK''

Başbakan Erdoğan, ''Hazreti Mevlana sanki tam da bugünlerimiz için diyor ki 'Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.' Bütün mesele budur. Bugün ülkemizin de insanlığın da muhtaç olduğu reçete budur'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Mevlana'nın 736. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Etkinlikleri çerçevesinde Mevlana Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Şeb-i Arus törenindeki konuşmasında, Ahmet Yesevi, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli, Sadi, Hafız ve Şems gibi büyük alimlerden öğrendikleri şeyin adalet ve hakkaniyet çizgisinden sapmamak olduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Bakınız Hazreti Mevlana sanki tam da bugünlerimiz için diyor ki 'Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.' Bütün mesele budur. Bugün ülkemizin de insanlığın da muhtaç olduğu reçete budur.

Hazreti Mevlana bu cümlesiyle bize hem bir ahlak felsefesinin, hem de bir siyaset felsefesinin anahtarını veriyor. Oysa bugün, bu evrensel felsefenin tam aksine bireyci, çıkarcı, hazcı, tekelci, insanı insanın kurdu gören, kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştiren, kendi gibi inanmayanları dışlayan bir anlayış dünyaya egemen olmanın kavgasını veriyor.

Dünyadaki bütün haksız savaşların kaynağında güç ve kudret mücadelesi var. Adaletle bir ekmeği bölüşemeyenler ötekinin gözündeki hayat ışığını da söndürmek istiyorlar. Bugün her zamankinden çok daha fazla dayanışmaya ihtiyacımız var. Bugün her zamankinden daha fazla paylaşmaya ihtiyacımız var. Bugün her zamankinden çok daha fazla kardeşliğe ihtiyacımız var.

Ulusal ve küresel ölçekte Mevlana'nın sesine kulak vermeye, gönlümüzü Mevlana'nın engin ufkuna açmaya bugün daha fazla gereksinim duyuyoruz.''

''KURU DUAYI BIRAK. AĞAÇ İSTEYEN TOHUM EKER''

Medeniyet tasavvurlarının; ''İnsanın hukukunu korumak'' olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bunun için de kendileri için neyi istiyorlarsa insanlık için de onu istediklerini dile getirdi.

Bu taleplerinin adının ''adalet'' olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Son zamanlarda Türkiye'nin sesinin bütün dünyada yankı bulması tam da bu evrensel anlayışı dile getirdiğimiz içindir. Biz, zaten yanan, zaten bizi aydınlatan kandilimizle bir başka kandil yaktığımızda bizim ışığımızdan bir şeyin eksilmeyeceğine inanıyoruz. Bunun için zulme boyun eğmiyoruz, hak ve adaletin sesini yükseltiyoruz.

'Kuru duayı bırak. Ağaç isteyen tohum eker' diyor Hazreti Mevlana. Bir ağaç diktiğimizde o ağacın yeni binlerce meyve ve binlerce ağaç tohumu vereceğini biliyoruz. Bu inançla, bu anlayışla, yüreklere sevginin, barışın, kardeşliğin tohumlarını ekmeye çalışıyor, gönlümüzü açıyoruz ve herkesin açmasını istiyoruz.

Bizim bu felsefemizi soyut, hayata dokunmayan, realiteden uzak bulanlar ışığı yaymak, karanlığa bir mum yakmak yerine ışığa üflemeyi, onu söndürmeyi tavsiye ediyorlar. Hayır, bu yol bizim yolumuz değil. Hiddet ve şiddet bizim yolumuz değil, bizim üslubumuz değil. O yolu seçseydik 'cömertlikte akarsu gibi' olamazdık. Öyle olsaydık adaleti sağlayamazdık, paylaşmayı öğrenemezdik ve tarihe yön veren bir büyük millet olamazdık. O yanlış yolu seçseydik, yüzyıllarca üç kıtada 'şefkat ve merhamette güneş gibi' olamazdık ve bugün Afrika'dan Balkanlara, Orta Asya'dan Orta Doğu'ya hayırla yad edilmezdik.

Birbirimizin 'kusurlarını gece gibi örtmeseydik' gönüller fethedemezdik. Mevlana gibi, Şems gibi, Yunus gibi, Ahi Evran gibi, Hacı Bektaş gibi, Hacıbayram gibi, Akşemsettin gibi alp erenler, alimler kılavuzlarımız olmasaydı ve biz bize öğütlendiği üzere 'Hoşgörüde deniz gibi' olmasaydık, Fas'tan Yemen'e Sudan'dan Bosna'ya, İstanbul'dan Üsküp'e farklı kavimleri, dinleri, dilleri yüzyıllar boyu bir arada tutamazdık.''

''...ÇİĞNENMEK PAHASINA 'HAKKI TUTUP KALDIRMA' SEVDASINDAYIZ''


Anadolu'nun devlet felsefesinin insandan bağımsız bir felsefe olmadığını ve olamayacağını belirten Başbakan Erdoğan, insanı yaratılmışların en şereflisi, en seçkini sayan inancın gereği olarak ''İnsanı yaşat ki devlet yaşasın'' şeklinde konuştu..

Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

''Biz, 'Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol' diyen Mevlana gibi, merhum Akif gibi, çiğnenmek pahasına 'Hakkı tutup kaldırma' sevdasındayız. Yine Hazreti Mevlana'ya kulak veriyoruz. Diyor ki 'şu toprağa, şu tertemiz sevgiden başka bir şey ekmeyiz. Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz.' Bizim de bütün derdimiz, bütün meselemiz bu topraklara ve hiçbir toprağa sevgiden başka bir tohum ekmemektir. Biliyoruz ki bu alemde ve öte alemde herkes ektiğini biçer. Biz bu yüzden adaletin, merhametin, sevginin, kardeşliğin tohumlarını ekmeye çalışıyoruz. Hikmeti, bilgiyi kendi yitiğimiz sayıyoruz ve hakikate ulaşmak için, daha çok adalet için çaba sarf ediyoruz.

Medeniyetimizin büyük öncülerinin en büyük özelliği insanı özgürleştirmeleridir. Zira esas özgürlük, insanın kendi zindanına, benliğine hapsolmaktan kurtulmasıdır. O hapishaneden her kim kurtulabilirse, gönlüne bir dolunay doğacaktır. 'Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüştür, bir insanı dirilten bütün insanlığı diriltmiştir' ebedi ilkesinden almamız gereken ders de budur.

Bizim bütün meselemiz insanı diriltmek olmalıdır. Evet, biz böylesine engin bir medeniyetin evlatlarıyız. Geleceğe de sahip olduğumuz bu mirası sahiplenerek yürüyeceğiz.

Bizim derdimiz, can emanetini, gönül emanetini, akıl emanetini, mülk emanetini emniyet içinde taşımak ve vakit tamam olduğunda ölümünü düğün gecesi sayan Hazreti Mevlana gibi sahibine teslim etmektir.''

Başbakan Erdoğan, ''bu hissiyatla Hazreti Mevlana'nın manevi huzurunda kemali edeple eğildiğini'' söyleyerek sözlerini tamamladı.

 
17.12.2009

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,başbakan,erdoğan,

Mustafa Kemal ATATÜRK ve MEVLANA

2009-12-22 · Kategori: din

 

 

Mustafa Kemal ATATÜRK ve MEVLANA

mevlana ve ataturkYıl 1922... Kasım ayının 1'i... Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin başöğretmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alacağı seçilmiş insan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi' ndeki konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor: "Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...”. Evet, o büyük insan gerçek bir dindardı. Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip “dindar” bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz.Muhammed'in buyurduğu “yüksek ahlak” üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O İslamiyet’in kaynağındaki saf şekline bağlıydı.

29 Ekim 1923’de Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte bu saflığı kendisi şöyle tanımlıyor: “Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır.”

Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Konya konuşmaları, Atamızın din hakkındaki görüşlerini ortaya koyması açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. İşte 20-23 Mart 1923 tarihleri arasında Konya’yı ziyareti sırasında yaptığı konuşmadan bölümler: “İslamiyet’in ilk parlak devirlerinde geçmişin mahsulü olan sağlıksız adetler bir zaman için kendini göstermemiş ve yüze çıkmamışsa da, biraz sonra İslamiyet’in gerçeklerine sarılmaktan İslam esaslarına göre hareket etmekten çok, geçmişin mirasa olan adet ve inançları dine karıştırmaya başlamışlardır.
Bu yüzden İslamiyet’e dahil bir akım kavimler, İslam oldukları halde düşmeye, sefalete, geriliğe maruz kaldılar. Geçmişlerin kötü ve batıl alışkanlıkları ve bu suretle gerçek İslamiyetten uzaklaştıkları için
kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar.

Bu İslam kavimleri içinde Türkler, milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran, diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler. Şüphe yok ki temasların milletler üzerinde etkileri görülür. Türklerin temas ettiği milletlerin o zamanki medeniyetleri ise çökmeye başlamıştı. Türkler bu milletlerin kötü adetlerinden, fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir. Bu hal, kendilerinde bozukluk, cehalet ve insanlıktan öte zihniyetler doğurmasından uzak kalmamıştır. İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birini bu nokta teşkil ediyor.

Milletimizin gerçek din bilginleri, din bilginlerimiz arasında da milletimizin hakkıyla iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara mukabil ilim kisvesi altında hakikatten ilimden uzak, gereğince ilim tahsil edememiş, ilim yolunda layığı kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller vardır. Bunların ikisini birbirine
karıştırmamalıyız.

Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Bilindiği üzere Sıffın vak'asında Hz.Ali’nin ordusuna karşı mızrak uçlarına Kur’an-ı Kerimmevlevi
sayfalarını takarak saldırdılar. İşte o zaman dine fesatlık, İslam arasına nefretlik girdi ve o zaman hak olan Kur’an, haksızlığa kabule vasıta yapıldı. Halifelik hile ile el değiştirdi. Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar dini hep alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular.
Gerçek ulema, dini bütün bilginler, hiçbir zaman bu müstebit taç sahiplerine uymadılar. Onların emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmadılar. Bu gibi ulema kamçılar altında dövüldü, memleketlerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, darağaçlarında asıldı. Lakin onlar yine o hükümdarların keyfini dine alet etmediler. Fakat gerçek durumda bilgin olmamakla beraber, sırf o kisvede bulundukları için bilgin sanılan, menfaatine düşkün, haris ve imansız bir takım hocalar da vardı. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetva verdiler. İcap ettikçe yanlış hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, sarayda yaşayan kendilerine halife namı veren baskıcı hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat edip, onları himaye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema her vakit ve her devirde onların kinini çekti.

Böyle yapan halifelerinin ve din bilginlerinin arzularına muvaffak olmadıklarını tarih bize misallerle izah ve ispat etmektedir. Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkanı yoktur. Artık kimse böyle hoca kıyafetli sahte alimlere önem verecek değildir. Eğer onlara karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz; derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi yönde
atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, o adım benim milletimin kalbine havale edilmiş kanlı bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adamı tepelemektir.”

