2009-12-23 · Kategori: siyaset
BAŞBAKAN ERDOĞAN SURİYE'YE GİTTİ...
AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Sayın Ahmet Türk'ün yapmış olduğu açıklama, bana göre çok çok talihsiz bir açıklama'' dedi. Başbakan Erdoğan, Suriye'ye gidişi öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, gezisine ilişkin bilgi verdi, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Başbakan Erdoğan, Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi'nin Başbakanlar Eş Başkanlığı'ndaki birinci toplantısına katılmak üzere Şam'a ziyaret gerçekleştireceklerini ifade etti.
Görüşmelere 9 bakan ile 200 civarında iş adamının katılacağını belirten Başbakan Erdoğan, daha önceki toplantılar sonrasında Türkiye ve Suriye arasında vize muafiyetinin sağlandığını, iki ülke bakanlarının da tek bir kabine gibi yoğun çalışma sergilediklerini söyledi.
Başbakan Erdoğan, ziyaretinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Suriye Başbakanı Naci Itri ile de özel görüşmeler yapacağını ifade ederek, işbirliğinin temel hedefinin; köklü toplumsal tarihi ve kültürel bağlara sahip olunan Suriye ile gelişmekte olan ilişkilerin kurumsal çerçeveye oturtulması olduğunu ifade etti. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Gaziantep-Halep demir yolunun açılışının yaptığını söyleyen Başbakan Erdoğan, böylece ticaretin gelişmesine önemli katkı sağlanacağını söyledi.
Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, ''Sayın İçişleri Bakanı Atalay dün Irak'taydı, temaslarda bulunmuştu. Bazı somut adımlar olabileceğini söyledi, bu sürece ilişkin. Somut adımlara ilişkin detay verebilir misiniz?'' şöyle yanıtladı:
''Bu ikili görüşmeleri yaparken tabii ki bu görüşmelerde özellikle, bizim milli birlik kardeşlik sürecimizle alakalı, Demokratik Açılım süreciyle alakalı, işin diplomatik boyutunu ve komşularımızla olan boyutunu da ele alacağız. Nasıl Irak'ta, gerek Merkezi Hükümetle, gerekse kuzeyde Yerel Yönetimle görüşmeleri yaptıysak ki üçlü mekanizma bu görüşmeleri ele aldı ve Dışişleri Bakanımızın yapmış olduğu açıklamalarda da zaten somutlaştıkça gerekli açıklamalar yapılacak. Suriye'yle de zaten bu konuların görüşüleceğini belirtti."
''TALİHSİZ BİR AÇIKLAMA''
Başbakan Erdoğan, DTP'nin kapatılmasının ardından söz konusu partinin milletvekillerinin sine-i millete dönecekleri yönündeki açıklamaları ile Ahmet Türk'ün, terör elebaşı Öcalan ile ilgili sözlerini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
''Sine-i millet ifadesi gündeme geldiğinde, bize 'Siz bu istifalar Meclis'e gelirse ne dersiniz' denildiğinde bizim verdiğimiz cevap hep şu olmuştur; 'Biz doğmamış çocuğa külot biçmeyiz.' Meclis'e böyle bir talep gelmemiş. Meclis'e böyle bir talep gelmediği gibi Meclis'te böyle bir şey Genel Kurul'a sunulmamış, o halde 'bu konu hakkında konuşmak erkendir' dedik ve biz herhangi bir açıklamada yapmadık.
Ardından da gelişmeleri izledik ve yeni gelişmelere göre Meclis'te tekrar görevlerine devam etme kararı aldıklarını duyduk. Bu kararın, nerenin talimatıyla yapıldığı, İmralı'nın talimatıyla yapıldığı ve talimattan dolayı tabii Sayın Türk'ün yapmış olduğu bu açıklama bana göre çok çok talihsiz bir açıklama. Zira kendileriyle Meclis'teki grup odamda yaptığım görüşmede 'Hiç bir zaman bizler illegal kişi veya örgütleri muhatap almayız. Sizler de bunu sahiplenmeyin' diye kendilerine söylemiştik, ama ne yazık ki şu andaki süreçte böyle bir yaklaşım tarzını ben de doğru bulmuyorum.''
''TEKEL İŞÇİLERİ OYUNA GELMESİN''
Başbakan Erdoğan, TEKEL işçilerinin eylemi ile ilgili bir soruyu yanıtlarken, konunun 8 günlük değil, 2 yıllık bir mazisi olduğunu belirtti.
Yaklaşık iki yıl önce sendika yöneticileriyle konunun görüşüldüğünü ve kendisinden erteleme talep ettiklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''10 bine yakın kişi bu depolarda çalışarak değil, çalışmadan ücret alıyorlar'' dedi.
Söz konusu ücretlerin maliyetinin 40 trilyon lira olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, bu kişilere mağdur olmamaları için kıdem ve ihbar tazminatlarını ödediklerini ve 4/C'li olarak çalışma önerisinde bulunduklarını dile getirdi. Eylemleri ve yapılan açıklamaları ''spekülatif'' olarak nitelendiren Başbakan Erdoğan, muhalefet milletvekillerini de ''şov'' yaptıklarını söyledi ve samimiyetten uzak olduklarını ifade etti.
Başbakan Erdoğan, 4/C ile herkesin eğitim düzeyine göre farklı ücretlendirme yapılacağını, konunun üzerinde çalışmaların devam ettiğini ve çalışma süresinin 11 aya çıkarılacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, bunun, sayıları 70 bine yaklaşan tüm 4/C'lileri kapsayacağını ifade etti.
Başbakan Erdoğan, ''Ben buradan özellikle Ankara'da uygunsuz, provokatif bu tür eylemlerin içerisine girmek suretiyle... Muhalefette olan siyasilerin veya olmayanların Türk-İş'in önünde, sağda solda bu tür eylemleri yapmalarını doğru bulmuyorum. Şu anda arkadaşlarımız ücretlerle ilgili çalışmaları yapıyor öyle zannediyorum ki bir hafta içinde bu çalışmalar da biter ve ben tüm TEKEL işçilerinin geldikleri yere dönmelerini, bu tür oyunlara da gelmemelerini özellikle kendilerinden rica ediyorum.''
Başbakan Erdoğan, ''Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast'' iddialarına yönelik yeni bir gelişme olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlarken, konunun yargıya aksettiğini söyledi. Olayla ilgili yaşanan süreci ''vahim'' ve ''düşündürücü'' olarak nitelendiren Başbakan Erdoğan, ''Temenni ederiz ki savcılıkta olan bu süreç, yargı süreci endişeleri yok edecek şekilde çıksın'' dedi.
FENER RUM PATRİĞİ
Başbakan Erdoğan, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un ''çarmıha gerilmek'' ile ilgili sözlerinin sorulması üzerine, açıklamanın Mayıs ayında yapıldığını, Bartholomeos ile Ağustos ayında görüştüklerinde de kendisinin bu yönde bir açıklamasının olmadığını ifade etti.
Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
''Mayıs ayında ifade edilen konuyla ilgili tabii merakım mucip oldu, yani 'çarmıha gerilmekle' ilgili ne kastediliyor? İfade edilen ne? Bizim ülkemizde böyle bir... Yani çarmıh, filan falan böyle bir şey söz konusu değil. Yok böyle bir şey.
Kendi literatürlerinde 'beni zora sokmak, sıkıntıyı düşürmek' gibi bir ifade yerine bunun kullanılacağını söylüyorlarmış. Tabii biz Ağustos görüşmelerinde, toplantısında filan böyle bir şeyi kendilerinden hiç duymadık. İyi niyet içerisinde, bu ülkenin bir vatandaşı olarak çalışmalara, sürece katkıda bulunma gayretlerinden bahsettiler. Taze bir ifade, veyahut da farklı, şu anda anlaya geldiğimiz bir ifade olsa 'talihsiz bir ifade' diyeceğim, ama bunu daha sonra arkadaşlarla şöyle bir araştırınca, 'böyle kullanırlar bu ifadeyi' deyince ben de tabii daha ısrarlı olmadım, olmak da istemedim.''
ORTA DOĞU BARIŞI
Başbakan Erdoğan, Orta Doğu barışı konusunda Türkiye'nin arabuluculuğuna İsrail yönetiminin olumlu bakmadığını anımsatan bir gazetecinin sorusunu yanıtlarken, ''Türkiye'nin durumdan vazife çıkarmadığını'' söyledi.
İsrail'in yönetiminin, ''Erdoğan taraftır'' ifadesini kullandığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Biz zorla zaten durumdan vazife çıkarma gayreti içerisinde değiliz. Eğer Türkiye'den böyle bir talepte bulunulursa, Türkiye direk, en direkt böyle bir görevi yapmaya yine hazır. Çünkü Orta Doğu barışında Türkiye her zaman her şeyini ortaya koymaya hazırdır. Çünkü Orta Doğu'nun barışı demek, dünya barışı demektir. Bu kadar önemlidir bu.
Suriye'de de Sayın Esad bu konuda kararlı. Diyor ki 'Biz Türkiye'ye güveniyoruz. Türkiye'nin bu noktadaki arabuluculuğuna inanıyoruz.' Sayın Sorkozy'i teklif etti İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, onu da kabul etmedi biliyorsunuz Sayın Esad, şu anda durum böyle bir noktada, ama Türkiye her zaman barış için var ve Türkiye her zaman talep edilmesi halinde her yerde bu tür görevleri üstlenmeye hazır.''
22.12.2009
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,
2009-12-22 · Kategori: siyaset
BAŞBAKAN ERDOĞAN, TÜRKİYE'YE DÖNDÜ...
BAŞBAKAN ERDOĞAN:
''DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEMLER İÇİNDE SİYASİ PARTİLERİN KONUMU BELLİDİR. HİÇBİR SİYASİ PARTİ TERÖR OLAYLARINA BIRAKIN DESTEK VERMEYİ İMA YOLUYLA DAHİ BÖYLE BİR DESTEĞİ VERDİĞİNİ ORTAYA KOYMAMALIDIR''
Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün liderleri bir araya getirebileceği yönündeki sözleri konusunda, ''Ben gelebilecek böyle bir davete katılırım. Temenni ederim ki yine oradan da yine olumlu bir netice çıksın, temennim budur'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Meksika'ya yaptığı resmi ziyaretten Ankara'ya dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ''liderleri bir araya getirebilirim'' yönündeki açıklamasını hatırlatarak, ''Bu çağrıyı nasıl buluyorsunuz, bu çağrı sonrasında liderler bir araya gelirse gerilimi düşürücü bir görüş ortaya çıkabilir mi'' diye sorması üzerine Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bu tür değerlendirmeleri yaparken benim özellikle medyadan ricam şu; ateşi mi söndüreceğiz, yoksa benzin mi dökeceğiz? Sayın Cumhurbaşkanımız iyi niyetle bu adımı ilk defa atmıyor. Bundan önce de buna benzer adımlar atmıştır, fakat tabii atılan adımlarda bu tür toplantıya katılanlar, Cumhurbaşkanlığı makamına da hakaret içeren ifadelerde bulunmuşlardır ve oralardan da herhangi bir netice çıkmamıştır.
Ben gelebilecek böyle bir davete katılırım. Temenni ederim ki, yine oradan da yine olumlu bir netice çıksın. Temennim budur... Ama 'beklentiniz nedir' derseniz. Bundan öncekilerden farklı olmayacaktır. Çünkü şehitlerimiz üzerinden siyasi istismar konusu yapmak suretiyle kalkıp hükümeti ihanetle, hıyanetle adeta hakarete maruz bırakan bir anlayıştan ben hiçbir şey beklemiyorum ve onlarla bir araya gelmeyi de arzu etmiyorum. Çünkü bu iktidara, bu hükümete bu konudaki hassasiyeti sebebiyle bu tür harekette bulunan bir anlayışla asla bir araya gelmek söz konusu olamaz. Arkadaşlarım da zaten bu konuda gereken cevapları verdiler.''
''NİYE ŞUNU YAPIYORSUNUZ' DİYE BİR MÜDAHALEMİZ Mİ OLDU''
''Terörle mücadelede iyi niyetlerini kimsenin suiistimal edemeyeceğini'' ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunlara niye sormuyorsunuz, 'sizin çözüm için bildiğiniz bir şey var mı' diye. Bizim şu yaptıklarımızın dışında terörle mücadelenin güvenlik boyutuysa, bunun zaten bir askeri kanadı vardır. Bir emniyet kanadı vardır. Askeri kanatta da emniyet kanadında da elinden geleni yapmıyor mu? Elinden geleni yapıyor.
Hükümet olarak biz güvenlik güçlerimize 'niye şunu yapıyorsunuz' diye bugüne kadar bir müdahalemiz mi oldu? Hayır ama biz güvenlik güçlerimizin yaptığının dışında yeni bir süreci başlattık. Nedir bu yeni süreç? dedik ki bunun psikolojik boyutu vardır. Bu mücadelenin sosyolojik boyutu vardır, diplomatik boyutu vardır, ekonomik boyutu vardır. Tüm bunları içeren bir milli birlik kardeşlik projesi lütfen buna dikkat edin milli birlik kardeşlik projesi ve
hedefiyle demokratik açılım süreci olsun dedik ve bu çalışmayı bu şekilde başlattık. Bu beyefendiler bu çalışmaya başından beri takoz oldular, çözüme yönelik bir projeleri var mı? Yok... Ama dikkat ederseniz sürekli ihanet, hıyanet... Söyledikleri şey bu.
Onlar ne kadar bunu söylerlerse söylesinler, biz şu inandığımız çözüm sürecini aynı kararlılıkla devam ettireceğiz ve tüm Anadolu'nun yollarına düşmek suretiyle halkımızla bu süreci bu projeyi paylaşacağız.''
''BU TÜR SALDIRILARIN HEPSİ BİZİM BU MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK PROJEMİZİ, DEMOKRATİK AÇILIM SÜRECİMİZİ ENGELLEMEYE, BALTALAMAYA YANİ BU PROJEYLE İLGİLİ UMUTLARI ORTADAN KALDIRMAYA YÖNELİK SALDIRILARDIR''
Başbakan Erdoğan, Tokat'ın Reşadiye ilçesindeki saldırıyla ilgili olarak, ''Güvenlik ve istihbarat birimlerimiz, bu saldırının planlayıcılarını, hazırlayıcılarını, tetikçilerini, yardım ve yataklık yapanlarını her kim olursa olsun tümünü inanıyorum ki, ortaya çıkaracaklardır'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Meksika'ya yaptığı resmi ziyaretten Ankara'ya dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, Washington'da tüm milleti derin hüzne boğan saldırıya ilişkin değerlendirme yaptığını anımsattı.
Yerli ve yabancı basın mensuplarının katıldığı basın toplantısında bu konuyla ilgili açıklama yaptığını da ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Orada da söylediğim gibi güvenlik ve istihbarat birimlerimiz, bu saldırının planlayıcılarının, hazırlayıcılarının, tetikçilerinin, yardım ve yataklık yapanlarının her kim olursa olsun tümünü inanıyorum ki, ortaya çıkaracaklardır.
Tabii, ilk anda, 'bunu kim yapmıştır, kim etmiştir' gibi bunun üzerinde güvenlik güçlerimizin yaptığı bazı değerlendirmeler vardı. Sonunda bu işi bölücü terör örgütü malum üstlendi. Tabii bu da ayrı bir strateji, taktik olabilir. Ama bölücü terör örgütünün o bölgede farklı terör örgütleriyle işbirliği halinde olduğunu da zaten geçmişten bu yana uygulamalarıyla biliyoruz ve bu çalışmalarla ilgili güvenlik güçlerimiz tüm bunlara rağmen işin gerçek yüzünü de ortaya çıkarabilmek için çalışmalara devam ediyor. Bugün de Genelkurmay Başkanlığımız
ayrıca haftalık basın açıklamasında konuyla ilgili açıklamayı sanıyorum onlar da yapmış bulunuyorlar. Bundan sonraki süreçte de yine bu tür olayların o bölgelerdeki hassasiyetleri de artırmak suretiyle devam edeceğini ifade etmek istiyorum.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Reşadiye'deki terör saldırısıyla ilgili olarak, ''Zaten bu tür bir vahşeti, ancak terör örgütü yapar, başkası yapamaz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Meksika'ya yaptığı resmi ziyaretin dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşmeye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun katılmamasıyla ilgili bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Dışişleri bakanları bu tür ikili görüşmelere illa katılır diye bir şey söz konusu değil. Fakat orada karşılıklı olarak böyle bir teyitleşme olunca ısrar etmenin zaten anlamı olmaz. Biz de görüşmeyi başbaşa yapma durumunda olduk. Tabii Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı katılmadı da ABD Dışişleri Bakanı katıldı mı? Hayır, o da katılmadı ve biz Sayın Obama ile bunu ikili olarak başbaşa gerçekleştirmiş olduk. İşin aslı budur.''
Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin Tokat'taki saldırıya ilişkin sorusunu ise şu şekilde yanıtladı:
''Washington'da yaptığım açıklamada da söyledim. Bu tür saldırıların hepsi bizim bu milli birlik ve kardeşlik projemizde demokratik açılım sürecimizi engellemeye, baltalamaya yani bu projeyle ilgili umutları ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. Bunu orada da söyledim. Yine aynı şeklide teyit ediyorum. Fakat terör örgütünün tabii bu Tokat-Reşadiye bu bölgeler Karadeniz'e inme çalışmalarıdır ve bunu başarabilmenin gayretleridir. Bunun için de tabii bölgedeki güvenlik, hassasiyet bunlar daha fazlasıyla artacaktır, arttırılacaktır.''
DTP'nin bu süreçteki tavrını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''DTP alışılmış görevini yerine getiriyor. Biz yaklaşımlarının bu süreçte böyle olmamasını çok arzu ederdik. Özellikle demokratik parlamenter sistemler içinde siyasi partilerin konumu bellidir. Hiçbir siyasi parti terör olaylarına bırakın destek vermeyi ima yoluyla dahi böyle bir desteği verdiğini ortaya koymamalıdır. Fakat sürekli olarak İmralı'yı adres göstermek, sürekli olarak adeta terör örgütünü sahipleniyormuş havalarında bulunmak... Tabii bu tür yaklaşımlar halkımızın nezdinde ne gibi bir psikoloji oluşturuyor, bunu zaten yakından halkımızın içinden insanlar olarak biliyorum. Bu süreci de tabii bizim tasvip etmemiz mümkün değil.''
Başbakan Erdoğan, Danıştay'ın katsayı kararı konusunda YÖK'ün başvurusunu reddetmesine ilişkin bir soru üzerine de şunları söyledi:
''Bu konunun tabii şu anda birinci derecede muhatabı YÖK. YÖK konuyla ilgili düşüncelerini açıkladı. Fakat biz de bu alınan kararların ta işin başından itibaren YÖK'ün görüşme taleplerine karşın Danıştay'ın olumsuz yaklaşımları ve daha sonra vermiş olduğu bu kararlar bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Çünkü aynı Danıştay'ın bu konuyla ilgili daha önce vermiş olduğu kararlar var. 'Bu işin sorumlusu YÖK'tür' diye iki kez bu kararı veren Danıştay, bu defa farklı bir kararla o verdiği kararları yok farz eden bir tavır ortaya koydu. Şu anda da YÖK herhalde bu değerlendirmeleri kendi içinde yaparak atılması gereken bir adımı yine hukuk devleti içinde, hukuka uygun şekilde atacaktır. Ben ülkemiz için gençliğimiz için hayırlı olacak bir adımdır diye düşünüyorum.''
DTP'nin kapatılma davasına ilişkin bir soruya da Erdoğan, ''O, Anayasa Mahkemesinin kararıdır. Bu konuyla ilgili düşüncelerimizi, parti kapatmalarına yönelik düşüncelerimizi daha önce zaten açıklamıştık'' yanıtını verdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen patlamayla ilgili, ''Şu ana kadar bize gelen olumlu bir haber yok. Buradan milletçe başımız sağ olsun diyorum'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Meksika'ya yaptığı resmi ziyaretten Ankara'ya dönüşünde Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen patlamayla ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
''Arkadaşlarımdan aldığım son bilgi, az önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız, ocağın olduğu mahalde, kendisiyle görüştüm. Bildiğiniz gibi yerin 220 metre derinliğinde ve orada bir o kadar da uzunluktaki galeri ve galerinin özellikle sıkıntılı olmayan bölgesinden sonra yine 40 metrelik alanda bir grizu patlaması cereyan ettiği ve oradaki heyelanın halen yoğun bir şekilde devam ettiği bölgede, 19 işçimizin mahsur kaldığı bildirilmişti. Ve şu ana kadar 2 işçimizin cesedine ulaşıldı ve bunlar çıkarıldı. İkindi namazında cenazeleri kaldırılacak. Şu anda adli tıbba sevk edilmiş durumdalar. Diğerleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Şu ana kadar bize gelen olumlu bir haber yok. Buradan milletçe başımız sağ olsun diyorum. Ailelerine, yakınlarına, mesai arkadaşlarına sabırlar diliyorum. Hayatını kaybeden kardeşlerimize de Allah'tan rahmet diliyorum.''
Başbakan Erdoğan, 6-10 Aralık tarihleri arasında ABD ve Meksika'ya yaptığı ziyaretler ile ilgili bilgi verirken de ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşmelerde Türkiye ve ABD ilişkilerini, şu ana kadar attıkları adımları ve iki ülkenin ortak gündemini meşgul eden çeşitli konuları ele aldıklarını belirtti.
''Bu çerçevede, başta Irak, Afganistan, Orta Doğu, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Kafkaslar, Kıbrıs, Türkiye-Ermenistan normalizasyon süreci, terörizmle mücadele, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi çalışmaları ve enerji arz güvenliği olmak üzere çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunduk'' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
''Ziyaretim sırasında, ayrıca ABD Kongresinin önde gelen üyeleri ile bir araya geldim. Alman Marshall Vakfı'nın ve Siyaset Ekonomi Toplum Araştırmaları Vakfı tarafından düzenlenen etkinliklerde ve Johns Hopkins Üniversitesinde birer konuşma yaptım. Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesini kabul ederek onlarla oradaki çalışmalarını değerlendirme fırsatımız oldu ve Amerikan medyasından bazılarıyla mülakatlarımız oldu.
Ziyaretim sırasında yaptığım temaslarda Türkiye-ABD ilişkilerinin çeşitlendirilmesi ve daha da güçlendirilmesinin her iki ülkenin ortak arzusu olduğu bir kez daha en üst düzeyde teyit edilmiş oldu ve bundan sonraki süreçte bu çalışmaları Nisan 2009'da Sayın Barack Obama'nın Türkiye'ye yaptığı ziyarette ifade ettiği gibi, model işbirliği noktasında bir süreci başlatalım ama bunun içeriği nasıl olsun, bu konuları değerlendirme fırsatımız oldu. Bizim tarafımızdan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanımız Zafer Çağlayan'ı görevlendirdik ve kendileri de yine en üst düzeyde iki elemanlarını bu konuda görevlendirdiler. İlk görüşmeyi de o gün bizim toplantımızdan sonra arkadaşlarımız yaptılar. Bu süreç de başlamış oldu. Gerek ekonomik ilişkilerde gerek bilimde, sanatta, teknolojide, askeri, siyasi ilişkilerde ABD-Türkiye arasında neler yapabiliriz bunları görüşme imkanı olacak ve ilk görüşmeden sonra da artık bunları uygulama alanına sokmanın gayreti içerisinde olacağız.''
Başbakan Erdoğan, ABD ziyaretini, ''Tabii ziyaretimin ayrıca ABD ve dünya kamuoyuna ülkemizin dış politikasına ilişkin temel mesajlar vermek, Türkiye'nin bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın teminine yönelik çabalarda oynadığı rolü vurgulamak açısından yararlı olduğu görüşündeyim'' sözleriyle değerlendirdi.
MEKSİKA ZİYARETİ
Washington'un ardından 8-10 Aralık 2009 tarihlerinde Meksika'yı ziyaret ettiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, diplomatik olarak iki ülke arasında 81 yıllık bir geçmiş bulunmasına rağmen üst düzey üç ziyarette bulunulduğunu kaydetti. Meksika ile Türkiye'nin pek çok ortak yönleri bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Meksika, şu anda dünya ekonomisi içerisinde 13. sırada. Biz de 17. sıradayız ve ekonomik ilişkilerde birbirine yakın iki ülke olmamız hasebiyle uluslararası kurumlarda da gerek BM Güvenlik Konseyi'nde şu anda beraberiz. Bunun yanında, G-20 ve OECD'de beraberiz'' dedi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Hem ekonomik konularda hem de dünya siyasi konularını birlikte değerlendirme fırsatını bulabileceğimiz iki ülkeyiz. Benzer yanlarımız gerçekten çok. Gerçi uzaklık itibarıyla sadece şöyle havayolu itibarıyla 14 saat mesafede olan bir ülke. Orada görüşmelerimizi yaptığımız esnada, Dışişleri Bakanı, 'ben şu anda Uruguay'dan geliyorum, 11 saatte geldim' derken aslında tabii o bölgenin bir ülkesinden 11 saatte böyle bir yolculuk gerçekleştiğine göre 14 saat de çok fazla uzun değil. Ama artık uzaklar yakın olduğuna göre bizim de bunları gayet iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Bu konuyla ilgili aynı iradeyi biz karşı tarafta da gördük ve arkadaşlarımız tarafından bazı sıkıntılar olduğu öne sürülüyordu, örneğin vize gibi ve bu konuyla ilgili ilk etapta iş adamlarına yönelik vizede 5-10 yıllık bir vize, ama çok girişli bir vizenin olması konusunda, bunun sözü verildi ve temenni ediyorum ki bu kapının açılışıyla iş adamlarımızın karşılıklı olarak gidiş gelişleri çok daha farklı olacaktır ve orada bulunan iş adamlarımız yok değil, var.
Bu işadamlarımızın oradaki, bazı özellikle serbest ticaret anlaşmasından kaynaklanan sıkıntıları var. Bunu gidermeye yönelik gerek senatoda yaptığım konuşmada bunları ifade ettim ve gerçekten çok farklı bir senatoları var, 128 senatörden oluşan ve bu senato konuşmasında bunu ifade ederken yatırımların teşviki anlaşması noktasında kendileriyle bunu paylaştım. Aynı şekilde, çifte vergilendirmenin önlenmesi noktasında çünkü hükümetin rahatlaması hususunda bir sıkıntı vardı. Bunu senatoyla paylaşmak suretiyle belki aşmaya yardımcı oluruz, dedik. Aynı zamanda yine Meksika'da, sanayi ve ticaret odası organize ettiği bir toplantıda Meksika'nın ileri gelen iş adamlarıyla bir arada olduk ve onların bu konuda taleplerini şu anda senatoyu oluşturan 5 siyasi partinin liderlerine, temsilcilerine iletmeleri konularını da müzakere ettik.''
Meksika Cumhurbaşkanı Felipe Calderon'un gerek şahsına gerekse heyete gösterdiği ilginin çok anlamlı ve farklı olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, görüşmelerin samimi bir hava içerisinde devam ettiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Gerek organize suçlarla ilgili işbirliği, çünkü nasıl bizde uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili biz bir transit ülke durumuna düşürülüyorsak aynı sıkıntı orada da söz konusu. Bizde Afganistan üzerinden gelen, orada da Kolombiya üzerinden gelen böyle bir sıkıntı söz konusu. Burada, 'birikimlerimizi paylaşma söz konusu olabilir' denildi. Aynı şekilde onların 1990'lı yıllarda terörle mücadele konusunda ciddi sıkıntıları olmuş. 'Bu konularda görüş alışverişinde bulunabiliriz' dediler. Ve iletişim noktasında bazı birikimleri var. Burada Ulaştırma Bakanlığımız ile onların iletişim ve ulaştırma noktasında bir arada yapacakları çalışmalar olabilir, dedik.
Meksika'da yine Dışişleri Bakanlığında Mathias Romero Enstitüsünün düzenlediği bir toplantıya katıldı. Yaklaşık 250-300 katılımcının olduğu, 40'ı aşkın kordiplomatın da katıldığı bir toplantıydı ve o toplantı da gayet verimli bir şekilde geçti. Ve bu ziyaret esnasında tabii bir diğer önemli olay, özellikle Meksika'nın şu anda Türk müteahhitlik sistemiyle müşterek yapabileceği çok ciddi çalışmalar var. Gerek alt yapı gerekse üst yapı noktasında, bizim inşaat
sektörünün gücünü de bildikleri için müşterek atabileceğimiz adımlar olabilir dediler. Bizler de tabii bu konuda biz de ilgili arkadaşlarımızı uyaracağız ve orayla müşterek çalışmaları sürdüreceğiz. Bu arada, kendilerine Latin Amerika Zirvesi ile ilgili gözlemci üye sıfatıyla katılma teklifimizi ilettiğimizde onu da çok önemli bir konu olarak gördüler ve bizi de gözlemci üye sıfatıyla oraya katılmaya yazılı olarak da daveti gönderdiler veya gönderecekler.
Çünkü hemen orada talimatı Sayın Cumhurbaşkanı verdi. Şubatta bu zirve yapılacak. Çünkü, Latin Amerika ve Karayiplere açılım politikamızı da böylece gerçekleştirmiş oluyoruz. Bu bizim için çok önemliydi. Nitekim şu anda zaten Peru ve Kolombiya'ya büyükelçiliklerimizi açıyoruz. Bunlar ilk adımlarımız oluyor ve böylece nasıl Afrika'da şu anda büyükelçilikleri açmaya başladıysak, Latin Amerika ve Karayiplerde de bu adımları atmak suretiyle Türkiye'nin kendine yakışan bir dış politikayı bizzat yerinde yürütebilmek arzusuyla bu adımları da gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Tabii, Meksika ile BM Güvenlik Konseyindeki geçici üyeliklerimiz ve diğer platformlardaki birlikteliklerimiz birçok konuda beraber adımları atmamızı da getirecek.''
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,
2009-12-22 · Kategori: siyaset
BAŞBAKAN ERDOĞAN ABD'DE
BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''RİSK VE TEHDİTLERE RAĞMEN TÜRKİYE BÖLGEDE DEMOKRATİK, LAİK SOSYAL BİR ÜLKE OLMA AYRICALIĞINI YAŞIYOR''
AK PARTi Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin, bölgesindeki risk ve tehditlere rağmen demokratik, laik, sosyal bir ülke olma ayrıcalığını yaşadığını söyledi.
Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile Beyaz Saray'da gerçekleştirdiği görüşme ve basın toplantısının ardından, Johns Hopkins Üniversitesi'nde bir konuşma yaptı.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını yaptığı 7 aralık tarihinin, ABD'ye karşı düzenlenen Pearl Harbor baskınının 68'inci yıldönümüne denk geldiğine işaret etti ve bu baskında hayatını kaybedenleri saygıyla andığını söyledi.
Başbakan Erdoğan, ABD'nin yaşadığı 11 Eylül ve Pearl Harbor saldırılarına işaret ederek, Türkiye'nin 30 yıldır fazlasıyla enerji ve kaynaklarını Kuzey Irak'tan gelen terörist saldırılara harcadığını hatırlattı ve ''Amerikan halkının bu konudaki hislerini çok iyi anlıyor ve paylaşıyoruz'' dedi. Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, risklerin, tehditlerin olduğu bir coğrafyada bulunuyor. Bu risk ve tehditlere rağmen Türkiye bölgede, demokratik, laik, sosyal bir ülke olma ayrıcalığını yaşıyor'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Orta Doğu'nun klasik bir bakışla anlaşılamayacağını, ittifaklar, düşmanlar, tehditler ve sınırların değişebileceğini belirterek, bu bakımdan Türkiye'nin aktif ve esnek bir politika yürütmek zorunda olduğuna işaret etti.