Evet, yıllar önce ve olağanüstü şartlarda kullanılmış bu ifadeler Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ne kadar büyük bir kimliğe sahip olduğunun ispatıdır.
Yüce Atatürk’ün Hz.Muhammed'e duyduğu büyük sevgi ile birlikte Hz.Mevlana’nın da fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: “-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”

 

mevlana ataturkEvet...Yüce Atatürk sahip olduğu hayat görüşünün kaynağını işte bu sözleriyle özetleyivermiştir.

Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi de davet edilmişti. Söz dönüp dolaşıp Hz.Mevlana’ya gelmiş, yüce Atatürk şunları söylemişti:

“- Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik
etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz.Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir. Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest ve namaz çok tabii olmuştur. Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir."

İşte Yüce Atatürk'ün İslamiyet'e şekilcilik katarak onu asıl ruhundan uzaklaştıranlara verdiği en mükemmel mesajlardan birisi. O birçok kez dinin insanlık tarafından gerçek boyutlarıyla anlaşılmadığını belirtirken, Hz.Mevlana’nın da yanlış ve eksik yorumlandığına da temas etmiştir. Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’ın sözde Mevlana'yı yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söylediği şu sözleri bugün bile üzerinde ibretle düşünülmesi gereken ifadelerdir:

“-Eğer Mevlana’yı sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insanın ruhu dertlenir, biz de belki bir saygısızlık göstermek zorunda kalırdık. Mevlana’yı ululuğuyla kavrayabilmek için medresenin dar kapısından geçmemiş olmak gerek.”

Gazi Mustafa Kemal Paşa Konya’ya yaptığı toplam dokuz ziyareti sırasında her sefer önce Hz.Mevlana’nın makamının bulunduğu Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, tekke ve zaviyelerin işlevlerini tamamlaması ve dolayısıyla kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında Hz.Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştürerek tüm insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır.

Bununla ilgili bilgiler 22 Aralık 1987 yılında yayınlanan Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberde şöyle dile getirilmiştir:

Atatürk, Konya'daki Mevlana Dergahı ve türbesini, Konya'ya ilk gelişi olan 3 Ağustos 1920 günü ziyaret etmiş ve bu ziyaretten pek etkilenmişti. Daha sonra ziyaretlerinde Mevlana Türbesini ziyaret etmeden Konya'dan ayrılmamıştır. 3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için açılan Sema meydanında hazır bulunmuş, 22 Mart 1923 günü yaptığı ziyarette postnişin Abdülhalim Çelebi'nin davetlisi olarak dergahta yemek yemiş, Hz.Mevlana'nın büyüklüğü üzerine takdir ve hayranlık dolu sözler söylemiştir.

hac dostlari Cumhuriyet'in ilanından sonra, tekke ve türbelerin kapatılması hazırlıkları yapılırken, Başbakan İsmet İnönü'ye "Mevlana Dergahı ve türbesinin kapatılmayarak kendi eşyası ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete açılması"emrini vermiştir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu kararı ile dergah, müze haline getirilmiştir.

Atatürk, 18 Şubat 1931 günü Konya'ya 9'uncu defa geldiği zaman, Konya'da 11 gün oturmuş, bu arada 21 Şubat 1931 gününü tamamen artık müze halinde ziyarete açık bulundurulan Mevlana Müzesi'nde geçirmiştir.

Bu ziyaret sırasında eski Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Azar-ı Atika Müzesi müdürü olan Yusuf Akyurt'un ayrı ayrı anlattıklarına göre, Atatürk müze müdürünün odasına girer girmez, niyaz penceresi üzerindeki rubaiyi görmüş, Farsça'yı çok iyi bilen Hasan Ali Yücel'e tercümesini yaptırmıştır. Atatürk tercümedeki: "Ey keremde, yücelikte ve nur saçıcılıkta güneşin, ayın, yıldızların kul olduğu sen. Garip aşıklar, senin kapından başka bir kapıya yol bulmasınlar diye öteki bütün kapıları kapanmış, yalnız senin kapın açık kalmıştır." ibaresini işitir işitmez şöyle demiş:

"Hz.Mevlana'nın büyüklüğü burada bir kere daha kendini gösterdi... Doğrusu ben, 1923 yılındaki ziyaretim sırasında, bu dergahı kapatmayalım Müze olarak halkın ziyaretine açalım, diye düşünmüş; bir yıl sonra dergah ve tekkelerin kapatılması kanunu çıkar çıkmaz İsmet Paşa'ya Mevlana dergahı ve türbesini kendi eşyası ile Müze haline getir emrini vermiştim. Görüyorum ki, şu okuduğumuz rubainin hükmünü yerine getirmişim. Bakınız ne kadar mükemmel bir Müze olmuş..."

Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının “Paşam Hz.Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca
doğurmasın” demeleri üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:

 

“-Eğer, Hz.Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım. Çünkü, Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır.”

Hz.Muhammedin “Din nedir?” sorusuna verdiği “Ahlak,ahlak,ahlak” cevabına her dönemde çok ihtiyaç duyduğumuzu düşünerek Hz. Muhammed'in, Hz.Ali’nin, Hz.Mevlana'nın ve Atatürk' ün şu sözlerine dikkat çekmek istiyoruz:

“İlim Çin’de olsa gidip öğreniniz.”
Hz.Muhammed

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
Mustafa Kemal Atatürk

“Dünyada sevgiye dair ne varsa ben orada varım,
savaşa dair ne varsa ben orada yokum.”
Hz.Mevlana

“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh."

Mustafa Kemal Atatürk

 

“Evlatlarınızı zamana göre yetiştiriniz.”
Hz.Ali

“Milletimi muasır medeniyet seviyesinde görmek isterim.”
Mustafa Kemal Atatürk

 

Hz. Mevlânâ’nın Hayatı

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

     Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

    
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

     Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

     1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

     Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

     Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

     Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

    
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

     Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını"görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

     Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

 

 

 


     Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

     Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:

Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.


"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"

 

 

HAZRETİ MEVLANA SÖZLERİ

Sözleri

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim
Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum
Biri benden bundan başkasını naklederse

Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim...

Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir...
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim....

Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap...

Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz...

Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir
Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır...

Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini
Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil...

Bir katre olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin Beri gel, beri !

Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol..


 

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : dini,bilgiler,

hanta virüsü tehlike saçıyor

2009-12-22 · Kategori: saglik


 

 

Hanta  virüsü Nasıl bulaşır:

-Pamuk faresi Sigmodon hispidus bir hantavirus taşıyıcısıdır ve kırsal bölgelerde ve şehirlerde insanlar için bir tehlike teşkil ederler.
-Hantavirüs çeşitli kemirgen türleri vasıtasıyla taşınır. Hastalığın bulaşması hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasıyla doğrudan temas yoluyla olmakta ya da bu hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasının hava yoluyla solunmasıyla meydana gelir.
-Hantavirüs insandan insana bulaşmaz (bu henüz kanıtlanmamıştır).
-Fareler bu virüsten etkilenmezler, sadece taşıyıcıdırlar.1 ay ile 12 ay boyunca bu virüsü dışkı veya idrar yolu ile etrafa yayarlar.

Hanta virüsünün Belirtileri:

- ateş ve titreme
- böbrek fonksiyon bozukluğu
- basagrisi
- Kas, kol ve bel ağrısı
- bulanti veya kusma
- ishal
- gecici bulanık görme
- öksürük
- solunum bozukluğu
- deri veya mukozal kanama (ciltte kanama)

belirtilerin bir kısmı veya tamamı gözükebilir. Grip ile neredeyse aynı belirtilere sahiptir.

Tetiklediği hastalıklar:

Akciğer hastalığı, akut böbrek yetmezliği veya hemorajik ateş..

Hanta virüsünün Teşhisi

1. Virüs izolasyonu
2. PCR yöntemi
3. Serolojik test yöntemiyle: ELISA ve Immünfloresansta testi

Hanta virüsü Tedavisi:

Farelerden insanlara geçen hanta virüsünün, kesin bir tedavisi yoktur. Virüsü taşıyanların büyük bölümü kurtarılamıyor. Bilimadamları bu virüse karşı aşı geliştirme çalışmaları sürdürmektedir.

Hanta virüsü Kuluçka dönemi:

Bu virüsün kuluçka dönemi 12 ila 21 gündür.İstisnai durumlarda 5-60 gün arası olabilir.

Hanta virüsünden korunmak için Önlemler:

-Farelerden (özellikle tarlada çalışanlar tarla farelerinden) uzak durulmalı.
-Farelerin bulunduğu ortamlarda çalışırken eldiven kullanmak ve maske(ağızlık) takmak gerekir.
-Bulaşma şüphesi varsa ilk olarak vücudunuzun bu virüsle temas etme ihtimali olan kısmını dezenfekte edip en kısa zamanda doktora başvurmalısınız.
-Farenin yaşadığını tahmin ettiğiniz alanları eğer kullanıyorsanız, karıştırmadan(süpürmeden,kurcalamadan) alanı deterjanlı su ile yıkayınız.

 

Hanta virüsü ilk kez can aldı

Ersin ERCAN / BARTIN - DHA 14 Nisan 2009
Hanta virüsü ilk kez can aldı
Zonguldak ve Bartın'da, "Hanta virüs" şüphesiyle hastanede tedavi altına alınan 16 kişiden 46 yaşındaki İlyas Bilgin yaşamını yitirdi.

Ormanlık alandaki bir acağın dalını koparmak isterken parmağına diken batan, 2 hafta sonra da rahatsızlanarak kaldırıldığı hastanede ölen İlyas Bilgin'in incelenen kan örneklerinde virüs pozitif çıktı. 42 yaşındaki Döndü Bilgin, hayatı boyunca hiç hastaneye gitmeyen eşinin, parmağına batan bir diken yüzünden öldüğünü söyledi.

 

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Songül Vaizoğlu'nun, Mart 2008'de hazırladığı, "Küresel Isınmanın Halk Sağlığına Etkileri" başlıklı raporunda, artan sıcaklıklara bağlı olarak, tüberküloz ve frengi gibi hastalıklarla birlikte dünyaya yayılacak ölümcül virüsler arasında gösterilen Hanta virüsü, Bartın'da can aldı. Bartın'a bağlı Hasankadı Beldesi'nde yaşayan ve 8 ay önce Türkiye Taşkömürü Kurumu'ndan emekli olup, hayvancılıkla uğraşmaya başlayan 4 çocuk babası İlyas Bilgin, geçen şubat ayında hayvanlarına yem toplamak için ormana gitti. Evinin yakınındaki ormanlık alanda bir ağaç dalını koparmak isteyen Bilgin'in parmağına diken battı. Bilgin, eve geldikten sonra, tırnak ile et arasında kalan dikeni iğne ile çıkardı.

 

HASTANEDE ÖLDÜ

 

Bir süre sonra parmağı moraran ve şişen Bilgin, ailesi tarafından 2 hafta sonra üşüme, yüksek ateş, kusma ve bulantı şikayetiyle Hasankadı Sağlık Ocağı'na götürüldü. Buradan Bartın Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Bilgin, acil serviste yapılan müdahalenin ardından Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne sevk edildi. Hanta virüsü şüphesiyle İnfeksiyon Hastalıkları Bölümü'nde tedavi altına alınan Bilgin, 20 Şubat günü yapılan tüm müdahalelere rağmen, 'akut böbrek yetmezliğine bağlı multi organ yetmezliği' sonucu yaşamını yitirdi.

 

Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı yazılı açıklamada, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi'ne gönderilen kan örneğinin incelenmesi sonucunda İlyas Bilgin'de Hanta virüs tespit edildiği bildirildi.

 

HİÇ HASTANEYE GİTMEDİ

 

Eşinin rahatsızlandığı dönemde kendisi de hastanede fıtık ameliyatı olan Döndü Bilgin, eşinin hiçbir sağlık sorununun bulunmadığını, hayatı boyunca hastaneye bile gitmediğini söyledi. Hayvanlar için bir ağacın dalını kırarken parmağına diken battığını, 2 hafta sonra da eşinin rahatsızlandığını belirten Döndü Bilgin, "Hepimiz çok şaşkınız. Eşim bu zamana kadar hastaneye bile gitmemişti. Doktorlar bile eşimin çok dirençli ve dayanıklı birisi olduğunu söylediler. Ama parmağına batan bir diken yüzünden öldü" diye konuştu.

 

Oğlu 23 yaşındaki Musa Bilgin ise, babasının parmağına batan dikeni iğne ile çıkardığını, bir süre sonra parmağının kanadığını ve morardığını belirterek, şöyle dedi: "Babam başta hastaneye gitmiyor. Zamanla düzeleceğine, geçeceğine inanıyor. Ama 2 hafta sonra rahatsızlanıyor. Bartın Devlet Hastanesi'ne kaldırdık. Sonra da Zonguldak'a sevk ettiler. Zonguldak'ta hastanede sürekli, 'Üşüyorum, karnım çok şiş, şu karnımın şişliği insin, başka birşey istemiyorum' diyordu. Vücudunda, ellerinde şişlik vardı. Gözleri kızarmıştı. İdrarını yapamıyordu. Sonra da kaybettik. Doktorlar kemirgen hayvanın dışkısı veya salyasıyla bulaşan bir hastalıktan öldüğünü söyledi. Hepimiz çok şaşkınız, üzüntülüyüz"

 

8 HASTADA VİRÜS POZİTİF

 

Bu arada 'hanta virüsü' şüphesiyle Bartın'dan 12, Zonguldak'tan da 4 olmak üzere toplam 16 hastanın ZKÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde tedavi altına alındığı, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi'nde yapılan analiz sonuçlarına göre bunlardan İlyas Bilgin ile birlikte 8'inde virüsün pozitif çıktığı ve halen 5'inin tedavi altında bulunduğu, 2'isinin de taburcu olduğu bildirildi.

 

TÜRKİYE'DE İLK KEZ GÖRÜLDÜ

 

Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı yazılı açıklamada virüs ile ilgili şu bilgiler verildi:

"Hanta virüsü ilk defa 1950'li yıların başında Kore'de tespit edilmiştir. Bazı kemiriciler, virüsü taşımakta ve etrafa bıraktıkları vücut çıkartılarının solunum yolu ile alınması şeklinde insana bulaşmaktadır. Hastalığın iki tipi mevcut olup, akciğer yetmezliğine neden olan tip Amerika kıtasında, böbrek yetmezliğine yol açan tipi ise daha çok Asya ve Avrupa kıtasında görülmektedir. Rusya'nın güney bölgesi ve balkanlarda uzun yılardır görüldüğü bilinen hastalık, ülkemizde gelişen tanı ve laboratuvar imkanları çerçevesinde ilk kez tespit edilmiştir"

 

 

 

2009 yılında zonguldak çevresinde 12 vatandaşımız bu virüsten ölmüştür.

nerden bulaştığına gelince yabancı gemilerde sıçan faresi dediğimiz farelerin gemiden kurtularak karaya gelmesi sonucu bence bu yüzden. fareden bulaşan bu virüs  her yerde  her gıdada . yıllar önce kara veba 100, milyon insanın ölümüne neden olmuştur.

kediler de öldürülmeseydi kediler ölü sayısını yarıya indireceklerdi. çünkü fareler kedilerin saldırısından kurtulamıyordu. onun için sokak kedileri insanların can kurtarıcısıdır.

 

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : sağlık,hanta,virüsü,

60 ülkede yasak Türkiye'de serbest asbestin

2009-12-22 · Kategori: saglik

 


60 ülkede yasak Türkiye'de serbest

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Özge Akboğa, dünyada insan sağlığına zarar veren ve kansere yol açan asbestin Türkiye'de halen yasaklanmadığını söyledi.
 
<_script /><_script /> İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Sakarya Şubesince Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Kültür ve Kongre Merkezi'nde İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu düzenlendi. Sempozyumda konuşan Akboğa, Türkiye'de üç yıl öncesine kadar asbestin zararlarının sadece iş güvenliği uzmanlarınca bilindiğini kaydeden Akboğa, asbestin kanserojen bir madde olduğunu ve çeşitli meslek hastalıklarına yol açtığını vurguladı. Üç yıl önce asbest içeren gemilerin kendi ülkelerinde izin verilmeyen söküm işlerinin Türkiye'ye kaydırıldığını, basın tarafından fark edilmesiyle ülke gündemine geldiğini anlattı. Akboğa, asbestin iyi bir yalıtkan olması nedeniyle birçok sektörde yaygın olarak kullanıldığını, sanayide çalışan birçok işçinin farkında olmadan asbeste maruz kaldığının altını çizdi.

Asbestin solunum ya da içme suyuyla vücuda girdiğinde başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yol açtığına işaret eden Akboğa, şu bilgileri verdi: ''Asbest lifleri havayla alındığında bu liflerin büyük bölümü hava yolları hücrelerinde birikir. Bunların üst solunum yollarının yukarı bölümlerinde kalan bir bölümü ise boğazdaki mukus tabakasıyla balgamla atılır veya yutulur. Ancak bir bölümü akciğere iner ve vücuttan hiçbir zaman çıkmayabilir. Asbestin neden olduğu hastalıkların ortaya çıkması için 20 ile 40 yıl arası zaman geçmesi gerekir. Asbestin yol açtığı en ciddi hastalıklara örnek olarak akciğer zarı ve karın zarı kanseri, mezotelyoma ya da akciğer kanseri verilebilir. Ülkemizde yılda en az 500 kişide mezotelyoma görülmektedir.''

Akboğa, asbestin inşaat sektöründe yer ve tavan kaplamaları, yalıtım amaçlı püskürtme kaplamalar, ara duvarlar, yangına dayanıklı yalıtım panelleri, kazanlar ve asbestli çimentodan imal edilmiş ürünlerde kullanıldığına dikkat çekti. Asbest nedeniyle oluşan meslek hastalıkları ve ölümlerin bir kısmının gerçek nedenlerinin tespit edilemediğini kaydeden Akboğa, henüz istatistiklere yansımamış olmasından dolayı inşaat sektörünün asbest tehlikesinin farkında olmadığını ileri sürdü.

Türkiye'nin asbestin tehlikeleri konusunda gelişmiş ülkelere göre geri kaldığını ifade eden Akboğa, ''Çalışanlar bu tehlikenin ciddiyeti konusunda yeteri kadar bilgilendirilmemiştir. Asbestin yol açtığı hastalıkların tedavisi için Almanya'da yıllık harcamalar 290 milyon Euro'ya çıkmıştır. Asbest nedeniyle her yıl İngiltere'de 3 bin 500, Amerika'da ise 10 bin kişi hayatını kaybetmektedir. İsveç'te 30 yıl önce asbestin kullanımı yasaklanmış olmasına rağmen, asbestten kaynaklanan ölümler normal iş kazalarındaki ölümlerin üç mislidir. Türkiye'de ise ölüm kayıtlarına genellikle solunum yetmezliği yazılmakta ve kaç işçimizin asbest nedeniyle öldüğü bilinmemektedir. Asbesti tamamen veya kısmen yasaklamış ülkelerin sayısı 60'ı aşmış, Türkiye'de ise asbestin yasaklanması henüz gerçekleşmiş değildir. AB ülkeleri, Avustralya, Brezilya, Japonya gibi birçok ülkede asbestin bina yapımında kullanımı yasaklanmıştır.'' diye konuştu. (CİHAN)

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : sağlık,

kalbinizin sağlığı için alışkanlığınızı değiştirin

2009-12-22 · Kategori: saglik

 


Kalbiniz için alışkanlıkları değiştirin

Sadece kalp hastalıklarından korunmak için değil, şimdi ve ileriki yaşlarınızda hayatın tadını çıkarmak için yeterli enerjiye sahip olmanız açısından sağlıklı bir kalbinizin olması gerekiyor.
 
<_script /><_script /> Reader's Digest dergisinde yer alan habere göre, kontrol edebileceğiniz kalp hastalığı faktörlerini elde etmek için kötü alışkanlıklarınızı iyi yönde değiştirmelisiniz.

1. Stres ve düşmanlık: Stresi durdurmaktan çok ona uyum sağlamaya çalışan milyonlarca kişi, bunun kalp sağlığına zarar verdiğinden habersiz. Kronik stres ve koroner kalp hastalığı el ele gidiyor. Stres, kötü kolesterol seviyesi, hipertansiyon ve kötü alışkanlıklara sahip olmaya neden oluyor. Kendinizi sık sık kötü hissediyorsanız, stresinizle mücadele etmenin zamanı gelmiş demektir. Çalışmalar, düşmanlığın da başlıca kalp hastalığının habercisi olduğunu gösteriyor.

2. Sigara içme: Sigara, kardiyovasküler kalp ölümlerinin beşte birinin sorumlusudur. Sigara iyi kolesterolü düşürerek, kan akışını zorlaştırarak ve yüksek kan basıncına katkıda bulunarak kan damarlarına zarar veriyor. Ek olarak, sigara içmenin insülin direnci ve metabolik sendrom ile bağlantısı olduğu belirtiliyor.

3. Egzersiz eksikliği: Sağlıklı bir kalp için daha fazla hareket edin. Vücudunuz kalorileri yakmıyorsa, onları yağ olarak depolar. Bunun fazlası da daha yüksek trigliserid ve kötü kolesterol anlamına geliyor. Bu da kalbiniz için kötü bir haberdir. Amerikan Kalp Derneği, düzenli aerobik egzersizi destekliyor ve günde en az 20-30 dakika egzersiz yapmanın kardiyovasküler hastalık riskini azalttığını vurguluyor.