Türkiye'nin bu politikalarıyla hem kendisi hem de çevresi için başarılı sonuçlar elde ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, hiçbir art niyete, zarar verici bir projeye sahip değildir. Tek arzu, barış, istikrar ve huzurun tesisidir'' dedi.
AB ile katılım müzakerelerini sürdüren, demokratik, laik yapısıyla Türkiye'nin yönünün, doğuya olduğu kadar batıya da dönük olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, bazılarının iddia ettiği gibi ''eksen kayması'' yaşamadığını söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, doğuya bakarken batıyı kaybedemez. Batıya bakarken doğuyu kaybedemez. Kuzeye bakarken güneyi, güneye bakarken kuzeyi kaybedemez. Türkiye, 360 derece ile tüm dünyaya bakabilecek güçtedir'' diye konuştu.
Türkiye'nin ''gündem belirleyen ülke'' konumuna geçtiğini belirten Başbakan Erdoğan, doğuyla çok kolay iletişim kurabilme özelliğinin Türkiye'yi aracı ülke yaptığını da söyledi. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bu özelliğinin medeniyetler arası saplantı ve önyargıların aşılmasında önemli olduğunu belirtti ve Türkiye'nin AB üyeliğinin de bu bakımdan önemli olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin, İslam dünyasıyla batı arasında köprü olacak vasıflara sahip olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Türkiye'nin, AB'ye üyeliğiyle AB fırsat elde edecek, doğuyla uçurumları kapatma imkanı edinecek. Türkiye, AB'ye yük olmaya değil, AB'nin yükünü almaya geliyor'' dedi.
Türkiye'nin, AB yolunda katettiği mesafenin İslam dünyasında da yakından izlendiğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, etkisi sadece kendisiyle sınırlı bir ülke değil'' diye konuştu. AB üyeliğinin, Türkiye'nin stratejik bir hedefi olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Hedefimize aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Üzerimize düşeni eksiksiz yapacağız. Ancak karşı taraf da üzerine düşeni yapmalı. Farklı modeller koymaya çalışanlar var. Bakıyorsunuz, imtiyazlı ortaklık diyorlar. Nereden çıktı bu? Oyun esnasında yeni bir kural'' şeklinde konuştu.
Nasreddin Hoca hesabıyla, ''ya tutarsa'' mantığıyla bu yaklaşımların ortaya konulduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Türkiye'nin, AB'ye üyeliğini kabul etmeyecekseniz açıklayın. Gizlemeye gerek yok. Ne siz zaman kaybedin, ne de bize kaybettirin. Türkiye için tam üyelik dışında seçenek seslendirmek abesle iştigaldir'' dedi.
''EKSEN KAYMASI HAKSIZ BİR İDDİADIR''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, küresel güç olan Türkiye ile ABD'nin stratejik işbirliğinin sadece iki ülkenin ilişkileriyle sınırlı olmayan çok boyutlu bir ilişkiyi içerdiğini söyledi.
Johns Hopkins Üniversitesi'nde konuşma yapan Başbakan Erdoğan, iki yakın müttefik ve ortak olarak Türk-Amerikan ilişkilerinin derinleşerek, sürdürüldüğünü belirtti. Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama'nın Ocak 2009'da göreve gelmesiyle ilişkilerin ivme kazandığını, iki ay sonra ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, Türkiye'yi ziyaret ettiğini ve Obama'nın ilk denizaşırı ikili resmi ziyaretini Türkiye'ye yapmasının son derece anlamlı olduğunu söyledi.
Obama'nın, stratejik ortaklık sürecini model ortaklığa taşıdığını belirten Başbakan Erdoğan, iki ülkenin çok geniş yelpazeye yayılan konularda işbirliği yaptığını, şimdi model ortaklığın içini doldurmanın zamanının geldiğini kaydetti. Bu çerçevede ABD'nin iki üst düzey yetkilisiyle Türkiye'nin iki yetkilisinin ekonomik, teknik, bilim, sanat, askeri, siyasi alanda ilişkileri zenginleştireceğini ifade etti.
Başbakan Erdoğan, ''Biz ulusal, bölgesel ve küresel barış dışında hiçbir amaca hizmet etmiyoruz. 21'inci asra girerken hedef buydu ama küresel barışı bombaladılar. Şimdi bunu toparlamamız lazım. Son dönemde kasıtlı olarak dile getirilen eksen kayması haksız bir iddiadır. Dış politikada kimi gelenekleri, kimi alışkanlıkları yıktığımız bir gerçektir. Tüm komşularıyla barışık bir Türkiye vardır. Ticaret hacmi artan bir Türkiye vardır'' dedi.
Örneğin Yunanistan ile sıkıntıların artık asgariye indirildiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, Yunanistan'ın eski Başbakanı Kostas Karamanlis'i kendi çocuğunun nikahına şahit olarak davet ettiğini belirtti.
Suriye ile ilişkilerin çok daha olumlu bir sürece oturduğunu belirten Başbakan Erdoğan, kuzeyde Rusya ile ilişkilerin geliştirildiğine işaret etti. Başbakan Erdoğan, ''Biz çözümsüzlüğü çözüm olarak kabul etmiyoruz'' dedi.
Herkesle iletişim ve işbirliği içinde olmanın doğal olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Batı ittifakının bir üyesi olarak bölgede herkesle konuşmamız bir imkandır, fırsattır. Kıskananlar yanlış yapıyor. Türkiye'nin görüşmelerini fırsat kapısı olarak düşünün'' dedi.
Türkiye'nin ayrılıkları birlikteliğe dönüştürebileceğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Doğu, batıyı anlasın, önyargılar kalksın, önyargılardan kaynaklanan eylemler son bulsun istiyoruz'' diye konuştu.
Türkiye-Suriye ilişkilerinin bölge sorunlarına olumlu yansımalarının olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Suriye-ABD arasında da yumuşamanın görüldüğünü söyledi.
Başbakan Erdoğan, İran'ın nükleer problemi, Suriye-İsrail süreci, Filistin-İsrail sorunu gibi konularda Türkiye'nin aktif rol oynadığına da işaret etti. Başbakan Erdoğan, ''Biz gizli gündemi olan, takiyye yapan, içerde başka, dışarıda başka konuşan yaklaşımı doğru bulmuyoruz'' dedi.
Adaleti gözardı ederek, milletlerin vicdanını yaralayarak güvenliğin sağlanamayacağını söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Gazze'ye saldırı terörle mücadeleyle açıklanamaz. Tv'de ölü çocuklar gördük. Ben de babayım. Emzikli çocuklar, yaşlı insanlar, kadınlar, erkekler. Sayı 1500'ü aşkın. Trajedi yaşandı. Gazze'de insanlık yara almıştır. Bana hep (Niye sürekli Gazze'yi konuşuyorsun) diyorlar. Ben, Gürcistan'ı da konuşuyorum. Bunları, bir Müslüman olduğum için değil insan olduğum için söylüyorum'' diye konuştu.
Gazze'nin bir ''açık hava hapishanesine döndüğünü'' belirten Başbakan Erdoğan, burada altyapı hizmetlerinin, okul, hastanenin olmadığını kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''Bu dil bu bedende varsa konuşmak zorundayım. Haksızlığı nerede görüyorsam söylemem lazım. Şu dinden, bu dinden olması gerekmiyor, insan olması yeterli'' dedi.
''ÖBÜR TARAFTA İSRAİL'DE NÜKLEER SİLAH VAR''
İslam'da da asla kitle katliamına yer olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, kitle imha silahlarıyla İslam inancını kimsenin yan yana getiremeyeceğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, ''Ne bölgemizde, ne de farklı bir yerde nükleer silahlar istiyoruz. Nükleer silahları ülkelerimizden atalım, temizleyelim. Bir başkasına nükleer silah yapma derken, sende varsa, söylediğinin tesiri olur mu? Bal, demekle ağız tatlanmaz. Önce kendi ülkenizde uygulayacaksınız. Biz, İran'ın da nükleer silah elde etmesine karşıyız ama çevre ülkelerde de karşıyız. Adalet anlayışı çerçevesinde bunu ifade ediyoruz. Öbür tarafta İsrail'de nükleer silah var. Fosfor bombası atıldı. O çocuklar gelip benim ülkemde tedavi oldu. Gittim, gördüm. Ben babayım, yüreğim dağlandı. Sessiz mi kalacağız?'' diye konuştu.
Nükleer enerjiden faydalanma hakkını herkesin kabul ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, batının, doğuya bakarken çifte standart uygulamaması gerektiğine işaret etti.
İsviçre'de minarelerin yasaklanması konusuna değinen Başbakan Erdoğan, inanç özgürlüğü konusunun referanduma götürülmesini eleştirdi. Başbakan Erdoğan, ''Yaradılıştan kazanılan bazı haklar var. Bunlara asla referandum getiremezsiniz. Yoksa otoriter veya totaliter yapı var demektir. Yaptıktan sonra özür diliyorum demenin de anlamı yok. O inancı yaşayan çok etkileniyor. Önyargıların arttığı yerde de hiç kimse güvende olmuyor'' dedi.
Başbakan Erdoğan, bu çerçevede eksen kayması tartışmasının da ''yapay'' olduğunu söyledi. Mevlana'nın, ''Her ne olursan ol yine gel. Dergahım umutsuzluk dergahı değildir'' sözünü ve ''Pergel gibi bir ayağın sabit kalacak, diğeriyle alemi gezeceksin'' sözünü hatırlatan Başbakan Erdoğan, ''Türkiye işte bu konumdadır. Kapılarımızı sonuna kadar açıyoruz'' diye konuştu.
BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''BENİM ECDADIM SOYKIRIM YAPMAMIŞTIR, YAPMAZ''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Benim ecdadım soykırım yapmamıştır, yapmaz'' dedi.
ABD Başkanı Barack Obama ile Beyaz Saray'daki görüşmesinin ardından Johns Hopkins Üniversitesi'nde bir konuşma yapan Erdoğan, daha sonra dış politika konularında yöneltilen soruları yanıtladı.
Obama'nın, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına dair görüşlerinin değişmediği yönündeki açıklamasını nasıl değerlendirdiği sorulan Erdoğan, Ermeni muhatabına mektup yazıp ortak tarih komisyonu kurmayı, arşivleri açmayı teklif ettiğini hatırlattı.
Erdoğan, ''Lobi çalışmalarıyla (Ben, böyle düşünüyorum) demekle olmaz. Benim ecdadım soykırım yapmamıştır, yapmaz'' dedi.
Tehcir konusunda açık ve net belgeler olduğunu belirten Erdoğan, o zamanki yönetimin verdiği kararlar çerçevesinde tehcir sırasında güvenlik önlemleri alındığını ve söz konusu belgeleri bizzat gördüğünü söyledi. Erdoğan, iddiaların hangi delile dayandırıldığını anlamanın mümkün olmadığını vurguladı.
Türkiye'de 301'inci maddenin varlığının, ortak tarih komisyonu kurmaya engel teşkil ettiği yönündeki bir soruya karşılık Başbakan Erdoğan, ''Bence bunu soran 301'in ne olduğunu bilmiyor. Adalet Bakanlığının tasarrufundadır, 301 kapsamına giren suç. Adalet Bakanlığı izniyle yargıya gider. Şu ana kadar sekiz kişi için oldu'' yanıtını verdi.
Minsk üçlüsünün, Yukarı Karabağ sorununun çözümü sürecinde işi daha sıkı tutmasını beklediğini belirten Başbakan Erdoğan, bu takdirde Azeri-Ermeni sorunu çözüleceği gibi, Türkiye-Ermeni sorununun da çözüme kavuşacağını belirtti. Başbakan Erdoğan, ''Biz, bu işi bitirmenin samimi gayreti içindeyiz'' dedi.
Türkiye'de 170 bin Ermeni'nin yaşadığını ve bunların hepsinin vatandaş olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, ''Biz, bunları geri göndermiyoruz. Ermenistan'da yaşam koşulları iyi değil ki, bizim ülkemizde yaşamak istiyorlar diyoruz. 70 bine yakın vatandaş var. Bunların arasında benim partime mensup kişiler de var'' şeklinde konuştu.
Akdamar adasında Ermeni Ortodoks Kilisesi restorasyonunun yapıldığına da dikkat çeken Başbakan Erdoğan, meselenin diasporada farklı olduğunu söyledi ve ''Temennim, buradaki yanlış yaklaşımın da giderilmesi'' diye konuştu.
İRAN
İran ile yapılan gaz anlaşması ve bunun Obama ile görüşmede gündeme gelip gelmediğine yönelik bir başka soruyu yanıtlayan Başbakan Erdoğan, İran'la ilişkilerin 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması'na dayandığını hatırlattı. Başbakan Erdoğan, 350 kilometrelik bir sınır bulunduğunu, Rusya'dan sonra doğalgaz tedariğinde İran'ın ikinci sırada geldiğini ve 10 milyar dolarlık bir ticaret hacminin olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, bölgede nükleer silahlara karşı olduklarını, sadece barışçıl amaçla, enerji ihtiyacı için nükleer kapasitenin kullanılabileceğini belirtti ve Obama'nın da nükleer enerjinin barışçıl kullanımına karşı olumsuz yaklaşımı olmadığını söyledi.
Başbakan Erdoğan, Obama'nın, İran'ın nükleer meselesiyle ilgili, geleceğe ilişkin endişeleri bulunduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan, bu meselenin aşılması için Türkiye'nin elinden gelen gayreti göstereceğini de kaydetti.
Kıbrıs konusundaki bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, ''Kıbrıs'ta adil bir durum yok şimdi. Annan Planı çerçevesinde BM zemininde adım attık, referandumda Rum tarafından 'hayır' çıktı. Kuzey Kıbrıs cezalandırıldı. Bu adalet mi? Güney Kıbrıs şimdi AB üyesi. AB'de işi gücü, Türkiye'nin AB'ye girişini engellemek'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Güney Kıbrıs samimi olmadığı için Kıbrıs meselesinde sonuç almakta zorlanıldığını ifade etti. Nisan ayında Güney Kıbrıs'ta seçim olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, mart ayına kadar Kıbrıs meselesinde sonuç alınmasını umduğunu söyledi.
Afganistan'a Türkiye'nin ne tür destek vereceği yönündeki soru için Başbakan Erdoğan, komutanın üçüncü defa Türkiye'de olduğuna işaret etti ve 750 olan asker sayısının 1750'ye çıkarıldığını belirtti.
Başbakan Erdoğan, Afganistan'da da bir eğitim merkezi kurulmasını önerdiklerini ve bu sayede yılda 12 taburun eğitileceğini, Afgan ordusuna katkıda bulunulacağını ifade etti. Başbakan Erdoğan, 150 milyon dolara kadar altyapı desteği ve yatırımın yapıldığını belirtti ve 50 milyon dolar daha desteğin geleceğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, ABD'nin veya Amerikan Kongresi'nin basın özgürlüğü konusunda bir tavsiyesi varsa bunu bilmek istediğini ve gerekirse masaya yatırılabileceğini belirtti ve ''Ama bu tür lobilerle Türkiye'de basın özgürlüğü sorgulanamaz. Basın Türkiye'de, ABD'den çok daha özgürdür'' dedi.
Irak'ta uzlaşmaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin her kesimle görüştüğünü kaydetti. Irak'taki huzursuzluğun Türkiye'yi de huzursuz ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin üzerine düşeni yapacağını ifade etti. Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak'ın, terör örgütünün konuşlandığı yer olduğunu belirtti ve Irak'ın merkez yönetiminin bu konuda adımlar atması gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin dış politikada ''Neo Osmanlıcılık'' veya ''Yeni Osmanlıcılık'' politikası izleyip, izlemediğine yönelik bir soruya Başbakan Erdoğan, ''Böyle bir yakıştırmayı kabul etmiyoruz'' diye yanıt verdi.
Başbakan Erdoğan, ''Türkiye Cumhuriyeti içinde Yeni Osmanlıcılık akımı yok. Yakıştırmadır. Eksen kayması gibi yakıştırmalar yapanlar, şu andaki iktidarı gölgeleme çabasındadır'' dedi.
Türkiye'nin 2023'te, Cumhuriyetin 100'üncü yılında çok farklı bir konumda olacağını belirten Başbakan Erdoğan, dünyanın ilk on ekonomisi arasında yer alarak, Türkiye'nin kendini ispatlayacağını ifade etti.
İsrail-Suriye sürecinde Türkiye'nin arabuluculuk rolüne ilişkin bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, İsrail'de Başbakan ve Başbakan Yardımcısının farklı bakış sergilediği bir ortam olduğunu belirtti ve bu ortamda sağlıklı adım atmanın mümkün olmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, taraflar talep ettiği takdirde üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu kaydetti.
''BİZ KİMLİĞİ MUHAFAZAKAR DEMOKRAT BİR PARTİYİZ''
Fas'taki bir partinin AK PARTi gibi ''Adalet ve Kalkınma Partisi'' adını taşıdığı sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, ''Dünyada hangi parti görüşmeyi arzu ederse kapımız açıktır. Bizim parti, asla İslamcı bir parti değildir. Parti, dinci olamaz. Mensubu olduğunuz dini lekelersiniz. Biz, dinimize böyle saygısızlık yapmayız'' dedi.
Başbakan Erdoğan sözlerini, ''Biz, kimliği muhafazakar, demokrat bir partiyiz. Böyle de sürdürmeye kararlıyız'' diyerek tamamladı.
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,
2009-12-22 · Kategori: siyaset
2010 YILI BÜTÇESİ GENEL KURULUDA
BAŞBAKAN ERDOĞAN:
''TERÖR CEPHESİ SİLAHINI BIRAKMADIĞI SÜRECE ASKERİMİZ DE POLİSİMİZ DE OPERASYONLARINA SON VERMEYECEK, VERMEZ''
AK PARTi Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tokat'ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin şehit edilmesinin, ''açılıma yönelik bir PKK provokasyonu' olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde değerlendirmelerde bulundu.
Sözlerine Bursa Mustafakemalpaşa'da hayatını yitiren 19 madenciye rahmet dileyerek başlayan Başbakan Erdoğan, Tokat'ın Reşadiye ilçesinde terörist saldırı sonucu şehit olan 7 Mehmetçiği rahmetle andığını ifade ederek, tüm yakınlarına ve millete başsağlığı diledi.
İstanbul'da terör örgütünün istismar ettiği çocukların gerçekleştirdiği terör eyleminde molotoflu saldırıya maruz kalarak yaşamını yitiren Serap'a da rahmet dileyen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Sayın Baykal, Reşadiye saldırısını PKK'nın gerçekleştirdiğini söyleyemediğimizi, spekülasyon ürettiğimizi ifade etti. Devlet yönetimi bir ciddiyet gerektirir. Devlet ve Hükümet aklına estiğini konuşmaz. Tespitlerini yapmadan, delillerini bulmadan konuşmaz. Zira ülkede bir tane terör örgütü yok. Terör örgütünün farklı isimlerdeki terör örgütleriyle de iş birliği halinde uygulamış olduğu terör de var. Bunları tespit ederek, açıklamaktır aslolan.
Saldırıyı terör örgütü üstlenmiştir. Ve burada spekülasyonlara fırsat vermeden, terör örgütünün üstlendiği gibi bizler de aynı şekilde terör örgütünün reklamını, propagandasını yapar gibi sürekli ismini zikretmeyi de doğrusu hiçbir zaman kendi devlet ciddiyetimizle uyumlu bulmuyoruz. Reşadiye saldırısı bir provokasyondur. Evet, açılıma yönelik bir PKK provokasyonudur, milli birlik ve kardeşlik sürecine yönelik terör örgütünün bir sabotajıdır. Bunu bile saptıran bir anlayış, yanlış muhalefet tarzının somut bir örneğidir.''
''ÇATIŞMALARLA, TERÖRLE, GERİLİMLE, UMUTSUZLUKLA GÜNDEMDE KALAN, MESELELERİNE CESARETLE EL ATAMAYAN, SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ İÇİN SAMİMİYETLE, KARARLILIKLA RİSK ALMAYAN, ALAMAYAN BİR ÜLKE, HER ALANDA OLDUĞU GİBİ EKONOMİDE DE GERİ KALMAYA, YERİNDE SAYMAYA MAHKUMDUR''
Başbakan Erdoğan, ''Çatışmalarla, terörle, gerilimle, umutsuzlukla gündemde kalan, meselelerine cesaretle el atamayan, sorunlarının çözümü için samimiyetle, kararlılıkla risk almayan, alamayan bir ülke, her alanda olduğu gibi ekonomide de geri kalmaya, yerinde saymaya mahkumdur'' dedi.
Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunun Tasarısı'nın tümü üzerindeki eleştirileri yanıtladı.
Türkiye'nin meselelerinin iç içe geçmiş meseleler olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, on yıllar boyunca çözümsüz bırakılan, çözümsüzlüğe terk edilen ve üst üste biriken meselelerin, zaman içinde birbirini besler hale geldiğini ve girift bir yapı arz etmeye başladığını söyledi.
Başbakan Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında AK PARTi'nin iktidarı geldiğinde ülkenin tüm meselelerine bir bütünlük içinde yaklaştığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
''Ekonomik kalkınma ve refahın, demokratikleşmeden ayrı olmadığını düşündük. Dış politikayı ekonomik kalkınmadan, demokratikleşmeden ayrı görmedik. Demokratikleşme alanında yaptığımız reformlar, bir yandan ekonomiyi güçlendirirken, bir yandan da dış politikada elimizi güçlendirdi.
Özetle, bütün meselelere eşit yoğunlukta, eşit ağırlıkta eğildik ve Türkiye'yi her alanda sağlıklı ve istikrarlı şekilde büyütmenin mücadelesini verdik. Eğer, demokratikleşmeyi erteleyip, bütün mesaimizi ekonomiye sarf etseydik, bugün elde ettiğimiz başarılara ulaşmamız mümkün olamazdı. Ya da dış politikaya odaklanıp, ekonomiyi, demokratikleşmeyi ihmal etseydik, erteleseydik, Türkiye'ye bugün sahip olduğu uluslararası ağırlığı ve itibarı kazandıramazdık.
Biz, Türkiye'yi topyekun ayağa kaldırmanın, her alanda bir bütünlük içinde geliştirme ve kalkındırmanın gayreti içinde olduk. İlk günden itibaren üzerinde durduğumuz iki kavram vardı: Güven ve istikrar... İşte bu iktidar istikrarı sağlamıştır, güveni sağlamıştır. İşte bunu sağladığı içindir ki küresel sermaye Türkiye'ye hiçbir dönemde görülmediği kadarıyla gelmiştir. Bu rakamlarla ortadır. Eğer Türkiye'yi dolaşıyorsanız, zaten bunları görürsünüz ama burada söyleyemezsiniz. Çünkü, işinize gelmez.''
Başbakan Erdoğan, güven ve istikrar sağlanmadan hiçbir gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin olmayacağını çok iyi bildiklerini, bu yüzden güven ve istikrarı tesis etmeyi, öncelikli mesele olarak gördüklerini söyledi.
''Memnuniyetle ifade etmeliyim ki güven ve istikrarı sağladığımız oranda Türkiye, gelişti, büyüdü, kalkındı çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkma yolunda emin adımlarla ilerledi'' diyen Erdoğan, demokratik ve ekonomik istikrarı sağladıkları, ekonomik ve siyasi reformları hayata geçirdikleri oranda Türkiye'nin çıtasını daha yükseklere çektiklerini vurguladı.
Türkiye'nin nereden nereye geldiğini, halkla birlikte bütün dünyanın da çok iyi gördüğünü ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Tabii şimdi burada Türkiye'nin nereden nereye geldiğini konusunu söylemeyi yanlış telakki edenler de var. Bunu yapacağız ki ortaya çıksın. Bir muhasebe yapacağız. Millet sizi muhasebeye çekmeden siz kendinizi muhasebeye çekesiniz. Neredeydik, nereye geldik?'' diye konuştu.
GEÇMİŞ YILLAR
Başbakan Erdoğan, 1999 yılından hatırlatmalarda bulundu konuşmasında, o yıl Türkiye'nin büyüme oranın eksi 4,7 olduğunu, 2000 yılında ise oranın 6,8'e çıktığını anlattı. 2001 yılında yine eksi 5,7 büyüme gerçekleştiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, bu rakımın 2002'de 6,2'ye yükseldiğini söyledi. 1999-2002 ortalamasının binde 5 olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''İktidarda kim var? MHP-DSP-ANAP var. Ortalama bu'' dedi.
Başbakan Erdoğan, 1994'te SHP'nin iktidar olduğunu, büyüme öngörüsünün artı 4,5 olduğunu, gerçekleşen oranın ise eksi 6,1 çıktığını söyledi.
Türkiye'nin, içine kapanan, kendi sorunlarıyla bile baş edemeyen bir konumundan kurtularak yıldızı parlayan bir bölgesel güç olduğunun daha iyi görüldüğünü belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Türkiye, her alanda tarihinde görülmemiş gelişmelere imza atıyor, rekorlar kırıyor, küresel ve bölgesel roller üstleniyor, takdirle adından bahsedilen bir ülke konumuna geliyor. Biz burada bütün değerlendirmeleri yaparken, ebediyete intikal etmiş büyüklerimizin gerçekleştirdiği rakamlardan öte onları hedef olarak alalım ama biz kendimiz yaşıyoruz. Bu hayatı yaşayanlar olarak bu hesabı biz vereceğiz, biz... Biz ne yaptık? Siz ne yaptınız Sayın Baykal, siz ne yaptınız Sayın Bahçeli? Bunu söyleyin...
Şu noktaya özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum; Türkiye, biz geldiğimizde, 2002 yılının sonunda, TL cinsi iskontolu borçlanma senedi için, lütfen dikkat ediniz, tam yüzde 62,7 oranında faiz ödüyordu. Reel olarak Türkiye'nin ödediği faiz, 2002 yılında yüzde 28 seviyesindeydi. Bu ülkenin varlıklarının, bu ülkenin gelirlerinin, kaynaklarının, enerjisinin, kazançlarının yüzde 62,7'si, evet, ürettiğimiz her yüz liralık değerin 62,7 lirası faiz olarak uçup gidiyordu. İktidarda kim vardı? MHP-DSP-ANAP...
İşverenlerin, sanayicilerin, esnafın, çiftçi kardeşimin, işçi, memur kardeşimin kazancı, alınteri, emeği, ekmeği, sofrasındaki yemeği, faiz olarak borç verenlere aktarılıyordu. 7 yılda bu oranı kademe kademe düşürdük ve bu yıl içinde, küresel kriz ortamına rağmen yüzde 7 gibi rekor bir seviyeye kadar çektik.
En son, cuma günü itibariyle söylüyorum, bu faiz oranı son işlemde yüzde 9,12 olarak gerçekleşti. Reel faizler ise yüzde 2,5'e kadar geriledi.''
ENFLASYON
Bu sırada CHP sıralarından enflasyonla ilgili laf atılması üzerine Başbakan Erdoğan, ''Onu da açıklarız, ne merak ediyorsun? Yüzde 30'la devraldık, şu anda enflasyon yüzde 5,5. Aradaki fark ortada'' diye konuştu. Erdoğan, sözlerini, ''Uzaydan birileri kulağıma söylemiyor, işte resmi rakam. Yüzde 30'la aldık, şu anda 5,5. Sizlerin de içinde bulunduğu koalisyon dönemlerine bakın, üç haneli rakamı bile bu ülke enflasyonda gördü, üç haneli...'' şeklinde sürdürdü.
Reel faizi de aynı dönemde 25,3 puan indirdiklerini bildiren Erdoğan, şöyle konuştu:
''Şimdi bu para benim kimin cebinde kalıyor? Benim milletimin cebinde kalıyor. Şimdi artık bu para, kurda kuşa değil, benim milletimin sofrasına gidiyor. Bu aradaki fark, benim ülkemin kalkınmasına, ilerlemesine, büyümesine harcanıyor...
Yaklaşık 54 puanlık bu fark, Türkiye için, aziz milletimiz için okula dönüşüyor, hastaneye dönüşüyor, yola dönüşüyor, baraja, adalet saraylarına, emniyete, ücret artışlarına dönüşüyor; işe, aşa dönüşüyor.
Türkiye'nin borçlanma faizleri neden bu kadar yüksekti? Türkiye enerjisini, kaynaklarını, milletimizin alın terini neden bu kadar yüksek faiz oranlarına harcamak zorunda kaldı? Bu faizi bu kadar yüksek kılan nedir? Her ülkenin bir risk primi vardır. Her ülkenin riskine göre piyasada bir faiz oranı oluşur.
Çatışmalarla, terörle, gerilimle, umutsuzlukla gündemde kalan, meselelerine cesaretle el atamayan, sorunlarının çözümü için samimiyetle, kararlılıkla risk almayan, alamayan bir ülke, her alanda olduğu gibi ekonomide de geri kalmaya, yerinde saymaya mahkumdur...
2002 yılında milletimizin, devletimizin ödediği yüzde 63 oranındaki faizin, onun öncesinde ödenen, yüzde 5 bin, yüzde 7 bin faiz oranlarının anlamı budur, bu yüksek oranların anlattığı işte budur. Kim vardı iktidarda? MHP-DSP-ANAP...
2002 yılında Türkiye'nin risk primi yüzde 7 iken, bugün risk primimiz yüzde 2'ye indi. Tek başına şu faiz oranındaki, risk primindeki düşüş bile, Türkiye'nin sadece ekonomide değil, diplomaside, demokratikleşmede ulaştığı noktanın; elde ettiği saygınlığın, itibarın, ağırlığın en somut, en bariz göstergesidir.
Ne yazık ki bu ülke yıllar boyu ağır bedeller ödemeye mahkum bırakıldı. Bu ülke faiz yoluyla ağır bedeller ödedi. Bu ülke enflasyonla ağır bedeller ödedi. Bu ülke, çözümden çok sorun üreten siyasetçiler eliyle ağır bedeller ödedi. Bu bedeli biz ödedik, 72 milyon vatandaş ödedi. İşçi ödedi, memur ödedi, çiftçi, köylü, esnaf ödedi, ev hanımları ödedi, emekli ödedi.''
''MİLLİYETÇİYİM DİYEREK ORTALIKTA DOLAŞANLARA SESLENİYORUM:
MİLLİYETÇİYDİNİZ DE BU ÜLKENİN BÖYLE GÖZ GÖRE GÖRE SOYULMASINA NEDEN SEYİRCİ KALDINIZ, NEDEN SESİNİZİ ÇIKARMADINIZ, AKŞAM KARANLIĞINDA MERKEZ BANKASI SOYULURKEN, MİLLİ BANKAMIZ SOYULURKEN, MİLLETİMİN BÜTÜN İMKANLARI SOYULURKEN, MİLLİYETÇİLİĞİNİZİ O GÜN NEDEN HATIRLAMADINIZ?''
Başbakan Erdoğan, 9 bankanın 20 Şubat 2001 tarihinde Merkez Bankasından mesai saatinin bitiminden sonra 4 milyar 163 milyon dolar alım yaptığını hatırlatarak, ''Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir?'' diye sordu.
Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulunda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanun Tasarısı'nın tümü üzerindeki eleştirileri yanıtladı. Başbakan Erdoğan, 20 Şubat 2001 günü iktidarda MHP-DSP-ANAP koalisyonunun bulunduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:
''Burada isimlerini veremeyeceğim bazı bankalar, ulusal ya da uluslararası bankalar, altını çiziyorum; mesai saati dışında, Merkez Bankasından çok yüklü miktarlarda döviz alımı yapıyorlar. Bir banka 1 milyar 63 milyon dolar, bir başkası 764 milyon dolar, bir başkası 426 milyon dolar... Liste uzayıp gidiyor. Mesai saatleri dışında Merkez Bankasından alım yapılıyor. Dolar kuru, dikkat ediniz, 685 bin Türk Lirası. Bu alımların hemen ardından kriz patlıyor, dolar hızla yükseliyor ve 1 milyon 80 bin Türk Lirasına çıkıyor.