4. Beslenmeye dikkat: Bugün sağlıklı beslenmek demek öğle yemeğinde salata ısmarlamaktan daha fazlasıdır. Araştırmacılar, tam tahıllar, badem, egzotik meyve suları ve hatta çikolatanın kalp üzerindeki yararı hakkında güzel haberlere dikkat çekiyorlar. Sağlıklı gıda seçeneklerini hakkında daha fazla bilgi edinerek, tuzlu, şekerli ve trans yağlı gıdalara karşı savunma cephanesi geliştirebilirsiniz.

5. Fazla kilodan sakının: Amerikan Kalp Derneği'ne göre, ülkelerin kilo problemi her yıl 112 bin ölümün sebebini gösteriyor. Kalp hastalığı aşırı kilolu ya da obez kişilerde daha fazla görülüyor. Ekstra kilolar kan basıncınızı artırıyor, trigliseridlerinizi yükseltiyor, iyi kolesterolünüzü düşürüyor ve şeker hastalığı ve kanser gibi ciddi sağlık sorunları riskinizi artırıyor. Tartıda kilonuzun tehlikeli bir noktaya ulaştığını gördüğünüzde beslenme şeklinizi ve egzersiz yönteminizi değiştirin. Yardıma ihtiyacınız olursa, doktora ya da diyetisyene başvurun.
 
 
 
kuşburnu ve ıhlamur çayı karıştırın kalp ağrılarının kaybolduğunu göreceksiniz.
tabiki herşeyin fazlası zarar azı karardır.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : sağlık,kalp,

Damacana su kullananlar dikkat

2009-12-22 · Kategori: saglik


Damacana su kullananlar dikkat

Diğer kimyasallarla kombine olarak plastik yapımında uzun yıllardır kullanılan Bisfenol A (BPA) maddesinin bağırsaklardaki olumsuz etkisi bilimsel olarak kanıtlandı.
Yazı Boyutu 10 12 14 16
<_script /><_script /> Fransız araştırmacılar tarafından fareler üzerinde yapılan ve sonuçları Amerikan Bilimler Akademisinin (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırma, bazı biberonlar, su damacanaları, sert plastik bardaklar, yeniden kullanılabilir besin kapları, gıda ambalajları gibi günlük hayatta sıklıkla kullanılan malzemelerde yer alan Bisfenol A'nın bağırsak üzerinde olumsuz etki yarattığını ortaya koydu.

BPA ile ilgili bugüne kadar yapılan araştırmaların çoğu, bu maddenin üreme ve beyin gelişimine etkisini kapsarken, Fransa'nın Toulouse kentinde bulunan Ulusal Gıda Araştırmaları Enstitüsü (IRNA) araştırmacıları, BPA'nın ilk temas ettiği organ olan bağırsak üzerine yoğunlaştı ve maddenin olumsuz etkisini bilimsel olarak kanıtladı.

Araştırmada, farelerde ve insana ait bağırsak hücrelerinde Bisfenol A'nın, vücut için gerekli mineral tuzlar ve suyun dolaşımına olanak sağlayan bir yol olan bağırsak epitelyumunun geçirgenliğini azalttığı ortaya çıktı.

Bu arada ABD'de 6 büyük biberon üreticisinin araştırmanın sonuçlarının yayımlanmasından sonra BPA içeren ürünlerinin satışını durdurduğu belirtildi.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : sağlık,damacana,

sigara vucudumuza verdiği zararlar

2009-12-22 · Kategori: saglik


Sigara vücudumuza ne yapıyor?

Herkes sigara içmenin zararlarını bilir, ama yine de içmeye devam eder. Dünya Sağlık Örgütü, 1970'lerde sigara içilmesine karşı tutum aldı ve sigara içme oranı zaman içinde düştü.
 
<_script /><_script /> Sigara üreticileri, 1998 yılında sigaraların içinde bulunan maddeleri yazmaya mecbur bırakıldılar. Sigaranın içinde 4 binden fazla kimyasal bulunduğunu biliyoruz. İşte sigarada bulunan en tehlikeli 10 kimyasal madde:

Amonyak: Nikotinin emilim oranını artırmak için kullanılıyor. Amonyak sıvı gübrenin de temel maddesi.

Arsenik: Tütün bitkisinde tarım ilacı olarak kullanılan arsenik, fareleri öldürmek için de kullanılıyor.

Kadmiyum: Filtrede bulunan ve tütünün asitli topraktan topladığı metalik bileşen, cep telefonlarının pilinin şarj edilmesinde kullanılıyor.

Formaldehid: Sigara dumanının ikincil ürünü ve renksiz bir gaz olan formaldehid, ölü vücutları mumyalamakta kullanılıyor.

Aseton: Ojeleri de çıkarmada ve tuvalet temizliğinde kullanılıyor.

Bütan: Sigara yakmaya yardımcı. Çakmak gazı olarak kullanılıyor.

Propylene Glycol: Bırakmayı önlemek için sigaralara ekleniyor. Nikotinin beyne ulaştırılmasını hızlandırıyor.

Terebentin: Özellikle mentollü sigaralarda kullanılan bu yağ, boyayı inceltmede ve tahtanın verniğini soymada kullanılıyor.

Benzen: Yanan sigaradan çıkan yan ürün olan benzeni tarım ilaçlarında ve benzinde bulabilirsiniz.

Kurşun ve nikel: Bu metaller de sigarada bulunuyor. Peki vücudunuz bu şeyleri nasıl sindiriyor?

Aslında, sindiremiyor. Vücut, dumanın her parçasını tam olarak ememiyor. Sigaradaki zararlı kimyasallar vücudunuzun her hücresini hırpalıyor. Duman kanı, cildi, akciğerleri, kalbi, tat ve koku alma duyularını ve dumanla temas eden her yeri etkiliyor.

Sigarayı bırakır bırakmaz, vücudunuz forma girmeye başlar. Kirpiksi ince tüyler uyanır ve tekrar süpürme işlemine başlar, tat alma tomurcuklarınız, üzerindeki katranla savaşır. Oksijen yeniden kalbinize ve vücudunuzun diğer bölümlerine tam gaz pompalanır. Günler, aylar, yıllar içinde kendinizi asla sigara içmemiş gibi hissedersiniz.

Sigara vücudumuza ne yapıyor?

Günde bir paket sigara içenler, her yıl akciğerlerine bir fincan dolusu katranı biriktiriyor. Az katranlı sigara ise efsaneden ibaret. Sigara üreticileri, mideye indirdiğiniz katran miktarını azaltmak için sigaranın filtresine küçücük delikler açtı. Maalesef, sigarayı tuttuğunuzda parmaklarınız bu deliklerin çoğunu kapatıyor ve düşük katranlı sigara içenler dumanı daha fazla derinlere çekiyorlar.

Dumanda bulunan kimyasallar, hemen kan dolaşımı sisteminizin içine emiliyor. Buradan, kalbinize ve vücudunuzun herhangi bir yerine doğru gidiyorlar. Kalbiniz, sigarayı yakar yakmaz daha hızlı çarpmaya başlıyor. Bu da günde 36 bin fazladan kalp atışı anlamına geliyor. Sigara dumanı düzensiz kalp atışına ya da aritmiye neden olabiliyor. Kanınızdaki oksijen seviyesi azalıyor, çünkü sigara içtiğinizde üretilen karbonmonoksit, vücudu bunun oksijen olduğuna inandırıyor. Vücut hücrelerinizin halen oksijene ihtiyacı olduğu için kalbiniz bu oksijeni sağlarken fazla mesai yapıyor.

Düzenli olarak sigara içmeye devam ederseniz, tat ve koku alma duyunuz da zayıflıyor. Çünkü katran dilinizi ve burun geçitlerinizi kaplıyor. Bu nedenle birçok sigara tiryakisi, yemeklerin tadının ve kokularının fark edilir oranda değiştiğini söylüyor.

Sigara içenlerin çoğu, hasarın akciğer, kalp, kan damarları ile tat ve koku alma duyusunda oluştuğunu düşünüyor. Birçok kişi, sigaranın ciltlerine verdiği zararı önemsemiyor. Ciltteki kan damarları sigarayı yaktığınızda daralıyor ve cildin sahip olduğu oksijen miktarı da sınırlanıyor. Bu da cildinizin kırışması anlamına geliyor. Sigaraya yeni başlayanlarda, gözlerin çevresinde ve ağız kenarlarında derin, koyu çizgiler oluşuyor. Cildin rengi grileşiyor ve yüz hatları süzülüyor. Sigara, ayrıca daha erken yaşlanmanıza neden oluyor.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : sağlık,sigara,

şifalı bitkiler kanser riski yapıyor

2009-12-22 · Kategori: saglik


Şifa otlarında kanser riski

Çin kaynaklı "şifa" otlarından olduğu bildirilen "Mu Tong" veya "Fangchi"nin içindeki Aristolobik asidin, idrar yolu kanseri riskinin artmasıyla bağlantılı olduğu bildirildi.
 
<_script /><_script /> Oxford Üniversitesi tarafından yayımlanan "The Journal of the National Cancer Institute" adlı bilimsel dergide yer alan araştırmaya göre, bu asidi içeren Çin otlarının veya bu asidi içeren ürünlerin, idrar yolu kanseri riskini arttırdığının belirlendiği kaydedildi.

Bu asidin bulunduğu Çin bitkileri, hepatit, idrar yolu enfeksiyonu, egzama ve diğer kimi hastalıklar için öneriliyor. Çalışmaya göre Tayvan'da, idrar yolu kanseri hastası 4 bin 594 hastanın geçmişleri incelendi ve bulgular, bu hastalığı taşımayan 174 bin 701 kişinin bulgularıyla karşılaştırıldı.

Sonuçta, "Mu Tong" adlı bitkiyi tüketenlerin idrar yolu kanserine yakalanma riskinin arttığı anlaşıldı.

Araştırmaya katılan, Tayvan Ulusal Üniversitesi "Occupational Medicine and Industrial Hygiene" Enstitüsü'nden Jung-Der Wang, "Mu Tong" içeren ürünlerin yasaklanması gerektiğini ileri sürdü.
 
 
 
bilmeden içtiğimiz şifa çayları aslında fayda değil zarar veriyor. bilhassa tansiyon ,ve şeker hastaları zor anlar yşatıyor.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : şifalı,bitkiler,

çok sıcak çay içenler dikkat kanser riski artıyor

2009-12-22 · Kategori: saglik


Sıcak çay içenler bunu biliyor mu?

Gümüşhane İl Sağlık Müdür Yardımcısı Op. Dr. H. Volkan Kara, çok sıcak çayın yemek borusu kanserine yakalanma riskini artırdığını belirtti.
<_script /><_script /> Yemek borusu kanserlerinin, tedavi edilmemesi halinde ölümcül bir etkiye sahip olabileceğini kaydeden Op. Dr. H. Volkan Kara, çok sıcak sıvı tüketiminin sakıncalarını dile getirdi.