Bu bankaların birkaç saat sonraki karları; biri 296 trilyon, bir diğeri 211 trilyon, bir diğeri 116 trilyon Türk Lirası. Bu bankaların bir gün sonraki karı; İlkininki 419 trilyon, ikincisininki 300 trilyon, sonrakinin 166 trilyon Türk Lirası.
O gece, en fazla alım yapan 9 bankanın satın aldığı döviz miktarı, 4 milyar 163 milyon dolar. Bu 9 bankanın bir saat sonraki karı, 1 katrilyon 153 trilyon Türk Lirası. Bir gün sonraki karları, 1 katrilyon 635 trilyon Türk Lirası.
Bunu benim milletime yaşattılar. Kim yaşattı? MHP-DSP-ANAP...
Sonuç; o zamanın banka başındaki Rahşan affına girdi. Teftiş kurulları da ne yazık ki bununla ilgili 'uygulamalar yasalara uygundur' dedi ve bunlar geçiştirildi. Ben o günün neticesini veriyorum sizlere. 'Kazanca el konulabilirdi' ifadesi... Buyurun herşey ortada. Belgeleriyle vs. ortada. Türkiye'ye bu reva mıydı? Bu aziz millete bu reva mıydı?
Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir?
Milliyetçiyim diyerek ortalıkta dolaşanlara sesleniyorum:
Milliyetçiydiniz de, bu ülkenin böyle göz göre göre soyulmasına neden seyirci kaldınız, neden sesinizi çıkarmadınız, akşam karanlığında Merkez Bankası soyulurken, milli bankamız soyulurken, milletimin bütün imkanları soyulurken, milliyetçiliğinizi o gün neden hatırlamadınız? Milliyetçiyim diye diye bu millete bu ağır bedeli ne hakla, hangi vicdanla,hangi insafla ödettiniz?
2001 krizi işte Türkiye'nin böyle kötü yönetilmesinin bir sonucuydu, 2009'da yaşadığımız mali kriz ise dünyanın kötü yönetilmesinin bir sonucudur.''
''TEĞET GEÇİYOR''
2001 krizinde ithal projelerle ülkenin kurtarılmaya çalışıldığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Biz ise kendimiz yönetiyoruz ve yine söylüyorum teğet geçiyor, teğet...'' dedi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
''2001'de IMF'nin politikalarıyla Türkiye'yi krizden çıkarmaya çalıştınız. Kendi milli politikanızı uygulamadınız. Çünkü, yoktu. Milletimizin hassasiyetlerini koruyamadınız. 2 yıldır biz, IMF ile bu noktada evet demedik. Ve 23,5 milyar dolar borçla devraldık IMF'den ödedik, ödedik, şu anda 8,5 milyar dolar borcumuz var. Biz masaya adam gibi otururuz, adam... Muhalefet borçlandı biz ödedik. 21 banka o dönemin iktidarında maalesef fona devredildi ve batırıldı.''
''DÜŞÜNÜN, MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK SÜRECİ... İNSAN BU KAVRAMA BİLE SAYGI DUYAR, SAYGI. BAK BU KAVRAMI DUYDUĞUNUZ ZAMAN HOPLUYORSUNUZ. KİTABINIZDA KARDEŞLİK YOK, NE YAPAYIM? BİRLİK YOK, BERABERLİK YOK, NE YAPAYIM?''
Başbakan Erdoğan, ''Üç aydır attığımız bu adımlar neticesinde, hangi adım, açılım sürecinin hangi başlığı ülkeyi geriyor, ülkeyi bölüyor?Attığımız hangi adıma alternatif ürettiniz? Gerilim üreten, sizin hayali senaryolarınız, kara kampanyalarınız, iftira ve tahriklerinizdir'' dedi.
Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanun Tasarısı'nın tümü üzerindeki eleştirilere yanıt verdi.
Cuma günü faiz oranının yüzde 9,1 olarak gerçekleştiğini, reel faizin yüzde 2,5 olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Evet, bu oran, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülen en düşük orandır, ancak, açık açık ifade ediyorum; hala yeterli değildir'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının bu bölümünde Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin araya girerek, CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal'ı ''Sayın Soysal, sürekli laf atıyorsunuz'' diyerek uyardı.
Milli Birlik ve Kardeşlik sürecinin birçok hedefi olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Dün ödenen yüksek faizlerin içinde terör belası önemli bir risk olarak yer alıyordu. Bugün de aynı şekilde terör, Türkiye'nin riskleri hanesinde yazılıyor. Türkiye, terör belasından kurtulduğu anda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde de çok ciddi bir sıçramanın olacağı açık ve net ortadadır. Muhalefetin, Milli Birlik ve Kardeşlik Sürecini desteklememesi, hatta karşısında durması işte bu açıdan da son derece önemlidir.
Düşünün, Milli Birlik ve Kardeşlik süreci... İnsan bu kavrama bile saygı duyar, saygı. Bak bu kavramı duyduğunuz zaman hopluyorsunuz. Kitabınızda kardeşlik yok, ne yapayım? Birlik yok, beraberlik yok, ne yapayım?
2000 ve 2001 krizlerinde bu millete çok ağır bedeller ödetenler, milletin kaynaklarını çar çur edenler, elbette bu boyutu düşünemezler, elbette bu kavramlarla bütünleşemezler. O gün Merkez Bankasının içini boşaltanlar, bugün elbette Türkiye'nin risk primini, Türkiye'nin kardeşliğini, huzurunu dert edinemezler. O gün Türkiye'nin işçisini, memurunu, hatta esnafını mağdur edenler, bugün elbette Türkiye'nin geleceğine ilişkin plan, proje ve umut taşımazlar. O gün IMF kapısında borç almak için sıra bekleyip, Türkiye'nin borcunu daha da artıranlar, bugün geldiğimiz noktayı anlayamazlar. Ama biz bunları dert ediniyoruz. Biz, Türkiye'nin geleceğini düşünüyoruz. Biz, Türkiye'ye ilişkin, geleceğe ilişkin büyük umutlar taşıyoruz. İşte onun için inadına kardeşlik, inadına demokrasi, inadına Milli Birlik ve beraberlik diyoruz.''
''HAKİKATEN BEN DE ŞAŞIRDIM''
Stalin'in ''bir kişinin olumu trajik, bir milyon kişinin ölümü istatistiktir'' sözlerini anımsatan Başbakan Erdoğan, muhalefetten gelen tepkilere ''Şaşırdın değil mi? Hakikaten ben de şaşırdım'' dedi.
Başbakan Erdoğan, ''Evet 40 bin kişi hayatını kaybetti dediğimiz zaman belki yeterince vurucu olmuyor ama ben haftalardır, aylardır, yıllardır, partimizi kurduğumuz andan beri diyorum ki, sizin hiç oğlunuz, yavrunuz öldü mü? Sizin hiç babanız, kardeşiniz öldü mü? Siz kendinizi hiçbir şehit annesinin, bir şehit babasının, evladını yitirmiş bir ananın yerine koydunuz mu? Dersim'i bir istatistik gösterge olarak görenler, kronolojide bir cümle olarak görenler, gündelik ifadelerle aşağılayanlar, kendinizi hiç Dersimli bir ananın, babanın, evladın yerine koydunuz mu?'' diye sordu.
''Her ölüm erken ölümdür. Hele gençlerin ölümü, tahammül edilemeyecek, kendi haline bırakılamayacak, görmezden gelinemeyecek kadar acıdır, trajiktir'' diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bunun bu şekilde böyle sürüp gitmesine bizim tahammülümüz yok. Biz, ne ekonomiye salt bir istatistik olarak bakıyoruz, ne güvenlik meselesini sadece bir istatistik olarak görüyoruz. Biz, sofranın diliyle konuşuyoruz. Biz, anaların diliyle konuşuyoruz. Biz, hesabi değiliz, biz hasbiyiz, samimiyiz. İşte onun için Demokratik Açılım süreci dedik, işte onun için Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci dedik. Böyle büyük bir projede, böyle anlamlı bir süreçte, istedik ki muhalefet de bizimle olsun, yanımızda olsun, yanımızda olmasa bile desteğini versin, katkısını versin, yapıcı eleştiride bulunsun.''
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol'un laf atmasına, ''Sayın Anadol biz senin geçmişinizi biliriz. Senin oradakilerden pek farkın yok. İyi biliriz seni, iyi'' karşılığını veren Başbakan Erdoğan, ''Süreci sabote etmek, provoke etmek, tahrik etmek kime ne sağlar? Diyorlar ki 'ülkeyi geriyorsunuz, ülkeyi bölüyorsunuz.' Peki üç aydır attığımız bu adımlar neticesinde, hangi adım, açılım sürecinin hangi başlığı ülkeyi geriyor, ülkeyi bölüyor? Attığımız hangi adıma alternatif ürettiniz? Gerilim üreten, sizin hayali senaryolarınız, kara kampanyalarınız, iftira ve tahriklerinizdir'' dedi.
''UMARIM YİNE BIRAKIP GİTMEZSİNİZ''
''Geldiğimiz noktada, sayın Baykal ve grubundan rica ediyorum. Kameraysa işte burada kamera var. Mikrofonsa burada mikrofon var. Geldiniz konuştunuz. Milletin izlemesini istiyorsa, millet zaten izliyor. Lütfen sonuna kadar dinleme tahammülünü gösterin, umarım yine buradan bırakıp gitmezsiniz'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''1990'da SHP raporu, 1996 CHP Tunceli raporu, 1999 CHP Doğu ve Güneydoğu raporu. Bunları hazırlardınız. Hatta 2008'de de bir tane hazırladınız. Fakat enteresan gelişmeler oluyor. Öyle ki baskılar, mesela son hazırlatılan bir rapor var. Bu hazırlatılan raporda, raporu hazırlayan arkadaşlardan bir tanesi milletvekili, bir tanesi Parti Meclisi üyesi ve o raporu daha sonra da 'kabul etmedik' diye açıklamalar yaptınız. Bütün bunları yaparken kimin eli kimin cebinde belli değil. Bunu yapan partinizin yetkili kurullarında olanlar. Siz konuşurken burada, herhangi bir arkadaşımızın herhangi bir yerde yaptığı ve daha sonra farklı bir açıklama yapmak suretiyle 'ben böyle söyledim, böyle anlatıldı' dediği bir konuyu bile sizler farklı şekle hep tahvil ettiniz.
Sayın Baykal tereddüt etmeden bizi gafletle, delaletle, hıyanetle suçlayacağını biliyoruz. Ama kim söylüyor bunu; SHP'nin Doğu ve Güneydoğu Raporu, yıl 1990; 'İster güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz olsun ister ona silah doğrultan kandırılmış gençler olsun, hepsi bizim çocuklarımızdır. Akmakta olan kan, kardeş kanıdır. Sizin değil mi? Askerle genç karşı karşıya geliyor, asker şehit ediliyor. Hala diyorsun ki...''
Başbakan Erdoğan, itirazlar gelmesi üzerine Baykal'a yönelik, ''Ben işime bakıyorum zaten işimi de gayet iyi biliyorum. Sana da görevini hatırlatıyorum, görevini'' dedi. Daha sonra rapordan bölümler okumaya devam Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi, TCK'nın 312. maddeleri kapsamında olup doğrudan teröre karışmamış tüm tutuklu ve hükümlüler için kısmi genel af çıkartılarak ülkede hoşgörü ve iç barış ortamına geçişin zemini yaratılmalıdır. Bu anlayışla Kürt kökenli yurttaşlarımızda dil, kültür, folklor ve kimliklerini koruma, geliştirme ve açıklayabilme, kendi ana dillerinde yazılı basın, radyo ve televizyon dahil her türlü medya aracılığıyla yayın yapabilme, özel okullarda kendi ana dillerinde eğitim yapabilme...''
CHP sıralarından gelen itirazlar üzerine Başbakan Erdoğan, ''Nerede yok. Belge burada yanımda. Sonradan çıkartarak bunu yenilediniz. 'Kürt dil ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve benzeri kurumların kurulabilmesi haklarına kavuşmalıdırlar.' Aç Tunceli raporunu orada da gör. Bunları biz söylemiyoruz. bu ifadelerin tamamı 1996 yılında hazırlanan CHP Tunceli raporunda var'' dedi.
Başbakan Erdoğan, okuduğu kitapçıkları genel kurula gösterdi. Başbakan Erdoğan, ''Bak bu da aynı şekilde... Herhangi bir arkadaşın yapmış olduğu açıklamayı o zaman niçin partinin bir yetkili kurumunun yapmış olduğu açıklamaymış gibi geliyorsun da burada konuşuyorsun? Hangi hakla? Ama ben sana kitapçığı gösteriyorum. Bunları sen gönderdin bana, sen'' dedi. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Öbürleri de aynı şekilde. 1999 CHP Doğu ve Güneydoğu raporu; 'Etnik duyarlılıkla demokratik çözüm çok kültürlü toplumların, çoğulcu demokrasinin vazgeçilemez koşuludur. Ulus devlet yapısı çoğulcu demokrasi ekseninde geliştirilmelidir.' Devam ediyor CHP demokratikleşme raporu; 'Devletin ırkı olmaz. Devlet tüm alt kimliklere, farklı etnik kesimlere eşit mesafede durmalıdır. Kürt kökenli yurttaşlarımız da dahil her etnik kökenden, her alt kimlik ve kültürlerden yurttaşımıza, isterlerse ortak resmi Cumhuriyet dilimiz olan Türkçe'nin ekinde kendi ana dil, kültür ve folklorunu daha iyi öğrenme, koruma ve geliştirme olanakları, kendi alt kimlik, kültür, dil ve folklorunu koruma, geliştirebilme ve açıklayabilmede özgür olmaları, isteyenlerin kendi ana dillerinde Milli Eğitim Bakanlığı kuralları içinde özel eğitim görebilmeleri...''
Başbakan Erdoğan, CHP sıralarından gelen itirazlara yönelik ''İşine geldiğinde 'evet', işine gelmediğinde 'bizde bu yok'. Sayın Baykal'ı artık iyi tanıdım, akşam başka, sabah başka'' diye konuştu.
''TERÖR CEPHESİ SİLAHINI BIRAKMADIĞI SÜRECE ASKERİMİZ DE POLİSİMİZ DE OPERASYONLARINA SON VERMEYECEK, VERMEZ''
Başbakan Erdoğan, ''Eğer bugün Kandil'e operasyon yapılabiliyorsa, bu iktidarımızın siyasi, diplomatik başarısıdır, 5 Kasım 2007'nin başarısıdır. Terör cephesi silahını bırakmadığı sürece askerimiz de polisimiz de operasyonlarına son vermeyecek, vermez'' dedi.
TBMM Genel Kurulunda, 2010 yılı bütçesi üzerindeki eleştirilere yanıt veren Başbakan Erdoğan, ''demokratik açılım'' konusunda muhalefetin eleştirilerine değindi. DTP'nin uç eleştirilerinin benzerini MHP'nin yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''DTP, PKK'nın muhatap alınmamasını, PKK ile müzakere yapılmamasını eleştiriyor. MHP, PKK'nın muhatap alındığını, PKK'yla müzakere edildiğini söylüyor. DTP, PKK'nın tasfiye edilmeye çalışıldığını; MHP, PKK'nın meşrulaştırılmaya çalışıldığını söylüyor. O başka, bu başka, hangisi doğru? Bizim yaptığımız doğru. DTP, PKK ve DTP'nin taleplerine sırt dönüldüğünü, ciddiye alınmadığını, devre dışı bırakıldığını; MHP, PKK ve DTP'ye taviz verildiğini söylüyor. Hangisi doğru? İki tarafın söylemleri bile, Hükümetin gerçekte ne yaptığını ve ne yapmadığını ortaya koyduğu gibi, Hükümetin ne kadar isabetli bir kararla doğru yolda olduğunu da gösteriyor. Çok ilginçtir; DTP de dağa çıkmaktan bahsediyor, MHP de dağa çıkmaktan bahsediyor. Biz ise her zaman olduğu gibi sağduyunun, birliğin, beraberliğin, kardeşliğin sesiyiz. Hepinizi buraya, Parlamentoya siyaset yapmaya çağırıyorum. Farkımız bu...Çünkü sorunun çözümü konusunda tartışılma yeri Meclistir, demokrasidir, siyasettir.
Sayın Bahçeli dün, Ankara'da partililerini topladı. 4 aydır yaptığı gibi, dün de bir kez daha bana, şahsıma, partime, Hükümetime en ağır ifadelerle, en ağır kavramlarla, kelimelerle hakaretler yağdırdı. Bunların hiçbirini üzerime almadığımı da ciddiye de almadığımı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Ancak, es kaza televizyonlarda bu konuşmaları gören, dinleyen çocuklarımızın ruh sağlığı noktasında endişe taşıyorum. Aziz milletimizden, anne ve babalardan çocuklarını Sayın Bahçeli konuşurken televizyondan uzak tutmalarını hassasiyetle rica ediyorum.''
''İHANETLE SUÇLAMAK SİZLERİN HADDİNE Mİ?''
Başbakan Erdoğan, 20 Şubat 2001'de 9 bankanın, ''mesai saatleri dışında Merkez Bankası'ndan 4 milyar doları hortumladıklarını ve sadece bir günde 1 katrilyon 635 trilyon kazandıklarını'' ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Adeta Merkez Bankasına bir enjektör dayandı ve bu milletin kaynakları, kazançları, alın teri maalesef çekildi. O zaman tabii Sayın Bahçeli, Başbakan Yardımcısı idi, Hükümeti oluşturan koalisyonun ortağıydı. Hesap sordunuz mu, gereğini yaptınız mı? Allah aşkına, birilerini bölücülükle, ihanetle suçlama, sizlerin haddine mi? 'Bizim dönemimizde terör durdu' diyorsunuz. Amerika, terörist başını sizlere teslim etti. O zaman hangi yasa uygulamadaydı? Peki, İmralı'ya kim yerleştirdi? Bütün gerçekler milletimin gözü önünde devam etti. Muhalefetin tamamına esleniyorum; 'Terörle mücadele edilmiyor' diyerek bu ülkenin askerine, polisine, jandarmasına, korucularına haksızlık, insafsızlık ediyorsunuz. Terörle mücadelede onların şevkini siz kırıyorsunuz? Ben her zaman askerime de emniyet teşkilatına da 'Ne ihtiyacınız varsa, bunu bize söyleyin, ne gereği varsa, ihtiyacınızda A'den Z'ye bunları yapmaya hazırız' demişimdir. Her zaman bize söylenen şudur, 'Ne istediysek aldık' olmuştur.
Eğer bugün Kandil'e operasyon yapılabiliyorsa, bu iktidarımızın siyasi, diplomatik başarısıdır, 5 Kasım 2007'nin başarısıdır. Acaba bizden önceki yönetimler içerisinde, özellikle bir önceki yönetim Ankara'nın dışına çıkabildi mi? Ankara'nın dışında hangi ülkeyle oturup da bu konuları görüşebildiler? Defalarca sınır ötesi harekat yapıldı, hala yapılıyor. Hala devam ediyor. Bu konuda kararlılığımız devam edecek. Ülkemizde aynı şekilde, terör cephesi silahını bırakmadığı sürece askerimiz de polisimiz de operasyonlarına son vermeyecek, vermez. ''
Başbakan Erdoğan, AK PARTi'nin 81 ilin tamamında olduğunu belirterek, ''Siyasetçi olarak da varız. Ama siz 81 vilayetin kaçında varsınız? Bir hesap yapın, hesap... Sivas'tan öteye gidebiliyor musunuz? Sizin gittiğiniz yerler belli... Biz 81 vilayetin 81'inde varız. Askeriniz nerede, polisimiz nerede, AK PARTi de orada'' dedi.
''KÜRT KARDEŞİMİZ BİLE DİYEMİYORSUNUZ''
Başbakan Erdoğan, ''Siz, 'Kürt kardeşimiz' bile diyemiyorsunuz, 'Kürtçe konuşan kardeşimiz' diyemiyorsunuz. Allah'ın Kürt olarak yarattığı bir insana. Kürt olduğunu söylemek bir lütuftur, bir zenginliktir. İnsanlar etnik yapı olarak doğuştan öyle doğar. Sonradan etnik kimlik kazanmazlar. Eğer bunu bilirseniz o zaman Türkiye'de farklı etnik yapılara saygının da ne olduğunu öğrenirsiniz'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Türkiyeli olmayı, bölücülük olarak nitelendiriyorsunuz, ihanet olarak niteliyorsunuz. Türkiyeliyim demek, Türkiyeli olduğunu söylemek, niçin ihanet oluyor? 'Türkiye halkı' ifadesini kullanan Atatürk de mi bölücüydü. Türk milleti demek, Türkiye halkı demektir. Türk milleti demek, Türkiyeli olmak demektir. Daha önce de ifade ettim, Gazi Mustafa Kemal bu konuyu en güzel şekilde ortaya koymuş. Öğreneceksin, öğreneceksin. Siz, ben bu kürsüden alt kimlik, üst kimlik beyanlarını yaptığımda çıldırdınız, 'alt kimlik, üst kimlik olmaz' dediniz. Daha sonra bunları kullanmaya başladınız. Bunları da öğreneceksiniz. Tutanaklarda hepsi var.''
DTP'NİN KAPATILMASI
Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin, DTP ile ilgili kapatma kararına da değinerek, bu konuda ''AK PARTi'nin duruşunun net olduğunu'' belirtti. Başbakan Erdoğan, iki temel hassasiyet olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Birincisi, biz parti kapatmaya karşıyız. Cezanın tüzel kişiliklere değil, kişilere verilmesi gerektiğini düşünüyoruz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Halkın getirdiğini ancak halkın götürebileceğini vurguluyoruz. Ancak şunu da görmemiz gerekiyor: Dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile şiddete, teröre destek veren, övgüde bulunan, organik ilişkide olan siyasal yapılara izin verilmez. Çünkü terör, demokrasinin düşmanıdır. Terörün yedeğinde siyaset yapmak, demokratik bir mücadele değildir, olamaz. AK PARTi olarak her türlü aykırı fikrin, her türlü farklılığın siyaset ve demokrasi içinde tutulması gerektiğine, kendisini özgürce dile getirmesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak şiddet ve terörü açıkça reddedemeyen, hukuk düzenine uyum sağlayamayan, siyasetin ve demokrasinin hassasiyetlerini gözetemeyen siyasetçilerin sorumsuzlukları sebebiyle bir ülkenin zarar görmesini, bir ülkenin imajının zedelenmesini de doğru bulmayız. Biz, siyasi hayatımız boyunca sadece milletimizden direktif aldık, sadece milletimizin çizdiği rotada yürümeye, sadece halkımızın talep ve beklentilerini yerine getirmeye çalıştık. Tüm siyasi partilere de önerimiz, yüzlerini millete çevirmeleri, milletin sesine kulak vermeleri, milletin hassasiyetlerine dikkat etmeleridir.''
''STATÜKO DEVAM EDEMEZ, GENÇLER GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME GÖNDERİLEMEZ. DAHA FAZLA OCAĞIN SÖNMESİNE, BEDELİN ÖDENMESİNE TAHAMMÜLÜMÜZ OLAMAZ''
Başbakan Erdoğan, ''statükonun devam etmeyeceğini, gençlerin göz göre göre ölüme gönderilemeyeceğini, daha fazla ocağın sönmesine, bedelin ödenmesine tahammüllerinin olamayacağını belirterek, ''Biz bu meydanı teröre, terör yandaşlarına, terörün akıttığı kandan beslenenlere, vampirlere teslim etmeyeceğiz. İşte onun için inadına demokrasi, açılım, birlik kardeşlik diyoruz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, ''Terör piyasasından nemalananların, bu süreci akamete uğratmak için ellerinden geleni yapacağını bilerek, ama bunlara boyun eğmemek üzere yola çıktık'' dedi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Statüko devam edemez, gençler göz göre göre ölüme gönderilemez. Daha fazla ocağın sönmesine, daha fazla bedelin ödenmesine tahammülümüz olamaz. Biz bu meydanı teröre, terör yandaşlarına, terörün akıttığı kandan beslenenlere, vampirlere teslim etmeyeceğiz. İşte onun için inadına demokrasi, açılım, birlik kardeşlik diyoruz ve gür bir sada ile bunu haykırıyoruz.
Gençlerin ve şehitlerimizin kanı üzerinden maddi ya da manevi rant devşirenler var. Biz, bu mücadeleye başlarken, tüm bu rantçıları, çıkar çevrelerini karşımıza alarak yola çıktık. Elbette kolay olmayacak. Hortumları kesilenler elbette duvar gibi bu sürecin karşısında duracaklar. Rantlarını yitirenler elbette her türlü tahrike, provokasyona başvuracaklar. Ama biz bunları kararlılıkla yok edip yolumuza devam edeceğiz.''
''26. SIRADAN 17. SIRAYA''
Başbakan Erdoğan, 26. sırada devralınan Türk ekonomisinin 17. sıraya çıktığını ifade ederek, millete hizmet yolunda kararlı bir şekilde yola devam edildiğini söyledi.
''Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin üyesi olacak denildiğinde kimse buna inanmazken, Türkiye şu anda BM Güvenlik Konseyinin üyesi'' diyen Başbakan Erdoğan, ''(Türkiye Medeniyetler İttifakı adında bir proje başlatacak) denseydi, buna kimse inanmazdı. Ama bugün biz, 100 ülkeyi aşkın üyenin bulunduğu, İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakına eşbaşkanlık yapıyoruz'' dedi.
''AB ile müzakerelere başlanacak denilseydi... Sayın Baykal, uçu açık gibi ifadeler kullandı... Sayın Baykal, AB'nin üye sayısı şu anda 28 değil 27, onu da iyi takip edin'' diyen Başbakan Erdoğan, 1959'da Adnan Menderes'le, 1963'te de İsmet İnönü ile AB resmi sürecinin başladığını; MHP-DSP-ANAP iktidarında da 1999 Helsinki Zirvesiyle üyelikle ilgili başvurunun kabul edildiğini belirtti.
Başbakan Erdoğan, iktidarları döneminde de müzakerelere ilişkin sürecin başladığını, AB sürecinde 11 faslın açıldığını, 1 faslın hem açıldığını hem de kapandığını ifade ederek, sürecin devam ettiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Sürecin ucu açık, kapalı... Bunlar önemli değil. Şu anda Hırvatistan için de aynı durum söz konusu. Fakat biz Türkiye olarak, AB üyesi ülkelerle ilişkilerimizin ne noktada olduğunu pekiştirmek istiyoruz. AB bu noktada bizi oyalar veya farklı bir karar verebilir. Biz ne durumdayız? Bu önemli. Türkiye olarak, her zaman söylüyorum; Kopenhag siyasi kriterleri noktasında bizim Ankara siyasi kriterlerimiz var. Maastricht kriterleri noktasında bizim İstanbul ekonomik kriterlerimiz var. Bunlarla biz yapılanmalarımızı yaptık ve yolumuza devam ediyoruz.
Bunları devamlı anlatacağız ve vurgulayacağız. Çünkü anlattığımız halde anlamamakta direnenler var. Suriye, Ürdün ve Libya ile vize kalkacak, Kıbrıs'ta somut adımlar atılacak dediğimiz zaman buna kimse inanmazdı. Buyurun, Suriye, Ürdün ve Libya ile karşılıklı olarak vizeleri kaldırdık. Şu anda aramızdaki dış ticaret hacmi süratle yükseliyor.''
''SİZİN GÖREVİNİZ DEĞİL MİYDİ?''
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bölgesel meselelerde çok önemli bir yere geldiğini belirtti.
KKTC'nin, gözlemci sıfatıyla İslam Konferansı Örgütünün üyesi olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''(Orhun Anıtlarını yaptık) diyoruz, kızıyor, sinirleniyor, (tabi ki yapacaksın) diyorlar. Peki Sayın Bahçeli, sizin göreviniz değil miydi? 3,5 sene iktidarda kaldınız, Başbakan Yardımcısıydınız, niye yapmadınız? Karakurum'dan ta oraya kadar çöldü, 46 kilometrelik asfalt yolunu yaptık, niçin? Tarihimizi hatırlayalım diye. Buralardan oralara gidenler, gittiklerinde, 'bizim büyüklerimiz de bir şeyler yapmış' desinler. 3,5 yıllık iktidar döneminde vakıf eserlerine sahip çıkamadınız. Ne Osmanlının ne Selçuklunun ne cumhuriyetin eserlerine sahip çıkmadınız, çıkamadınız. Sizin göreviniz değil miydi?'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, muhalefet sıralarından ''Akdamar...'' lafı atılması üzerine, ''Onlar da şu anda bu ülkenin değeri durumundadır'' dedi.
Avrupa'nın bir çok bölgesinde camiler ve mescitler bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Zaman geliyor o ülkelerin yönetimleri yaptırıyor, zaman geliyor biz yapıyoruz. Sizin devlet anlayışınız, uluslararası mantığınız, siyasetiniz yok, farkımız burada'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Kazakistan, Türkmenistan, Moğolistan, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kosova, Yunanistan, Filistin, Lübnan'da Türk eserleri olduğunu söyledi.
''BAŞLADIĞIMIZ ANDAKİ KADAR HEYECAN VE COŞKU DOLUYUZ''
Cesaretle, kararlılıkla, sağduyuyla sorunların üzerine gitmeye devam edeceklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Vazgeçtiğimiz anda kaybeden Türkiye olur. Vazgeçmeyeceğiz. Türkiye'nin kaybetmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Son derece kararlıyız. Başladığımız andaki kadar heyecan ve coşku doluyuz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, bugün tüm dünyanın, tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birini, 2. Dünya Savaşının ardından da en büyük küresel ekonomik krizini yaşadığını ve yaşamaya devam ettiğini söyledi.
Dünya ticaret hacminin, bu yıl yüzde 11,9 oranında küçüleceğinin tahmin edildiğini belirten Başbakan Erdoğan, krizle birlikte sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada işsizlikte bir artış yaşandığını söyledi.
Başbakan Erdoğan, ''ABD'yi, Japonya'yı, İspanya'yı, İtalya'yı, Almanya'yı hepsini görün. Doğru, bizde de bir artış var, biz geldiğimizde işsizlik 10,7 idi. Şu anda da maalesef 13,7-13,8. Onların anlattığı gibi çok büyük bir konumda değiliz. Açarsınız kitapçığı, orada detaylı rakamlar var. Büyüme oranına ve işsizliğe baktığınız zaman ABD'de de bu oranın çok daha fazla arttığını ve patladığını görürsünüz'' diye konuştu.
CHP sıralarından laf atılması üzerine Başbakan Erdoğan, ''Aç bak, bizim dağıttığımıza bak'' dedi.
OECD ülkeleri arasındaki ortalama işsizlik artış oranının yüzde 39, Türkiye'de ise yüzde 36 olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, dünyada şu anda, 1,2 milyar kişinin günlük harcamasının 1,25 doların altında olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Bu rakam, dikkat ediniz, dünya nüfusunun yüzde 21,3'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin yoksullukla mücadelede de başarılı bir grafik izlediğini belirterek, 2002'de günlük harcaması 2,15 doların altında olanların oranı yüzde 3 iken, 2008'de bu oranın binde 5'e kadar düştüğünü kaydetti.