Yemek borusu kanserine çay gibi sıcak içeceklerin yanı sıra aşırı alkol, sigara, nitrat, nitrit, uyuşturucu kullanımı, salamura yiyeceklerdeki mantar toksinlerin de sebep olacağını belirten Dr. Kara, "Günümüzdeki birçok kanser türü gibi yemek borusu kanseri de çevresel etkenlerle yakından ilişkilidir. Bunların başında sigara içmek yer alır. Özellikle alkol kullanımı ve aşırı sıcak içecekler de bu oranı daha fazla artırıyor. Sık ve aşırı sıcak sıvı tüketimini en uygun seviyeye indirmemiz lazım." dedi.

Çayı ve kahveyi 70 dereceden sıcak içmenin kanser riskini 8 kat artırdığını vurgulayan Dr. Kara, "Çayı ve kahveyi çok sıcak içmeyin. Sıcak içeceklerin yeterince soğumasını bekleyerek, yemek borusu kanserlerinde ciddi azalma sağlayabilirsiniz." diye konuştu.
 
vucut ısısı 36, 37 dir ama biz 50 ve 70 kaynama derecesi olan bir sıcak içecek içtiğimiz anda  boğazımızı kavurur ve rahatsızlıklar hepsi ortaya çıkar.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : çay,

halit arapoğlu

2009-12-21 · Kategori: muzik

garip garip
http://kavun.mynet.com/#Dilber-Ay---Halit-Arapoglu---Halime-Arapoglu-Ben-De-Yoruldum|sound/61018

 

 

http://kavun.mynet.com/#Dilber-Ay---Halit-Arapoglu---Halime-Arapoglu-Barak-Muhabbeti-1|album/4969;6257

 

 http://canliklip.com/videoklip-25770-Meyhane-Sarkilari-Meyhanede-aksam-3-halit-arapoglu.html

 

http://canliklip.com/klip-izle-35582-Halit-Araboglu-Gozun-kor-olsun.html

 

 

 

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : halit,arapoğlu,garip,

marduk2012 31 aralık değilde 2010 da mı afetler yaşanacak

2009-12-21 · Kategori: bilim

Mayalardan ve Babillilerden kalan bilgilere bakılırsa kayıp gezegen Marduk 2012'de dünyaya yaklaşacak ve her şeyi alt üst edecek Siz siz olun 23 Aralık 2012 günü kimselere randevu vermeyin. Çünkü o gün eski uygarlıkların "Tanrıların gezegeni" dediği Marduk, 3600 yılda bir yaklaştığı dünyaya yeniden yaklaşacak ve kıyamet kopacak. Bu bir kehanet değil. Fal, büyü, tütsü de değil. Bu, araştırmacı Burak Eldem'in yüzlerce kitap ve makale arasından tarayıp çıkardığı, sorguladığı ve "2012: Marduk'la Randevu" adlı kitabında bütün ayrıntılarıyla tartıştığı bir iddia. Altı yüz sayfalık kitapta dünyanın karşılaştığı felaketler ve bu felaketlerin kutsal kitaplara giren, efsanelere dönüşen yansımaları sağlam kanıtlarla ve yalın neden sonuç ilişkileriyle tartışılıyor. Mesele basit olarak şu; dünyada büyük felaketler uygarlıkların başını ve sonunu belirliyor. Ve dünyanın dört bir yanındaki eski uygarlıkların kalıntılarında izi sürülen Marduk adlı gezegen bu felaketlerle yakından ilişkili. "Onuncu gezegen" olarak bilinen Marduk, 3661 yıllık bir yörünge periyoduna sahip. Ve özellikle Mayaların şaşırtıcı astronomik bilgilerine bakılırsa bu periyodlardan birinde Marduk 2012 yılında dünyaya yaklaşacak. Bu büyüklükte bir kütlenin etkisi ise geçmişten biliniyor: Sel felaketleri, volkanik patlamalar ve bu patlamalarla tetiklenen depremler. Tıpkı Milattan Önce 1649 yılında olduğu gibi. Ege'deki volkanın patlamasıyla yaşanan felaket pek çok uygarlığın ortadan kalkmasına yol açmış. Sülfürün kızıla boyadığı nehirler ve dumanlar yüzünden "gökyüzünün kararması" gibi olaylar mitolojide ve kutsal kitaplardaki anlatılarda aynı biçimde yer alıyor. Ürpertici olan 1649 ile 2012 yılı arasında tam 3661 yılın, yani Marduk'un yörünge süresinin bulunması.

Mr.L^İ^F^E:
Marduk, 36 milyar km. uzaklıkta olup, 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı varsayılan gaz gezegen. İsmini Babil tanrılarının kralı Marduk'tan alır.

Sümer yazıtlarında bu gezegene Geçiş Gezegeni anlamına gelen Nibiru denir. Babil astronomları ise ona, güçlü tanrıları Marduk'un adını verdi. Mısır belgelerinde Milyonlarca Yılın Gezegeni diye geçiyor. Gezegenin neden olduğu en büyük felaketin 13.000 yıl önceki Nuh Tufanı olduğu söylenmektedir. Son yörünge geçişini, MÖ 1649'da yapan gök cismi, Thera yanardağının patlamasını da içeren bir dizi doğal âfete neden olmuş, Mısır’dan Çıkış mitlerine esin kaynağı oluşturmuş, yakındoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde siyasi ve sosyal dengeleri altüst etmiştir.

Maya kozmolojisine göre içinde bulunduğumuz çağın, yani Beşinci Güneş'in bitiş tarihi olan 2012 yılının baş kahramanı yine bu gizemli gök cismidir. Mayaların takvimine göre Marduk'un dünyaya yaklaşma tarihi kesin. Binlerce yıl önce Meksika'da Mısır piramitlerine benzeyen dev anıtlar inşa edebilen Maya kavminin bu takvimi nasıl bir bilgiyle hazırladığı tam olarak bilinmiyor. Aynı tarihlerdeki Sümer, Akat ve Babil belgelerinde de aynı dev gezegenden ya da gök cisminden sembolik olarak söz ediliyor. Hititler ve Asurlar Marduk'u kil tabletlere resmetmişlerdir. Bu tabletler şu anda İstanbul'daki müzelerdedir.

Bilim çevreleri tarafından son yıllarda Güneş Sistemindeki 10. gezegen olduğu belirlenmiş ve belirli aralıklarla Dünya'ya çok yaklaştığı tespit edilmiştir. Sümerler tarafından Nibiru olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görülebildiği iddia edilmektedir.


2012'nin gizemi

12'nci gezegen Marduk'un 7 yıl sonra Dünya'ya doğal felaket getireceğini iddia eden Rus uzman Sitchin'den SABAH'a özel.

NUH TUFANI GİBİ OLUR
Marduk, 3 bin 600 yılda bir Dünya'ya teğet geçer. Maya takvimine göre yeni ziyaret 2012'de.
Gezegenin neden olduğu en büyük felaket 13 bin yıl önceki Nuh Tufanı'ydı. Benzeri olabilir.
Hititler ve Asurlar Marduk'u kil tabletlere resmetti. O tabletler İstanbul'daki müzelerde.



Marduk, ikinci Nuh Tufanı'nı yaşatacak

'12. Gezegen Marduk' kitabıyla tanınan Zecharia Sitchin, Marduk'un 2010'lu yıllarda dünyanın yakınından geçeceğini ve bu esnada yeni bir 'Nuh Tufanı'nın' daha yaşanacağını iddia ediyor.

Marduk gezegeninin yörüngesinin uzunluğu nedeniyle ancak 3 bin 600 yılda bir dünyayı ziyaret edebildiğine inanılıyor.

Sümerler tarafından 'Nibiru' olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görülebildiği iddia ediliyor.

Maya takvimine göre, 2012 yılında dünyaya yakınlaşacak olan Marduk'un, tıpkı 13 bin yıl önce olduğu gibi dünyaya felaket getireceği öne sürülüyor.

Dünyada Nuh Tufanı benzeri yeni bir felakete yol açacağını öne sürdüğü, '12. Gezegen Marduk'u 'meşhur eden' ünlü Rus araştırmacı-yazar Zecharia Sitchin, SABAH'a konuştu. Gezegenin 2010'lu yıllarda dünyaya yaklaştığında büyük bir felaket yaşanacağını söyleyen Sitchin, "Balık burcu çağı bittiğinde, Marduk kapımıza dayanmış olacak. Daha önce geldiğinde Nuh Tufanı yaşanmıştı" diye konuştu. Zecharia Sitchin sorularımıza çarpıcı yanıtlar verdi.


* Kitaplarınıza da konu ettiğiniz, bilinmeyen bir gezegenin 2012 yılında dünyamıza çarpacağı yönündeki tartışmalar hakkında ne söyleyebilirsiniz? 'X gezegeni' adını da verebileceğimiz bu gezegenin uzun ekliptik yörüngesi her 3 bin 600 yılda onu dünyamıza yakınlaştırıyor ve dünya üzerinde felaket etkisi yaratıyor. Gezegenin en büyük felaketi ise 13 bin yıl önce gerçekleşen büyük tufandır. Buna "Nuh Tufanı" denmesinin nedeni de İncil'de ve Sümeryazıtlarında bahsinin geçmesi. İnsanoğlu kurtuldu çünkü tufanın kahramanı bir gemi inşa etti ve Ağrı Dağı'nın zirvesine erişti. Bu bağlamda Marduk'un neden olduğu felaketin, Türkiye ile bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz.

Marduk2012
Mayalardan ve Babillilerden kalan bilgilere bakılırsa kayıp gezegen Marduk 2012′de dünyaya yaklaşacak ve her şeyi alt üst edecek.

Siz siz olun 23 Aralık 2012 günü kimselere randevu vermeyin. Çünkü o gün eski uygarlıkların “Tanrıların gezegeni” dediği Marduk, 3661 yılda bir yaklaştığı dünyaya yeniden yaklaşacak ve kıyamet kopacak.

İnanışa göre dünyamızda ünlü Nuh tufanından önce bambaşka bir uygarlık var olmuş ve Marduk’un dünyaya çarpması sonucu ortadan kalkmış.

 

Marduk dünyadan çok daha büyük, kızıl renkli bir

3661 yılda bir geliyor, Jupiter ile Mars arasında bulunan ‘asteroid kuşağı’ bölgesine sokuluyor, oradan dönüp gidiyor. Bize fazla yaklaşmıyor.

 

Fakat kütlesi çok büyük olduğu için, çekim gücü her seferinde bizim burada (yani dünya gezegeninde) amansız depremlere, yanardağ patlamalarına, tsunamilere, sel baskınlarına yol açıyor. 3661 yılda bir geliyor ama pir geliyor, bizi mahvedip gidiyor.