Küresel krizin başladığı andan itibaren hassasiyetle işin üzerine gittiklerini ve bundan sonra bu krize direnen en önemli ülkelerden birisi olacaklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Güçlü ekonomisiyle bölgesinin ve dünyanın ilgisini üzerinde toplayan bir Türkiye var'' dedi.
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,2010,bütçe,
2009-12-22 · Kategori: siyaset
MEVLANA'NIN 736. VUSLAT YIL DÖNÜMÜ ANMA ETKİNLİKLERİ
BAŞBAKAN ERDOĞAN:
"KİMSE BAŞKASINA ZULÜM EDEREK ADALETİ TESİS EDEMEZ"
AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Burada (Konya) Mevlana'nın hakikate, hakkaniyete, adalete çağıran, bunun için bir ney gibi inleyen merhametli sesi duyulur. Biz, bizi ebediyete çağıran o sese kulak vererek millet olduk, o sese gönül vererek çokluk içinde, farklılık içinde birliğin ruhuna erdik'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Mevlana'nın 736. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Etkinlikleri çerçevesinde Mevlana Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Şeb-i Arus törenine katıldı.
Burada yaptığı konuşmaya, ''Mevlana Hazretlerinin aziz gönüldaşları, sevgili kardeşlerim'' sözleriyle başlayan Başbakan Erdoğan, bu gecenin, Şeb-i Arus, yani vuslat gecesi olduğunu söyledi.
Bu gecenin, ''Hazreti Mevlana'nın Hakka yürüdüğü, ebedi sevgiliye kavuştuğu gece olduğunu'' belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''736 yıl sonra böyle manidar bir gecede, aşk diyarı Konya'da, Hazreti Mevlana'nın manevi huzurunda olmanın heyecanını yaşıyoruz. Sekiz asırdan beri görkemli nazarı bu topraklar üzerinde olan, ışığı bu kubbeyi, Anadolu'yu ve Rumeli'yi aydınlatan Mevlana'yı ve büyük mirasını hürmetle yad ediyoruz. Bu müstesna gecede, gönlüyle burada olan bütün milletimizi, bütün misafirlerimizi aşkla, sevgiyle selamlıyorum.
Bugün güzel bir tevafuku da yaşıyor, 736. Vuslat Yıl Dönümü'nü, hicri yılbaşında, hicri 1431 yılının, Muharrem ayının ilk gününde idrak ediyoruz. Yeni hicri yılı da kutluyor, tüm insanlığa barış ve huzur getirmesini temenni ediyorum''
''O AYDINLIK İSTİKAMET BİZİM DE İSTİKAMETİMİZDİR''
Alimlerin, ariflerin ve bilginlerin izini sürmenin, ebedi hakikatin peşinden gitmek ve ebedi hakikatin izini sürmek olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, alimlerin, ezeli ve ebedi hakikatlerin ve hakikat önderlerinin varisleri olduğunu dile getirdi ve onların, kendilerine tabi olanları doğru menzile götüren, doğru yolun kılavuzları olduklarını ifade etti.
Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Ne mutlu bize ki alimin mürekkebini şehidin kanı kadar aziz bilen bir medeniyetin mensuplarıyız. Ne mutlu bize ki Mevlana'nın aşk dolu, sevgi dolu gönlüyle aydınlattığı o yol bugün bizim de yolumuzdur ve o aydınlık istikamet bizim de istikametimizdir.
O Mevlana ki yolunu ve kılavuzunu 'ben Hazreti Muhammedi muhtarın ayağının tozuyum' diyerek belirlemiş, son nefesine kadar bu istikamette yürümüş, muazzam eserleriyle bize de o istikameti göstermiştir. Onun sevgiyle yoğrulmuş diline ve anlayışına en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde olduğumuza dikkat çekerek diyorum ki; her sene aralık ayında Şeb-i Arus vesilesiyle Konya'ya geldiğimizde Hazreti Mevlana'nın manevi ikliminde yüreğimiz aydınlanır, gönlümüz ferahlar. Çünkü burada Mevlana'nın hakikate, hakkaniyete, adalete çağıran, bunun için bir ney gibi inleyen merhametli sesi duyulur.
Biz, bizi ebediyete çağıran o sese kulak vererek millet olduk, o sese gönül vererek çokluk içinde, farklılık içinde birliğin ruhuna erdik. Kesrette vahdet buradan geçecektir. Biliyoruz ki Mevlana'nın aşk mektebine tabi olanlar burada, yerlerin ve göklerin deveranına katılır.
Burada, ruhlar bedenlerden yükselir, kanatlanır ve bütün kainatla, bütün alemlerle birlikte sema eder. Burada en katı yürekler erir, burada söz yerini manaya, ebedi ahenge, musikiye bırakır.
Ölümü, Şeb-i Arus, yani düğün gecesi olarak selamlayan Hazreti Mevlana'nın manevi makamı önünde dünyanın geçici bir konak olduğunu, bir gölgelik olduğunu yüreğimizde hissederiz ve ruhlarımızın ötelere, sonsuzluğa iştiyakı artar.
Bu iklimi bugün de yaşadığımız için bir kez daha Allah'a şükrediyoruz.''
''KİMSE BAŞKASINA ZULÜM EDEREK ADALETİ TESİS EDEMEZ''
Başbakan Erdoğan, kimsenin başkasına zulüm ederek adaleti tesis edemeyeceğini belirterek, ''Biz, bu anlayışla ülkemiz için de bölgemiz için de insanlık için de barış, huzur ve adalet istiyoruz. Diyoruz ki Türk milleti hiç kimsenin hukukunu çiğnememiştir, bundan sonra da çiğnemeyecektir, ama kimse de bizim hukukumuzu çiğnemesin, buna da müsaade edemeyiz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Mevlana'nın 736. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Etkinlikleri çerçevesinde Mevlana Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Şeb-i Arus törenindeki konuşmasında, dinleyicilere ''Aziz Mevlana dostları'' şeklinde hitap etti.
Hazreti Mevlana'nın kitabında kin ve nefrete yer olmadığını, onun mefkuresinin belki de en çok da bugün insanlığın hasretini çektiği mefkure olduğuna dikkati çeken Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Batı dünyasının Ortaçağ'ın zifiri karanlığında olduğu bir dönemde O, insana 'aşkın aynasında kendine bakmayı' ve 'aşkla kölelikten kurtularak' özgürleşmeyi öğretti. Mevlana, 'Hak teala beni aşkın şarabından yarattı' dedi ve insana özündeki ebedi kurtuluş yolunu gösterdi.
Ebedi sevgi ve ebedi aşkın dilini onun kadar evrenselleştiren, yaratılmışların en seçkini olan insanı onun kadar yücelten, ümit kapılarını insana onun kadar açan kaç irfan sahibi var? Ferhat, Şirin için nasıl kazmayı dağa vurduysa, Mevlana da aynı manaya ermek için, aynı kaynaktan su içerek ebedi hasretini dindirmek için insanın derununa, iç alemine, kalbine yöneldi ve bizi de topluca oraya çağırdı. Bu çağrısı yüzünden, yani davet ettiği yeryüzünden geçen yüzyıllar O'nun yaymak istediği ışıktan hiçbir şey eksiltmedi, aksine o ışığı daha da artırdı. Zira, yaradılışı gereği insan ruhunun en büyük özlemi, Mesnevi'nin inleyen ney sesiyle anlattığı gibi ruhun esas sahibine, yaratıcısına duyduğu özlemdir.''
''RENKLER, FARKLAR ONUN CÜBBESİNİN İÇİNDE KAYBOLDU''
Başbakan Erdoğan, bütün sanatkarlar, bütün metafizik bilginleri, hikmet ve irfan peşinde olan bütün bilge kişilerin bu sırrın peşinde koştuklarını belirterek, ''Mevlana işte o aranan sırrı keşfeden, bütün büyük ruhların duyduğu o ezeli hasreti insana duyuran irfanın sahibidir. Maddeciliğin ruhları rehin aldığı çağımızın insanı da Mevlana'nın insan kalbinden çıkardığı irfana ekmek kadar, su kadar muhtaçtır. Bugün bütün dünyada sevgiyle okunmasının, sahiplenilmesinin, milyonlarca insanın Konya'da onun 'gel' çağrısına cevap vermesinin sırrı da buradadır'' diye konuştu.
Mevlana'nın, İslam yurdunun en amansız saldırılara maruz kaldığı, Moğol zulmünün Anadolu'yu kasıp kavurduğu, kaosun ümitleri kırdığı, kapıların kapandığı bir zamanda ''bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir'' diyerek istikbale doğru yeni bir kapı açtığını belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''O, herkesin, her insanın, her yaradılanın hakikatten nasibi olduğuna inandı ve herkese gönlünü açtı. Gönül kapısını her dem açık tuttu ve kimseyi ama kimseyi o kapıdan kovmadı, uzaklaştırmadı. İslam'ı öyle güzel yaşadı, etrafına öyle çok güzellikler, öyle çok merhamet ve sevgi yaydı ki adeta O'nu öldürmeye gelenler O'nda can buldu, ama İslam'a çeşitlilik katmadı. İslam dünyada tek İslamdır, ikinci bir İslam yoktur, önüne ve arkasına bir başka sıfat yakıştırılamaz. Çünkü bizi yaratan Allah 'inse ve cinne' seslendi. Mevlana insana 'can' diye seslendi ve 'her canın içinde bir can olduğunu' söyledi. Sadece Müslüman müderrisler, muallimler, mutasavvıflar, dervişler, talebeler ona hürmet etmedi, papazlar, hahamlar, keşişler de ona hayranlıklarını gizleyemedi. Renkler, farklar onun cübbesinin içinde kayboldu. Tıpkı Yunus gibi, Yunus da O'nun gibi... 'Dervişlik olaydı tac ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka' dediler.
İslam milletinin örnek bir alimi, numune bir arifi oldu. Çünkü bilge olmak yetmiyordu. Asıl bilge olmak, bilmediğini bilmekti. İşte Mevlana, bunun çizgilerini ortaya koydu. Hikmet burcunda söylediği ince sözlerle insanı bedenin arzularından kurtulup ruhun yüceliklerine ulaşmaya çağırdı. Öyle çok sevildi, öyle çok hüsnü kabul gördü ki Mevlana Celaleddin-i Rumi, ruhunu Allah'a teslim ettiğinde, vuslata erdiğinde, cenaze merasiminde on binlerce Müslüman'ın yanı sıra on binlerce de gayrı Müslim gözyaşlarıyla katıldı.
Çünkü o, büyük aşk adamıydı, çünkü o büyük aşkıyla gönüller fethetmişti ve herkes için kapılar açmış, tarihin en büyük açılımını yapmıştı.''
''O KANDİL BUGÜN DE YOLUMUZU AYDINLATIYOR''
Başbakan Erdoğan, Mevlana için ''İstikametinden, doğru yoldan, aşkla bağlandığı Hakk'ın yolundan öyle emindi ki kimseyi ötekileştirmemenin en güçlü çağrısını modern zamanlardan tam sekiz yüz yıl önce yaptı ve 'kim olursan ol, gel' diye herkesi hakikate çağırdı'' ifadelerini kullandı.
O'nun, hakikati kendi tekelinde zannedenler gibi asabiyete, taassuba, körü körüne inanca karşı çıktığını, gönlünü ve kollarını açabildiği kadar açtığını ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Nefsini çiğneyebilenlerin, ruhunu yüceltebilenlerin mesleği, meşrebi, yolu yordamı hakikatin yolundaki taşları ayıklamaktır. Kendini aşmış, 'ben gelmedim kavga için/ benim işim sevgi için' diyen Yunus Emre gibi... Evet... Hangi etnik yapıdan olursa olsun, hepsine de bakışı 'yaradılanı severiz yaradandan ötürü' anlayışıyla tüm insanları sevdi. Bu yüzden yüreğinin sesi, ses geçirmez duvarları da yüzyılları da aşmış ve bugüne ulaşmıştır. Selçuklu Devleti'nden sonra 600 yıllık Osmanlı Devleti'ne de o sevgi, aşk ve ümit kapısından girilmiş, üç kıtaya yüzyıllar boyu adaletin, medeniyetin kandilleri taşınmıştır.
İftiharla söyleyelim ki o kandil bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Bugün, bütün dünyada, insanı, insan hayatını hiçe sayan, maddeyi kutsayan, güç ve iktidarı, silahı ve parayı mutlak güç ve iktidar zanneden otoriter felsefeler bir bir insanlığın başına bela olurken Hazreti Mevlana'nın müşfik sesi dünyanın her tarafında yankılanıyor.
Bizler de tam buradan, Konya'dan dünyaya sesleniyor, tam buradan insanlığın adalet, barış ve huzur arayışına gece gündüz çalışarak katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Tabii, ülkemizden başlayarak, yüreğimizle, beraberliğimizle, kardeşliğimizi güçlendirerek bunu başlatıyor ve bunu dünyaya yaymaya çalışıyoruz.''
''AYRIŞTIRICI VE TAHRİP EDİCİ USLUBU UZAK TUTMAK ZORUNDAYIZ''
Başbakan Erdoğan, Sadii Şirazi'nin ''Mazlumun kurumuş dudağına söyleyin gülsün, zalimin dişleri er geç çürüyecektir'' sözlerine atıfta bulunarak, ''Öyledir, zira zulüm hiçbir zaman ebedi değildir'' diye konuştu.
Mevlana'nın yaşadığı dönemde İslam yurdunu çiğneyen Haçlı ve Moğol hükümdarlarının adlarıyla tarih sahnesinden silindiğini belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ama insanı yücelten Mevlana'nın sesi bütün dünyada yankılanıyor. Herkese çağrımız; hak ve hakkaniyetten ayrılmamasıdır. Kimse başkasına zulüm ederek adaleti tesis edemez. Biz, bu anlayışla ülkemiz için de bölgemiz için de insanlık için de barış, huzur ve adalet istiyoruz. Diyoruz ki Türk milleti hiç kimsenin hukukunu çiğnememiştir, bundan sonra da çiğnemeyecektir, ama kimse de bizim hukukumuzu çiğnemesin, buna da müsaade edemeyiz.
Kimsenin yaradılıştan sahip olduğu haklara kavuşması, bizim adalet anlayışımızı yaralamaz, aksine bizi memnun eder. Şiddet, öfke, nefret, kin, husumet, tarih boyunca insanlığa keder ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir. Birbirimizi duymak, birbirimizi dinlemek, kelimelerimizden, kavramlarımızdan ayrıştırıcı ve tahrip edici üslubu uzak tutmak zorundayız. Buna bugün her zamankinden daha fazla muhtacız. Birlik, beraberlik ve kardeşlik
değirmenine su taşımak zorundayız. Biz, Mevlana'nın evrensel mesajını dünya üzerinde egemen kılmaya, evrensel barış ve kardeşliği tesis etmeye çalışırken kendi evimizde, kendi ocağımızda da da bunu başarmak, Mevlana yurdunda da ete kemiğe bürünmüş müşahhas mesajları dünyaya iletmek durumundayız.''
''HİDDET VE ŞİDDET BİZİM YOLUMUZ DEĞİL, BİZİM ÜSLUBUMUZ DEĞİL. O YOLU SEÇSEYDİK 'CÖMERTLİKTE AKARSU GİBİ' OLAMAZDIK. ÖYLE OLSAYDIK ADALETİ SAĞLAYAMAZDIK, PAYLAŞMAYI ÖĞRENEMEZDİK VE TARİHE YÖN VEREN BİR BÜYÜK MİLLET OLAMAZDIK''
Başbakan Erdoğan, ''Hazreti Mevlana sanki tam da bugünlerimiz için diyor ki 'Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.' Bütün mesele budur. Bugün ülkemizin de insanlığın da muhtaç olduğu reçete budur'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Mevlana'nın 736. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Etkinlikleri çerçevesinde Mevlana Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Şeb-i Arus törenindeki konuşmasında, Ahmet Yesevi, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli, Sadi, Hafız ve Şems gibi büyük alimlerden öğrendikleri şeyin adalet ve hakkaniyet çizgisinden sapmamak olduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Bakınız Hazreti Mevlana sanki tam da bugünlerimiz için diyor ki 'Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.' Bütün mesele budur. Bugün ülkemizin de insanlığın da muhtaç olduğu reçete budur.