İşte ünlü Nuh tufanına da bu gezegen yol açmış ve dünyamızda daha önce varolan başka bir uygarlık böylece ortadan kalkmış.

Bu iddiayı ortaya ilk atan Zecharia Sitchin… İddiasını ise Mezopotamya yazıtlarına dayandırıyor.

 

‘12. Gezegen Marduk’ kitabıyla tanınan Zecharia Sitchin Marduk’un 2012 yılında dünyanın yakınından geçeceğini ve bu esnada yeni bir ‘Nuh Tufanı’nın’ yaşanacağını iddia ediyor.

Sümerler tarafından ‘Nibiru’ olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görülebildiği iddia ediliyor.

 

Bu gezegen, daha doğrusu bunun uydularından biri, eski geçişlerinden birinde, asteroid kuşağının yerinde evvelce bulunan bir başka gezegene çarpmış, kopan büyük parça bir süre serseri mayın gibi dolaşa dolaşa bugün bildiğimiz Venüs’ü oluşturmuş, geri kalan toz toprak da işte o asteroidleri, yani küçük parçacıkları…

Türkiye’de ise araştırmacı Burak Eldem “2012: Marduk’la Randevu” adlı kitabında bütün ayrıntılarıyla bu iddiayı ele alıyor…

 

Ona göre mesele basit olarak şu; dünyada büyük felaketler uygarlıkların başını ve sonunu belirliyor. Ve dünyanın dört bir yanındaki eski uygarlıkların kalıntılarında izi sürülen Marduk adlı gezegen bu felaketlerle yakından ilişkili.

“Onuncu gezegen” olarak bilinen Marduk, 3661 yıllık bir yörünge periyoduna sahip. Ve özellikle Mayaların şaşırtıcı astronomik bilgilerine bakılırsa bu periyodlardan birinde Marduk 2012 yılında dünyaya yaklaşacak.

 

Bu büyüklükte bir kütlenin etkisi ise geçmişten biliniyor: Sel felaketleri, volkanik patlamalar ve bu patlamalarla tetiklenen depremler.

 

Tıpkı Milattan Önce 1649 yılında olduğu gibi

Ege’deki volkanın patlamasıyla yaşanan felaket pek çok uygarlığın ortadan kalkmasına yol açmış. Sülfürün kızıla boyadığı nehirler ve dumanlar yüzünden “gökyüzünün kararması” gibi olaylar mitolojide ve kutsal kitaplardaki anlatılarda aynı biçimde yer alıyor.

Ürpertici olan 1649 ile 2012 yılı arasında tam 3661 yılın, yani Marduk’un yörünge süresinin bulunması.

Burak Eldem bu güne kadar başka hiçbir araştırmacının yapamadığı bir şeyi yaparak şeytanın rakamı olarak bilinen 666′nın öyküsünü de Babillilere ve Marduk’a kadar sürüyor.

Bu simge 60′lık rakam sistemi kullanan Babillilerde 3661 rakamını gösteriyor. Yani Marduk’un yörünge zamanı. Aynı zamanda hem “Şar” yani kral anlamına geliyor, hem de “döngü”, “yıkım”, “tamamlanma” gibi anlamlara geliyor.

 

Burak Eldem, Kudüs’ün talan edilmesi sırasında bu rakamın 666 olarak algılandığını söylüyor.

“Marduk” simgesi rakam yerine harflerin kullanıldığı ibranicede de üç tane W harfine karşılık geliyor. Yine bu harflerin rakam karşılığı 666. Eldem “Neresinden baksan bunun bir şekilde altı ve altmışla bağlantılı olduğunu düşünmüşler ve bu rakam aslında 3661 olduğu halde ona 666 yani şeytanın rakamı demişler. 666 aslında Marduk’un şifresi” diyor


<_script /> <_script /> <_script /> <_script /> <_script />google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);<_script />

Kalıcı Bağlantı - Yorum (0) - Yorum yaz! | Etiketler : bilim,marduk2012,

SAYIN BAYKAL 555K ANLAMINI AÇIKLASIN

2009-12-20 · Kategori: siyaset


555K,  05 mayıs 1960 tarihinde, Ankara kızılay da Demokrat parti 1946 aleyhtarı öğrencilerin yaptığı protesto eylemi. Adını 5. ayın 5. günü saat 5`te Kızılay'da gerçekleşmesinden alan eylem cumhuriyet tarihinin ilk "sivil itaatsizlik" eylemi olarak da anılır.

28ve 30 nisan 1960 tarihlerinde polisle öğrenciler arasında çıkan çatışmalarda iki öğrencinin hayatını kaybetmesi ülkedeki ortamı iyice germişti DP  mitingi için KIZILAYDA meydana  gelen dönemin başbakanı ADNAN MENDERES , bir anda kendini protestocuların arasında buldu. Rivayete göre, o zamanlar öğrenci olan, şu anki CHP lideri DENİZ BAYKAL , şair CEMAL SÜREYA NINnın aktardığına göre ise VEDAT DALOKAY  Menderes'in “Ne istiyorsunuz” sorusu üzerine başbakanın yakasına yapışıp “Hürriyet istiyoruz” demişti. Menderes ise şu soruyla cevap vermişti: “Başbakanın yakasına yapışıyorsun, bundan büyük hürriyet olur mu?”

555K eyleminden kısa süre sonra,27 MAYIS 1960 tarihinde.

cumhuriyet tarihinin ilk askeri müdahalesi gerçekleşti.

 

SAYIN BAYKAL 1960 YILLARINDA  MERHUM ADNAN MENDERES İN YAKASINI TUTMUŞTUR VE ÖZGÜRKÜK İSTEMİŞTİR.

Hasan Polatkan (d.1915- ö 16 EYLÜL 1961 ) ESKİŞEHİRLİ  ve KIRIM TATAR  kökenli bir politikacıdır.

O zamanki adı ile İstanbul Siyasal Bilgiler Okulu'ndan mezun olmuştur. T.C. Ziraat Bankası'nda müfettişlik görevinde bulunmuştur.VIII., IX., X.ve XI. Dönem ESKİŞEHİR milletvekilliği yapmıştır. ADNAN MENDERES İN partisi olan DEMOKRAT PARTİ NİN maliye bakanı olan Polatkan, 27 MAYIS 1960  askeri darbesinden sonra başbakan ADNAN MENDERES ve dış işleri bakanı FATİH RÜŞTÜ ZORLU ile birlikte idam cezasına çarptırılmıştır. MBK tarafından 16 Eylül 1961'de Fatin Rüştü Zorlu'dan hemen sonra idam edilmiştir.

 

Fatin Rüştü Zorlu
Dışişleri Eski Bakanı

20 NİSAN 1910 tarihinde İSTANBUL ’da doğdu. 16 EYLÜL 1961tarihinde İmralı Adası’nda idam edildi. Aslen ARTVİN ili Yusufeli ilçesine bağlı Esenyaka (eski adı Zor) köyündendir. Annesi ve Babası Zor köylü Tuvalogiller sülalesindendir. Soyadının kaynağı köyünün adıdır. İstanbul’da doğdu. Demokrat Parti (DP) iktidarı (1950-1960) döneminde BAŞKAN Yardımcılığı, Devlet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yaptı, 27MAYIS Hareketi’ni gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nin (MBK) kurduğu Yüksek Adalet Divanı’nca yargılanarak idam edildi.


Hasan Polatkan  YIL 2009 ARALIK 20 Sİ  MALİYE ÇALIŞMA SİSTEMİ MERHUM HASAN POLATKAN IN ÇALIŞMASINI YAPTIĞI BİÇİMDE DEVAM EDİYOR.  MERHUM ADNAN MENDERES BENİ ASIN AMA BU 2 ARKADAŞIM tÜRKİYE YE ÇOK FAYDASI DOKUNACAK BUNLARI ASMAYIN DER.  KIZILAYDA YILDIZ SİNEMASI ÖNÜNDE   SİYAH ÜSTÜ AÇIK BİR MERSEDES İN ÜZERİNDE KONUŞMA YAPARKEN ÖĞRENCİLER BİR ANDA MİTİNGİ  İŞGAL EDİP DENİZ BAYKAL IN BİR ÇIRPIDA ÖZGÜRLÜK İSTİYORUZ DİYEREK MERHUM ADNAN MENDERSİN YAKASINI TUTMASI VE MERHUM ADNAN MENDERS İN DAHA NE ÖZGÜRLÜĞÜ İSTİYORSUN BİR BAŞBAKA NIN  YAKASINI TUTUYORSUN DER. 

29/01/1947

 

 

 

 

 

 

 

İçişleri Bakanı Şükrü Sökmensüer, Meclis'te Türkiye'de sol etkinlikleri konu alan bir konuşma yaptı. Solcuların bazı kişi ve kurumlardan destek gördüğünü, bu kurumlar arasında muhalefet partisi Demokrat Partinin de (DP) bulunduğunu ileri sürdü. Demokrat Parti'nin (DP) kurucuları Celal Bayar ve Adnan Menderes'i solcularla ilişkileri olmakla suçladı.
30/07/1947

 

 

 

 

Demokrat Parti Kütahya Milletvekili Adnan Menderes'in Meclis'te yaptığı konuşmayı yayımlayan Tasvir, Demokrasi, Demokrat İzmir, Yeni Asır gazetelerinin sahipleri ve yazı işleri müdürleri tutuklandılar.
21/05/1950

 

 

 

 

Demokrat Parti'nin 14 Mayıstaki seçimlerden galibiyetle çıkmasıyla Adnan Menderes Başbakan, Celal Bayar Cumhurbaşkanı oldu.
22/05/1950

 

 

 

 

Celal Bayar Türkiye Cumhuriyeti'nin 3. cumhurbaşkanı oldu. Aynı gün, Adnan Menderes ilk Demokrat Parti hükümetini kurdu.
09/06/1950

 

 

Adnan Menderes Demokrat Parti genel başkanlığına seçildi.
08/03/1951

 

 

 

 

Adnan Menderes hükümeti istifa etti. Bir gün sonra II. Menderes hükümeti kuruldu; hükümette üç yeni bakan görev alırken altı bakan yer değiştirdi.
31/07/1952

 

 

 

 

Üreticiler, ilan edilen üzüm, incir, fındık ve pamuk fiyatlarından memnuniyetleri nedeniyle Başbakan Adnan Menderes'e teşekkür telgrafları çektiler.
17/01/1953

 

 

 

 

Başbakan Adnan Menderes demokratik rejimi tehdit eden dört tehlikeden söz etti:"Siyasi irtica, dini irtica, milliyetçilik irtcaı ve komünizm."
14/03/1954

 

 

 

 

 

Başbakan Adnan Menderes'in yeğeni Özdemir Evliyazade Demokrat Parti'den açık bir mektupla istifa ederek Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçmişti. Özdemir Evliyazade, Cumhurbaşkanı Calal Bayar'a sözle hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı.
07/08/1954