Hazreti Mevlana bu cümlesiyle bize hem bir ahlak felsefesinin, hem de bir siyaset felsefesinin anahtarını veriyor. Oysa bugün, bu evrensel felsefenin tam aksine bireyci, çıkarcı, hazcı, tekelci, insanı insanın kurdu gören, kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştiren, kendi gibi inanmayanları dışlayan bir anlayış dünyaya egemen olmanın kavgasını veriyor.
Dünyadaki bütün haksız savaşların kaynağında güç ve kudret mücadelesi var. Adaletle bir ekmeği bölüşemeyenler ötekinin gözündeki hayat ışığını da söndürmek istiyorlar. Bugün her zamankinden çok daha fazla dayanışmaya ihtiyacımız var. Bugün her zamankinden daha fazla paylaşmaya ihtiyacımız var. Bugün her zamankinden çok daha fazla kardeşliğe ihtiyacımız var.
Ulusal ve küresel ölçekte Mevlana'nın sesine kulak vermeye, gönlümüzü Mevlana'nın engin ufkuna açmaya bugün daha fazla gereksinim duyuyoruz.''
''KURU DUAYI BIRAK. AĞAÇ İSTEYEN TOHUM EKER''
Medeniyet tasavvurlarının; ''İnsanın hukukunu korumak'' olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bunun için de kendileri için neyi istiyorlarsa insanlık için de onu istediklerini dile getirdi.
Bu taleplerinin adının ''adalet'' olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Son zamanlarda Türkiye'nin sesinin bütün dünyada yankı bulması tam da bu evrensel anlayışı dile getirdiğimiz içindir. Biz, zaten yanan, zaten bizi aydınlatan kandilimizle bir başka kandil yaktığımızda bizim ışığımızdan bir şeyin eksilmeyeceğine inanıyoruz. Bunun için zulme boyun eğmiyoruz, hak ve adaletin sesini yükseltiyoruz.
'Kuru duayı bırak. Ağaç isteyen tohum eker' diyor Hazreti Mevlana. Bir ağaç diktiğimizde o ağacın yeni binlerce meyve ve binlerce ağaç tohumu vereceğini biliyoruz. Bu inançla, bu anlayışla, yüreklere sevginin, barışın, kardeşliğin tohumlarını ekmeye çalışıyor, gönlümüzü açıyoruz ve herkesin açmasını istiyoruz.
Bizim bu felsefemizi soyut, hayata dokunmayan, realiteden uzak bulanlar ışığı yaymak, karanlığa bir mum yakmak yerine ışığa üflemeyi, onu söndürmeyi tavsiye ediyorlar. Hayır, bu yol bizim yolumuz değil. Hiddet ve şiddet bizim yolumuz değil, bizim üslubumuz değil. O yolu seçseydik 'cömertlikte akarsu gibi' olamazdık. Öyle olsaydık adaleti sağlayamazdık, paylaşmayı öğrenemezdik ve tarihe yön veren bir büyük millet olamazdık. O yanlış yolu seçseydik, yüzyıllarca üç kıtada 'şefkat ve merhamette güneş gibi' olamazdık ve bugün Afrika'dan Balkanlara, Orta Asya'dan Orta Doğu'ya hayırla yad edilmezdik.
Birbirimizin 'kusurlarını gece gibi örtmeseydik' gönüller fethedemezdik. Mevlana gibi, Şems gibi, Yunus gibi, Ahi Evran gibi, Hacı Bektaş gibi, Hacıbayram gibi, Akşemsettin gibi alp erenler, alimler kılavuzlarımız olmasaydı ve biz bize öğütlendiği üzere 'Hoşgörüde deniz gibi' olmasaydık, Fas'tan Yemen'e Sudan'dan Bosna'ya, İstanbul'dan Üsküp'e farklı kavimleri, dinleri, dilleri yüzyıllar boyu bir arada tutamazdık.''
''...ÇİĞNENMEK PAHASINA 'HAKKI TUTUP KALDIRMA' SEVDASINDAYIZ''
Anadolu'nun devlet felsefesinin insandan bağımsız bir felsefe olmadığını ve olamayacağını belirten Başbakan Erdoğan, insanı yaratılmışların en şereflisi, en seçkini sayan inancın gereği olarak ''İnsanı yaşat ki devlet yaşasın'' şeklinde konuştu..
Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
''Biz, 'Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol' diyen Mevlana gibi, merhum Akif gibi, çiğnenmek pahasına 'Hakkı tutup kaldırma' sevdasındayız. Yine Hazreti Mevlana'ya kulak veriyoruz. Diyor ki 'şu toprağa, şu tertemiz sevgiden başka bir şey ekmeyiz. Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz.' Bizim de bütün derdimiz, bütün meselemiz bu topraklara ve hiçbir toprağa sevgiden başka bir tohum ekmemektir. Biliyoruz ki bu alemde ve öte alemde herkes ektiğini biçer. Biz bu yüzden adaletin, merhametin, sevginin, kardeşliğin tohumlarını ekmeye çalışıyoruz. Hikmeti, bilgiyi kendi yitiğimiz sayıyoruz ve hakikate ulaşmak için, daha çok adalet için çaba sarf ediyoruz.
Medeniyetimizin büyük öncülerinin en büyük özelliği insanı özgürleştirmeleridir. Zira esas özgürlük, insanın kendi zindanına, benliğine hapsolmaktan kurtulmasıdır. O hapishaneden her kim kurtulabilirse, gönlüne bir dolunay doğacaktır. 'Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüştür, bir insanı dirilten bütün insanlığı diriltmiştir' ebedi ilkesinden almamız gereken ders de budur.
Bizim bütün meselemiz insanı diriltmek olmalıdır. Evet, biz böylesine engin bir medeniyetin evlatlarıyız. Geleceğe de sahip olduğumuz bu mirası sahiplenerek yürüyeceğiz.
Bizim derdimiz, can emanetini, gönül emanetini, akıl emanetini, mülk emanetini emniyet içinde taşımak ve vakit tamam olduğunda ölümünü düğün gecesi sayan Hazreti Mevlana gibi sahibine teslim etmektir.''
Başbakan Erdoğan, ''bu hissiyatla Hazreti Mevlana'nın manevi huzurunda kemali edeple eğildiğini'' söyleyerek sözlerini tamamladı.
17.12.2009
Kalıcı Bağlantı
- Yorum (yok)
- Yorum yaz! | Etiketler : siyaset,başbakan,erdoğan,
2009-12-22 · Kategori: din
Mustafa Kemal ATATÜRK ve MEVLANA
Yıl 1922... Kasım ayının 1'i... Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin başöğretmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alacağı seçilmiş insan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi' ndeki konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor: "Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...”. Evet, o büyük insan gerçek bir dindardı. Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip “dindar” bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz.Muhammed'in buyurduğu “yüksek ahlak” üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O İslamiyet’in kaynağındaki saf şekline bağlıydı.
29 Ekim 1923’de Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte bu saflığı kendisi şöyle tanımlıyor: “Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır.”
Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Konya konuşmaları, Atamızın din hakkındaki görüşlerini ortaya koyması açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. İşte 20-23 Mart 1923 tarihleri arasında Konya’yı ziyareti sırasında yaptığı konuşmadan bölümler: “İslamiyet’in ilk parlak devirlerinde geçmişin mahsulü olan sağlıksız adetler bir zaman için kendini göstermemiş ve yüze çıkmamışsa da, biraz sonra İslamiyet’in gerçeklerine sarılmaktan İslam esaslarına göre hareket etmekten çok, geçmişin mirasa olan adet ve inançları dine karıştırmaya başlamışlardır.
Bu yüzden İslamiyet’e dahil bir akım kavimler, İslam oldukları halde düşmeye, sefalete, geriliğe maruz kaldılar. Geçmişlerin kötü ve batıl alışkanlıkları ve bu suretle gerçek İslamiyetten uzaklaştıkları için
kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar.
Bu İslam kavimleri içinde Türkler, milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran, diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler. Şüphe yok ki temasların milletler üzerinde etkileri görülür. Türklerin temas ettiği milletlerin o zamanki medeniyetleri ise çökmeye başlamıştı. Türkler bu milletlerin kötü adetlerinden, fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir. Bu hal, kendilerinde bozukluk, cehalet ve insanlıktan öte zihniyetler doğurmasından uzak kalmamıştır. İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birini bu nokta teşkil ediyor.
Milletimizin gerçek din bilginleri, din bilginlerimiz arasında da milletimizin hakkıyla iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara mukabil ilim kisvesi altında hakikatten ilimden uzak, gereğince ilim tahsil edememiş, ilim yolunda layığı kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller vardır. Bunların ikisini birbirine
karıştırmamalıyız.
Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Bilindiği üzere Sıffın vak'asında Hz.Ali’nin ordusuna karşı mızrak uçlarına Kur’an-ı Kerim
sayfalarını takarak saldırdılar. İşte o zaman dine fesatlık, İslam arasına nefretlik girdi ve o zaman hak olan Kur’an, haksızlığa kabule vasıta yapıldı. Halifelik hile ile el değiştirdi. Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar dini hep alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular.
Gerçek ulema, dini bütün bilginler, hiçbir zaman bu müstebit taç sahiplerine uymadılar. Onların emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmadılar. Bu gibi ulema kamçılar altında dövüldü, memleketlerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, darağaçlarında asıldı. Lakin onlar yine o hükümdarların keyfini dine alet etmediler. Fakat gerçek durumda bilgin olmamakla beraber, sırf o kisvede bulundukları için bilgin sanılan, menfaatine düşkün, haris ve imansız bir takım hocalar da vardı. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetva verdiler. İcap ettikçe yanlış hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, sarayda yaşayan kendilerine halife namı veren baskıcı hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat edip, onları himaye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema her vakit ve her devirde onların kinini çekti.
Böyle yapan halifelerinin ve din bilginlerinin arzularına muvaffak olmadıklarını tarih bize misallerle izah ve ispat etmektedir. Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkanı yoktur. Artık kimse böyle hoca kıyafetli sahte alimlere önem verecek değildir. Eğer onlara karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz; derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi yönde
atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, o adım benim milletimin kalbine havale edilmiş kanlı bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adamı tepelemektir.”
Evet, yıllar önce ve olağanüstü şartlarda kullanılmış bu ifadeler Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ne kadar büyük bir kimliğe sahip olduğunun ispatıdır.
Yüce Atatürk’ün Hz.Muhammed'e duyduğu büyük sevgi ile birlikte Hz.Mevlana’nın da fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: “-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”
Evet...Yüce Atatürk sahip olduğu hayat görüşünün kaynağını işte bu sözleriyle özetleyivermiştir.
Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi de davet edilmişti. Söz dönüp dolaşıp Hz.Mevlana’ya gelmiş, yüce Atatürk şunları söylemişti:
“- Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik
etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz.Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir. Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest ve namaz çok tabii olmuştur. Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir."
İşte Yüce Atatürk'ün İslamiyet'e şekilcilik katarak onu asıl ruhundan uzaklaştıranlara verdiği en mükemmel mesajlardan birisi. O birçok kez dinin insanlık tarafından gerçek boyutlarıyla anlaşılmadığını belirtirken, Hz.Mevlana’nın da yanlış ve eksik yorumlandığına da temas etmiştir. Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’ın sözde Mevlana'yı yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söylediği şu sözleri bugün bile üzerinde ibretle düşünülmesi gereken ifadelerdir:
“-Eğer Mevlana’yı sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insanın ruhu dertlenir, biz de belki bir saygısızlık göstermek zorunda kalırdık. Mevlana’yı ululuğuyla kavrayabilmek için medresenin dar kapısından geçmemiş olmak gerek.”
Gazi Mustafa Kemal Paşa Konya’ya yaptığı toplam dokuz ziyareti sırasında her sefer önce Hz.Mevlana’nın makamının bulunduğu Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, tekke ve zaviyelerin işlevlerini tamamlaması ve dolayısıyla kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında Hz.Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştürerek tüm insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır.
Bununla ilgili bilgiler 22 Aralık 1987 yılında yayınlanan Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberde şöyle dile getirilmiştir:
Atatürk, Konya'daki Mevlana Dergahı ve türbesini, Konya'ya ilk gelişi olan 3 Ağustos 1920 günü ziyaret etmiş ve bu ziyaretten pek etkilenmişti. Daha sonra ziyaretlerinde Mevlana Türbesini ziyaret etmeden Konya'dan ayrılmamıştır. 3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için açılan Sema meydanında hazır bulunmuş, 22 Mart 1923 günü yaptığı ziyarette postnişin Abdülhalim Çelebi'nin davetlisi olarak dergahta yemek yemiş, Hz.Mevlana'nın büyüklüğü üzerine takdir ve hayranlık dolu sözler söylemiştir.
Cumhuriyet'in ilanından sonra, tekke ve türbelerin kapatılması hazırlıkları yapılırken, Başbakan İsmet İnönü'ye "Mevlana Dergahı ve türbesinin kapatılmayarak kendi eşyası ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete açılması"emrini vermiştir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu kararı ile dergah, müze haline getirilmiştir.
Atatürk, 18 Şubat 1931 günü Konya'ya 9'uncu defa geldiği zaman, Konya'da 11 gün oturmuş, bu arada 21 Şubat 1931 gününü tamamen artık müze halinde ziyarete açık bulundurulan Mevlana Müzesi'nde geçirmiştir.
Bu ziyaret sırasında eski Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Azar-ı Atika Müzesi müdürü olan Yusuf Akyurt'un ayrı ayrı anlattıklarına göre, Atatürk müze müdürünün odasına girer girmez, niyaz penceresi üzerindeki rubaiyi görmüş, Farsça'yı çok iyi bilen Hasan Ali Yücel'e tercümesini yaptırmıştır. Atatürk tercümedeki: "Ey keremde, yücelikte ve nur saçıcılıkta güneşin, ayın, yıldızların kul olduğu sen. Garip aşıklar, senin kapından başka bir kapıya yol bulmasınlar diye öteki bütün kapıları kapanmış, yalnız senin kapın açık kalmıştır." ibaresini işitir işitmez şöyle demiş:
"Hz.Mevlana'nın büyüklüğü burada bir kere daha kendini gösterdi... Doğrusu ben, 1923 yılındaki ziyaretim sırasında, bu dergahı kapatmayalım Müze olarak halkın ziyaretine açalım, diye düşünmüş; bir yıl sonra dergah ve tekkelerin kapatılması kanunu çıkar çıkmaz İsmet Paşa'ya Mevlana dergahı ve türbesini kendi eşyası ile Müze haline getir emrini vermiştim. Görüyorum ki, şu okuduğumuz rubainin hükmünü yerine getirmişim. Bakınız ne kadar mükemmel bir Müze olmuş..."
Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının “Paşam Hz.Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca
doğurmasın” demeleri üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:
“-Eğer, Hz.Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım. Çünkü, Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır.”
Hz.Muhammedin “Din nedir?” sorusuna verdiği “Ahlak,ahlak,ahlak” cevabına her dönemde çok ihtiyaç duyduğumuzu düşünerek Hz. Muhammed'in, Hz.Ali’nin, Hz.Mevlana'nın ve Atatürk' ün şu sözlerine dikkat çekmek istiyoruz:
“İlim Çin’de olsa gidip öğreniniz.”
Hz.Muhammed
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
Mustafa Kemal Atatürk
“Dünyada sevgiye dair ne varsa ben orada varım,
savaşa dair ne varsa ben orada yokum.”
Hz.Mevlana
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh."
Mustafa Kemal Atatürk
“Evlatlarınızı zamana göre yetiştiriniz.”
Hz.Ali
“Milletimi muasır medeniyet seviyesinde görmek isterim.”
Mustafa Kemal Atatürk
Hz. Mevlânâ’nın Hayatı
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.