 

 

 

 

Millet gazetesi sahibi Fuat Arna, bir yazısında Başbakan Adnan Menderes'e hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı.
16/02/1955

 

 

 

Yeni Alsancak Limanı'nın temeli Başbakan Adnan Menderes tarafından atıldı.
13/01/1956

 

 

 

Adnan Menderes ve Namık Gedik hakkında 6-7 Eylül Olayları nedeniyle soruşturma açılmasını isteyen önerge reddedildi.
01/04/1956

 

 

 

 

 

Başbakan Adnan Menderes, 1 Nisan 1956 tarihinde Çatalağzı Elektrik Santralı'nın açılış töreninde yaptığı konuşmada muhalefete çatarak "Artık yetmez mi bu şeamet tellallığı" dedi.
08/04/1956

 

 

 

 

Başbakan Adnan Menderes , muhalefeti, "Siyasi sapıklık, sahte ihtilalcilik, inkarcılık, adi ve alçak iftiracılık, sahte hürriyetçilik ve tedhişçilik"le suçladı.
11/04/1956

 

 

 

 

 

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Kasım Gülek, ütüsüz eski bir pantolon ve yırtık ayakkabılarla halkın karşısına çıktı. Gülek, Başbakan Adnan Menderes'i eleştirdi. "Barajların temellerinde çok haram para var. Açılışlara harcanan parayla en az 80 köy ilkokulu yapılırdı" dedi.
25/09/1956

 

 

 

 

İstanbul'da istimlak başladı. Başbakan Adnan Menderes "Memleket baştan aşağı yeniden inşa olmaktadır" dedi.
06/09/1958

 

 

 

Başbakan Adnan Menderes, muhalefeti eleştirdi; "İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya," dedi.
07/09/1958

 

 

 

 

 

Ana muhalefet lideri, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü, "Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez" dedi. Demeç, Başbakan Adnan Menderes'in, "idam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya" açıklamasına yanıttı.
21/09/1958

 

 

 

 

 

Başbakan Adnan Menderes, Cumhuriyet Halk Partisi'nin parti olmadığını, İsmet İnönü'nün siyaseti bırakması gerektiğini, basının istediğini yazamayacağını söyledi. Menderes, "Bize yumruk atan İsmet Paşa'yı alır layık olduğu muameleyi yaparız" dedi.
12/10/1958

 

 

 

 

Başbakan Adnan Menderes yurttaşlardan "vatan cephesi" kurmalarını istedi.
26/01/1959

 

 

 

Bağdat Paktı Konseyi Karaçi'de toplandı. Toplantıya, Türkiye adına Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu katıldı.
12/02/1959

 

 

 

 

 

Kıbrıs konusunda II. Londra Konferansı başladı. Konferansa İngiltere'den Başbakan Harold Macmillan, Türkiye'den Başbakan Adnan Menderes ve Yunanistan'dan Başbakan Konstantin Karamanlis ile Kıbrıs Türk ve Rum cemaatleri liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Makarios katıldılar.
17/02/1959

 

 

 

 

Başbakan Adnan Menderes ve beraberindeki Türk heyetini Londra'ya götüren uçak düştü, Menderes'in sağ olarak kurtulduğu kazada 16 kişi hayatını kaybetti.
24/04/1959

 

 

 

 

İsmet İnönü'nün yaptığı bir konuşmanın Başbakan Adnan Menderes'in "şeref ve itibarını kıracak nitelikte" olup olmadığı araştırmak üzere savcılık soruşturma açtı. İnönü'nün dokunulmazlığının kaldırılması istendi.
05/05/1960

 

 

 

 

 

Demokrat Partililer hükümete destek için Ankara Kızılay'da bir gösteri düzenlemeye karar verdiler. İktidara karşı gençler de aynı gün, aynı saat, aynı yerde gösteri yaptılar. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve başbakan Adnan Menderes alanda protestolarla karşılandı.
28/05/1960

 

 

 

 

 

 

 

Milli Birlik Komitesi, Orgeneral Cemal Gürsel'e Milli Birlik Komitesi başkanlığının yanı sıra, başbakanlık, milli savunma bakanlığı ve başkomutanlık görevlerini de verdi. Orgeneral Gürsel aynı gün asker ve sivil üyelerden oluşan bakanlar kurulunu açıkladı. Başbakan Adnan Menderes Kütahya yolunda tutuklandı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve 7 bakanın Silahlı Kuvvetler gözetiminde olduğu açıklandı.
10/06/1960

 

 

 

Celal Bayar ve Adnan Menderes yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.
16/06/1960

 

 

 

Yassıada'da tutuklu bulunan eski Başbakan Adnan Menderes sinir krizi geçirdi, revire kaldırıldı.
05/01/1961

 

 

 

 

 

Yassıada duruşmaları devam ediyor; 6-7 Eylül olayları davası sonuçlandı. Sanıklardan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve eski İzmir Valisi Kemal Hadımlı mahkûm oldular. Aynı gün Fuad Köprülü ile Fahrettin Kerim Gökay Yassıada'dan tahliye edildi.
19/01/1961 Yassıada duruşmaları devam ediyor; İpar Davası sanıkları Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Medeni Berk, Hayrettin Erkmen ve armatör Ali İpar mahkûm oldular.
24/01/1961

 

 

 

Yassıada duruşmalarında Başsavcı Altay Ömer Egesel ilk defa Adnan Menderes'in idamını istedi.
06/03/1961

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth Türkiye üzerinden geçerken bir saatliğine Ankara'ya geldi ve Devlet ve Hükümet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel'le bir saat görüştü. Gazetecilerin görüşme hakkında bilgi almak için ısrarlı sorularına Cemal Gürsel şu yanıtı verdi: "İngiltere kraliçesi ile ne konuşulursa onları konuştuk. Gazetecileri enterese edecek hiçbir şey de konuşulmadı. Ötesini siz de biliyorsunuz " dedi. Kamuoyunda Kraliçe'nin Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamını önlemek amacıyla görüştüğü konuşuluyordu.
10/03/1961

 

 

 

 

 

 

 

 

 

27 Mayıs askeri darbesinden sonra, eski iktidar mensuplarını yargılamak üzere Yassıada duruşmaları Ekim1960 tarihinde başlandı. 592 sanık hakkında19 ayrı dava açıldı. Bu davalardan Çanakkale davası 1961'de karara bağlandı. Adnan Menderes ve üç eski bakan iki muhalif milletvekilinin seyahat özgürlüğünü engellemek suçuyla yargılandılar ve mahkum oldular.
11/05/1961

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yassıada'da "Anayasa'yı ihlal" davası başladı. Davada, 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle görevlerinden düşürülen, cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dış işleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun da aralarında bulunduğu 400 kadar Demokrat Partili siyasi, partiyle ilişkisi iddiasıyla bürokrat ve asker sanık yargılandı. Yargılamalar sonunda, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildiler.
04/08/1961

 

 

 

 

Yassıada duruşmalarını izleyen yönetmen Elia Kazan, Adnan Menderes'i hasta ve ürkek bulduğunu söyledi.
15/09/1961

 

 

 

 

 

 

27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası kurulan Yassıada Yüksek Adalet Divanı kararları açıklandı: Aralarında eski cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın da bulunduğu 15 idam, 31 ömür boyu hapis, 408 kişiye çeşitli hapis cezaları, 133 beraat. Son oturuma intihara teşebbüs eden eski başbakan Adnan Menderes katılmadı.
17/09/1961

 

 

 

 

 

Eski başbakan Adnan Menderes İmralı adasında idam edildi. Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun cenazeleri 1990'da İstanbul'a nakledildi ve devlet töreniyle Topkapı'da yaptırılan anıtmezara defnedildi.
06/04/1962

 

 

 

 

 

İdam edilen eski Başbakan Adnan Menderes'in eşi Berrin Menderes, 1962 yılında bugün Başbakan İsmet İnönü'yle görüştü. İnönü, "Bayan Menderes dertli bir hanım. Dertlerini dinlemek görevim," dedi.
16/10/1966

 

 

 

 

 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı İsmet İnönü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e yazdığı mektubu kamuoyuna açıkladı. İnönü, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın idamlarının durdurulmasını istedi.
08/03/1972

 

 

 

 

 

Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Menderes Ankara'da havagazıyla intihar etti. Menderes'in intihar nededi anlaşılamadı.Eski başbakanlardan Adnan Menderes'in büyük oğlu olan Yüksel Menderes Demokratik Parti kurucularından ve Aydın milletvekiliydi.
23/03/1974

 

 

 

 

Hükümet, İmralı adasında gömülü olan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın mezarlarının başka bir yere taşınabilmesine izin verdi.
01/03/1978

 

 

 

 

 

 

Adnan Menderes'in oğlu, Adalet Partisi Aydın Milletvekili Mutlu Menderes trafik kazası sonucu öldü.

 1940  YILINDA KITLIK BAŞ GÖSTERİR VE BİNLERCE İNSANIMIZ AÇLIKTAN ÖLÜR. ESKİLER HATIRLAR FIRAT VE DİCLE IRMAKLARI YÜZDE 80 AZALIR. İNSANLAR AÇ KALDIKLARI İÇİN HAYVANLARIN YEMİNİ ÖĞÜTEREK UN YAPIP YEMEĞE BAŞLAR . ABD O YILLARDA TÜRKİYE YE YARDIM ELİNİ UZATIR VE ÖLÜMLERİN ÇOĞALMASINI ÖNLER. 

 

 

not: yazılar alıntıdır.

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : SİYASET,ADNAN,MENDERES,

sesiz gemi yahya kemal beyatlı

2009-12-20 · Kategori: siir


                                      SESSİZ GEMİ

                 Artık demir alma günü gelmişse zamandan,

                   Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

                    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

                   Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

                                 Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,

                                Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

                                Bîçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

                               Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

               Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;

              Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.

               Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,

             Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
 
                                                                   Yahya Kemal BEYATLI

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : yahya,kemal,beyatlı,

nancy ajmar resmi ve şarkıları

2009-12-20 · Kategori: muzik

~Nancy Ajram Resimleri~


http://www.izlesene.com/video/muzik-nancy-ajram----ya-tabtab-wa-dalla/1022641

http://www.izlesene.com/video/muzik-nancy-agram---ehsas-gedeid/189313

http://www.izlesene.com/video/muzik-nancy-ajram-enta-eih/339937
http://www.izlesene.com/video/muzik-arabic-video-nancy-ajram/167441
http://www.izlesene.com/video/muzik-nancy-ajram-enta-eih/339937
http://www.izlesene.com/video/muzik-nancy-ajram-boussi-boussi/419636
http://www.izlesene.com/video/amator-nancy-ajram---ya-habibi-yalla/849406

http://www.izlesene.com/video/muzik-nancy-ajram-shakhbat-shakhabeet/339929


~Nancy Ajram Resimleri~

 

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : nancy,ajmar,

nancy ajmar yatap tap

2009-12-20 · Kategori: muzik

16 mayıs 1983 yılında Beyrut’un El Eşrefiye mahallesinde doğdu. Daha 4 yaşındayken ne zaman bir yerde güzel bir ses ya da müzik duysa doğuştan gelen yeteneğinin belirtileri ortaya çıkıyordu.

8 yaşındayken şarkı söylemeye başladı ve Lübnan’da çocuklar için düzenlenmiş bir şarkı yarışmasına katıldı. 12 yaşındayken Geleceğin Yıldızları adlı bir televizyon programına katılarak Umm Kulthhum’un bir şarkısını seslendirerek Tarab kategorisinde altın madalya kazandı.

Daha sonra Lübnan’daki en iyi müzik hocalarından şan ve solfej dersleri almaya başladı. Henüz 18 yaşında bile değil iken, Nancy Ajram’ın sıradışı bir yetenek olduğunu farkeden ve profesyonel bir sanatçı olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünen Lübnan Profesyonel Sanatçılar Sendikası onu sendikaya üye yaptı. Kısa bir süre sonra ise Nancy 1998’de ilk albümü olan ve Tarab tarzında şarkılar içeren Mihtagalak (Sana Muhtacım) albümünü çıkardı. Bunun ardından 2000 yılında daha büyük bir başarı yakalayan Sheel Oyoonak Anni (Çek Gözlerini Üstümden) adlı albümü piyasaya sürüldü.

Daha küçücük bir kız iken yeteneğine hayran kalan menejer Jiji Lamara ile çalışmaya başlaması Nancy’nin müzikal kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Ve 2003’te 3. albümü olan Ya Salam (Ne De Güzel) ile birlikte pop müziğin ön sıralarına yerleşti. Akhashmak Ah (Dalga geçeceğim senle) şarkısı tüm televizyon ve radyo kanallarında çalan bir hit durumuna erişince Ya Salam Nancy’nin o zamana kadarki en başarılı albümü oldu. Müşterileriyle flört ve dans eden bir kafe işletmecisini canlandırdığı klibi Arap müziği dünyasında büyük tartışmalara yol açtı. Ancak Ya Salam şarkısına çektiği bir sonraki klibi ile Nancy akıl almaz bir ses kabiliyetine sahip bir şarkıcı olduğunu kanıtlayarak bu kötü imajını temize çekti. Daha sonra Yay Sahr Oyoono (Ah onun büyüleyici gözleri) şarkısıyla büyük bir başarı elde etti.

Nancy’nin kariyerinde bir başka dönüm noktası olan 4. albümü Ah wa Noss (Evet ve Yarısı) 12 Nisan 2004’te piyasaya sürüldü. Geleneksel bir Lübnan düğünündeki bir gelini canlandırdığı bu albümün ilk klibini Lawn Ouyounak (Gözlerinin Rengi) şarkısına çekti. 2005 yılında Coca Cola ile yapılan anlaşmalar ile Nancy Ajram, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun Coca Cola'nın resmi ünlü sponsoru ve sözcüsü olan bir Coca Cola yıldızına dönüştü. İlk reklamı Oul Tany Kida (Bir Kez Daha Söyler Misin?) şarkısına çekildi. Yine 2005 yılında Inta Eih (Nesin Sen?) şarkısına bir klip çekti.

15 Şubat 2006’da 5. ve en iyi albümü kabul edilen Ya Tabtab Wa Dallaa (Severim ve Şımartırım) çıktı. Bu albümde ilk klibini albümle aynı taşıyan şarkısına çekti. Daha sonra ise bir başka Coca Cola hiti olan Moegaba (Hayran) şarkısına çekilen bir klip yayınlandı. Albümün en başarılı şarkısı kabul edilen Ehsas Jdeed (Yeni Bir His) şarkısına ise sağır ve dilsiz bir adama aşık olan zengin bir kadını canlandırdığı 3. klibini çekti. 2007’de yeni single’ı olan El Donya Helwa (Hayat Güzeldir) şarkısı Coca Cola reklamında kullanıldı.

Ajram, 6. albümü Shakhbat Shakhabit'i çocuklara adadı ve bu albümden Shakhbat Shakhabit, Katkouta, Shater ve Eid Milad şarkılarına klip çekerek bu şarkıları çocuklar için fon sağlayan konserlerde seslendirdi. Bir süre sonra dünya barışından söz eden Resala Ilal Aalam (Dünyaya mesaj) şarkısına bir klip çekti.

Nancy'nin 2 yıldır beklenen 7. stüdyo albümü ''Betfakkar Fe Eih'' i geçtiğimiz Haziran ayında piyasaya çıkarmıştı.


Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : nancy,ajmar,

nancy ajmar enta eih arap

2009-12-20 · Kategori: muzik


Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : nancy,ajmar,

nancy ajmar yalli by tanertekyn

2009-12-20 · Kategori: muzik


Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : nancy,acmar,

nancy-ajram-ya-tab-tab-eid-2006-dubai

2009-12-20 · Kategori: muzik


Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : nancy,ajmar,ya,tap,

hafız burhan

2009-12-20 · Kategori: muzik


Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : hafız,burhan,

fahrettin karaardıç dağlara düşünce ayaz

2009-12-20 · Kategori: muzik



http://www.izlesene.com/video/muzik-fahrettin-karaardic-daglara-dusunce-ayaz/616443

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : müzik,dağlara,düşünce,ayaz,

sibel can hasretim şarkısı

2009-12-20 · Kategori: muzik

sibel can hasretim
http://video.eksenim.mynet.com/sevdaseli_08/sibel-can-hasretim/205661/

 

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : müzik,sibel,can,

göz altı morlukların sebebi ve çaresi

2009-12-20 · Kategori: saglik


Gözaltı morluklarının 3 nedeni vardır:

1- Gözaltı derisinde meydana gelen pigment (Cilt boya maddesi) artması
2- Göz altı damarlarda genişleme ve kanın mor renginin ciltten görünmesi
3- Gözaltı torbacıklarının büyümesi sonucu meydana gelen gölgenin morluk olarak görülmesi

Hindistan da köz altı morlukları irsi olup çoğunda bu bir kalıtsal hastalık.

Göz altı morluklar nedeni?

 

Hamilelik esnasında da deride lekeler oluştuğu gibi göz etrafında da morluklar oluşabilir.

Bazı hastalıklarda da gözaltı morluklar oluşur. Bu hastalıklar: kalp ve dolaşım bozuklukları, karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları, guatr, bazı kan hastalıkları, K Vitamini eksikliği, böbrek üstü rahatsızlıklarıdır (Addison hastalığı).

Damarları genişleten ilaçların bazıları ve uzun süre antibiyotik alınıp (Tetrasiklin grubu) güneşe çıkıldığında da morluklar ve lekeler oluşur.
Göz altı morlukları doğuştan yada göz torbası çevresinde oluşan kan damarlarının ciltte yakın bulunması veya göz çevresindeki damarlarda yağ torbalanması sebebi ile kan dolaşımının kötü olmasından dolayı oluşabilmektedir.

Ayrıca göz altı morlukları bir diğer sebebide cildimize renk veren hücrelerin çokluğundan oluşan bir problemde olabilmektedir.

Göz altı morukları sonradan oluşuyor ise bunlar genelde aşırı yorgunluk, stres, alkol, uyuşturucu ve sigara kullanımı ile açıklanabilir ve bu etmenler göz altı morlukları artmasında sebep olabilir.

Göz altı morlukları için göz etrafına uygulanan bazı faydasız krem ve botox malzemeleri göz altı morukları artmasına sebep olabilir. Bu göz altı morlukları ve göz kırışıklıkları uygun bir cerrah ve uygun bir tedavi ile giderilebilme şansına sahiptir.

Göz altı morlukları için göz çevresi hücrelerini yenilemekte olan ve dolaşımı hızlandıran kozmetik malzemeler göz altı morlukları azaltır ama kalıcı olmaz. Göz altı morluklarına bitkisel çözüm olarak sunulan ürünlerde kalıcı değildir.

Göz altı morlukları sorunu için tavsiye edilen medikal estetik uygulaması lazer tedavisi, cerrahi işlem ise göz kapağı estetik operasyonlarıdır. Göz altı morlukları sorunu yaşayan kişinin durumuna bağlı herhangi birini uygulayarak kişiyi göz altı morlukları sorunundan kurtarabilmek mümkün olmaktadır.

Göz altı morlukları lazer tedavisinde bazen 3-4 seans üstüste tedaviye gidilmesi gerekebilir.

 

Göz altı morluklardan nasıl kurtulunur

Her şeyin başı vucudumuzu  susuz bırakmamaya özen göstermeliyiz . göz çevresi çok hasastır onun için gözlerinizi güneşten korumaya özen gösterin. Düzenli olarak uyumaya özen gösterin uykusuz kalmayın süzünüzü soğuk su ile yıkayın ve ! tuz tüketimini azaltın tuzlu salça,tuzlu turşu yemeyin. Bilhassa şalgam troit ve guatır hastalığının sebebidir. Bol bol sebze meyve elma havunç lkılcal damarların iyileşmesine ve balgam söktürür. süt yumurta peynir et  yiyin. Bunun dışında üzüm çekirdeği extresi C vitamini takviyesi ve bazı diğer antioksidanlar kılcal damarlarımızın güçlenmesine ce cildin gelişmesine katkıda bulunur. Bunları ihmal etmeyin sağlıklı günlere. 

ambliyopi

Gözyuvarlarında organik bir bozukluk ya da hastalık bulunmadığı halde, tek ya da her iki gözde görüş yeteneğinin hafiflemesi, bulanık görmek. Bu durumun çek sık görülen bir türü tek taraflı bir aliyopimb

ellerin kırmızı olması : karaciğer rahatsızlığına işarettir.

göz içinde sarı halka         :  tansiyon ve kolestrol fazlalığına işarettir.

ayak ve ellerin titremesi    :  vucudun enerji azlığına ve aç kalmasına işarettir.


Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : sağlık,gözaltı,morluklar,

tetanoz nasıl bir hastalıktır.

2009-12-20 · Kategori: saglik


tetanoz nasıl bir hastalıktır.
http://www.uzmantv.com/tetanoz-nasil-bir-hastaliktir

 

 

belirtileri nelerdir,?

http://www.uzmantv.com/tetanozun-belirtileri-nelerdir

 

 

 

nasıl tedavi edilir.

http://www.uzmantv.com/tetanoz-nasil-tedavi-edilir

 

tedavi edilmezse ne olur.

http://www.uzmantv.com/tetanoz-tedavi-edilmezse-ne-olur

 

Kalıcı Bağlantı - Yorum (yok) - Yorum yaz! | Etiketler : sağlık,tetanoz,hastalığı,